Konuyu Değerlendir
  • 1 Oy - 5 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

SKOLYOZDA FİZYOTERAPİ VE REHABİLİTASYON
#1

SKOLYOZDA FİZYOTERAPİ VE REHABİLİTASYON
İnsan vücudunda, omuriliğin ortalama 33 ayrı omuru sıralanmış ve arka arkaya birbirine bağlanmıştır. Bu kolonun birincil görevi baş, göğüs ve karın organlarını desteklemek ve medulla spinalinin geçtiği spinal kanala stabil ve güçlü bir kılıf oluşturmaktır. Yeni doğmuş bir bebeğin omurgası düzdür ancak bebek başını tutmaya başladıktan sonra boyun lordozu oluşur. Bebek oturmaya ve ayağa kalkmaya başladıktan sonra torasik kifoz, lomber lordoz ve sakral kifoz gelişir. Omurganın normal fizyolojik eğrilikleri normal olmakla birlikte, önden veya arkadan görünümden sapmalar patolojik kabul edilir. Skolyoz laterale deviasyon, sagital eğimde azalma ve aksiyel rotasyon ile karakterizedir. Skolyoz, normal dikey çizgiden 10 dereceden fazla sapma olarak da tanımlanabilir. Skolyoz omurganın kendi ekseninde dönmesi sonucu ortaya çıkan sadece koronal planda değil her üç planda şekil bozukluğuna neden olan kompleks bir eğriliktir.

Normal sağlıklı bir birey ayakta durduğunda omurganın tepesinden indirilen bir çizgi torakal omurganın önünden geçerek, L5/S1 eklemini çaprazlar. Aynı şekilde koronal planda da omurga servikalden sakral bölgeye kadar düz bir hat şeklinde uzanmaktadır. Bu anatomik dizilimin her üç uzay planında yani frontal, sagittal veya transvers düzlemde fizyolojik sınırları aşacak şekilde taşmasına spinal deformite adı verilir. Bu deformiteler konjenital olabileceği gibi, idiopatik veya kazanılmış olabilir. Sagittal planda; kifoz ve spondiloliztezis, frontal planda; skolyoz, transvers planda adelosan idiyopatik skolyoz (AİS) ve spondilolizis şeklinde olur. Spinal deformitelerin etiyolojisi bir çok nedene bağlı olabilir. Konjenital hastalıklar, dejeneratif hastalıklar, travma, enfeksiyon, tümör, metabolik hastalıklar, nöromüsküler hastalıklar ve AİS gibi etiyolojisi bilinmeyen birçok faktöre bağlı gelişebilir.

Skolyoz eğriliğin yer aldığı anatomik bölgeye ve konveksitenin bulunduğu yöne göre adlandırılır.

Apeksi C1-6 arasında olan eğriliklere servikal:

-Konveks taraf kulak konkavdan daha yüksek
-Boyun kısalmış ve lateral fleksiyonda
-Konkav taraf boyun açısı darlaşmıştır.

C7-T1 arasında olanlara servikotorasik

T2-11 arasında olanlara torakal:
Konveks omuz konkavdan yüksekte
Konveks skapula daha yüksekte
Konveks skapula abdüksiyonda
Konkavda önde-Konvekste arkada gibozite

T12-L1 arasında olanlara torakolomber

L2-4 arasında olanlara lomber:
-Lateral pelvik tilt
-Bel seviyeleri farklı, konkavda aşırılaşma, konvekste azalma
-Gluteal çizgi asimetrik

L5 ve aşağısında olanlara lumbosakral eğrilik adı verilir.
 
İnsidans

10 derece ve üzerindeki eğriliklerin görülme sıklığı %1-3 arası değişirken, tedavi gerektiren 30 derece ve üzerindeki eğriliklerde görülme sıklığı %0.15-0.3‘e düşer. Kadın/erkek oranı 10 derece ve üstündeki eğriliklerde 1.4/1 iken bu değer 30 derece üstünde değerlerde kadın/erkek oranı 5/1‘e yükselir.
 
Etiyoloji

Ortaya atılan temel hipotezler genetik faktörler, hormonal faktörler, anormal kemik ve bağ dokusu yapısı, otonom sinir sistemi disfonksiyonlarıdır. Bahsi geçen nedenlerin tamamı birbiriyle bağlantılı ve biribirlerini etkileyen nedenlerdir.
 
 
Biyomekanik Nedenler

Normal bir omurgada, rotasyonun aksı torakal bölgenin önünden geçmektedir. Bu da baskı altında olan torakal bölgeyi katlanmadan korur. Ancak bu bölgede gelişen lordoz vertebraların rotasyon aksının önüne geçmeye zorlar ve katlanmaya açık hale getirir bu da hastaların mevcut deformitelerinin neden öne eğilmekle arttığını gösterir. Baskı altındaki bir omurga iki şekilde hareket edecektir. Ya kifoz ya da lordoskolyoz gelişecektir. 
 
Nörolojik Fonksiyon Bozukluklarına Bağlı Nedenler

Vestibüler, oküler ve propriyoseptif sistem bozuklukları dengenin bozulmasına neden olur. Skolyoz hastalarında kontrol grubuna kıyasla vibrasyon uyarısına karşı cevabın önemli ölçüde azaldığı, sağ ile sol taraf arasında asimetrinin bulunduğu gösterilmiştir. Skolyozu olan kişilerde beynin tamamının oganizasyonunun asimetrik olduğu ve bunun da motor ve duyu yollarında bozukluklara neden olduğu ileri sürülmüştür. 
 
Bağ Dokusu Anomalilerine Bağlı Nedenler

Skolyotik hastaların ligamantum flavum lifleri histolojik olarak incelendiğinde, fibroelastik sistemde, lif yoğunluğunun azaldığı ve düzensiz dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Bu bulgular eşliğinde elastik fibröz sistemin (özellikle fibrillin) idiyopatik skolyoz patogenezinde rolü olduğu düşünülmektedir. 

Sınıflama

Spinal deformitelerin sınıflandırılmasında dört temel amaç vardır; hastalıkların sistemik sınıflaması, tedavi sonuçlarının ve doğal seyrinin tanımlanması, sağlık durumu ya da deformitenin şiddeti ile korelasyon ve tedavi kararları için rehber olmasıdır. Son yüzyılda birçok spinal deformite sınıflaması yayınlanmıştır. Spinal deformiteleri konjenital spinal deformiteler ve idiopatik spinal deformiteler diye iki ana başlık altında incelemek mümkündür. Konjenital spinal deformiteler kendi içerisinde etiyolojilerine göre sınıflandırılır. Adelosan spinal deformitelerde ise bilinen bir etiyoloji olmadığından klinik ve radyolojik belirtilerine göre farklı sınıflamalar yapılmıştır. Bu iki grup dışında ayrıca ileri yaş grubunda görülen dejeneratif spinal deformitelerden de söz etmek gerekir.

Konjenital spinal deformiteler

Konjenital spinal deformiteler genellikle çok küçük yaşta karşımıza çıkar. Temelde ya omurların formasyon defekti, ya da segmentasyon defekti veya hem formasyon hem de segmentasyon defekti sonucu ortaya çıkar.
1. Formasyon defekti: Normal bir vertebranın gelişimi için gerekli embriyolojik materyallerin oluşmasında yaşanılan eksikliklere bağlı gelişen deformitelerdir. Basit bir spina bifida okultadan multipl hemivertebralara kadar uzanan geniş bir spekturumu vardır. Defektin büyüklüğü, okalizasyonu ve tipine göre tamamen okült olabileceği gibi, çok ciddi deformite ve nörolojik kusurlara sahip kompleks bir deformite de olabilir.
2. Segmentasyon defekti: En sık görülme şekli ansegmente bar olup, tek taraflı tek vertebrayı kapsayan bir defekt veya birden fazla segmente uzanan farklı bölgeleri içine alan bir segmentasyon kusurudur. En sık torakal bölgede görülen ansegmente barlar, bu bölgenin büyüme potansiyeline göre klinik semptomlar verirler.

İdiyopatik spinal deformiteler

 Bu gruptaki deformiteler daha çok adelosan çağda görülen deformitelerdir. Bu grubun içinde birçok alt tipten söz edilebilir. En çok karşılaşılan tipler aşağıdakilerdir:
1. İnfantil skolyoz
2. Juvenil skolyoz
3. Adolesan skolyoz
4. Erişkin skolyoz


Spinal Deformitelerin Etiyolojisine Göre Sınıflaması

İdiyopatik:
  • Erken başlangıç
  • Geç başlangıç
  • Adult
Konjenital:
  • Vertebraanomalisi
  • Meningosel-meningomiyelosel
  • Formasyon anomalisi
  • Hemivertebra
  • Ayrık omurlik sendromu
  • Anormal segmentasyon
  • Ünilateral bar
  • Kot füzyonu
  • Spinal disrafizm Gergin omurilik sendromu

Nöromüsküler:
  • Nöropatik hastalıklar
  • Üst-alt motor nöron hastalıkları
  • Spinoserebellar dejenerasyon
  • Poliomiyelit
  • Serebral palsi
  • Miyopatik
  • Konjenital hipotoni
  • Duchen müsküler distrofi


Gelişimsel Sendromlar:
  • İskelet sistemi dizostozisi (Nörofibromatozis gibi)
  • İskelet sistemi dizplazileri (osteogenesiz imperfekta gibi)

Tümörle ilişkili:
  • Osteoblastom
  • Osteid osteom
  • İntraspinal-intramedüller tümörler
  • Ekstramedüller tümörler

İdiopatik Skolyoz

Omurganın lateral deviasyonları içinde en yaygın görülen formu idiopatik skolyozdur. İdiopatik skolyoz omurga ve göğüs kafesinin multifaktöryal, 3 boyutlu bir deformitesidir. İdiopatik skolyoz infantil (<%1), juvenil (%12-21) veya adolesan (%80-88) dönemlerde ortaya çıkabilir. Tanım olarak; sağlıklı çocuğun omurgasındaki lateral eğriliktir, henüz günümüzde bunun oluşum nedeni saptanamamıştır. Bu çocukların, altta yatan herhangi bir nörolojik, musküler problemleri, başka patolojileri ya da radyografik olarak vertebral anomalileri yoktur. Bazen sağlıklı çocuğun hızlı büyüme dönemlerinde progresyon gösterebilir.


Adolesan İdiopatik Skolyoz

 Adolesan idiopatik skolyoz 10-16 yaşları arasındaki çocukların %2-4’ünüetkilemektedir. 10°’nin altındaki eğriliklerde kız ve erkeklerde görülme oranı eşitken, 30°’nin üstündeki eğirilikler kızlarda 10 kat daha fazla görülmektedir. Kızlarda skolyoz daha fazla progresyon gösterir ve tedavi gereksinimi daha fazla olur. 


Adolesan İdiopatik Skolyozda Değerlendirme

Subjektif değerlendirmeler:

1. Hasta ayakta dururken omuz yüksekliği, skapula pozisyonu, göğüs kafesi, pelvis ve kalça ekleminin pozisyonu ve omurganın lateral fleksiyonu değerlendirilir.
2. Vertebral rotasyon (gibozite) değerlendirmesinde hastadan öne doğru eğilmesi istenir. Ayaklar birbirine paralel, dizler ekstansiyonda ve omuzlar gevşek olmalıdır.

Objektif Değerlendirmeler:

1. Çocuğun “yaşı, boyu, kilosu, ailedeki diğer skolyoz vakaları” gibi demografik datalar değerlendirilir. Anamnez alınır. Çocuğun motor gelişimi ve medikal hikayesi hakkında da bilgi edinilmesi önerilir.

2. Antropometrik testler: Bu testler vücutta lateral asimetri olup olmadığı konusunda detaylı bilgi sağlar.

-Akromion yüksekliği: Her bir skapula ile yer arasındaki vertikal uzaklık değerlendirilir.
-Skapula – omurga mesafesi: Her bir skapulanın inferior açısından, kendisine en yakın torasik vertebranın prosesus spinosuna horizontal uzaklığı değerlendirilir.
-S1 – akromion mesafesi: Sağ ve sol akromionun apeks noktaları ile S1 vertebrası arasındaki uzaklık değerlendirilir.
-Biakromial çap: Sağ ve sol akromion arasındaki mesafe hasta ayakta dururken antropometre ile ölçülür.
-Omuz kuşağındaki asimetri: Bu test skapula açılarındaki (a) asimetriyimdeğerlendirir. Biakromial çap (o) ve akromion yükseklikleri (h) değerlendirildikten sonra açı: h/o Arc Sin= a formülü ile hesaplanır.
-ASIS yükseklikleri: Her iki taraftaki anterior superior iliac spine ile yer arasındaki mesafe vertikal olarak değerlendirilir.
-Alt ekstremite uzunluğu: Supin pozisyonda ASIS’den ayak bileğinin medial malleolü arasındaki mesafe ölçülür.
-Gövde asimetrisi : Gövde açısının asimetrisi skolyometre ile ayakta ya da otururken öne eğilme pozisyonunda değerlendirilir.
-Gibozite yüksekliği: Öne eğilme testinde, sırttaki yükseklik farklılıkları 0’dan başlayan iki cetvel ile değerlendirilir.
-Kol dirsek mesafesi: Aynı horizontal çizgi üzerinden, maksimum konkav noktadan rijit bir cetvel ile gövde-kol mesafesi ölçülür. İki taraftaki farklılık asimetri olarak değerlendirilir.

3. Fonksiyonel testler: Öne ve yana eğilme testleri ile omuz kuşağının fleksibilitesi vücuttaki fonksiyonel dengesizliği, temel olarak da gövdenin hareket açıklığını belirlemede kullanılır.

4. Röntgen Değerlendirmesi (Cobb açısı): Skolyoz açısını röntgen üzerinden ölçmek en yaygın kullanılan yöntemdir. Eğrinin büyüklüğünü ölçmede en sık Cobb açısı kullanılır. Standart olarak ayakta dururken çekilmiş posteroanterior omurga radyografisi üstünden ölçüm yapılır.

Skolyozun sınırlarını belirlemek için en büyük deviasyonu olan vertebranın üst çizgisine paralel bir çizgi çizilir. Benzer olarak alt sınır için, en alttaki vertebraya paralel bir çizgi çizilir. Bu iki çizgiye paralel vertikal çizgiler çizilir ve iki çizgi arasında kalan açı ölçülür. Bu açı skolyoz açısı (Cobb açısı) olarak tanımlanır.


Adolesan İdiopatik Skolyozda Progresyon

Adolesan idiopatik skolyoz teşhisi konulduğunda, skolyoza neden olabilecek sekonder bir faktör olup olmadığı ve eğrinin ilerleyip, ilerlemeyeceği belirlenmelidir. Eğrinin ilerlemesinde 3 temel faktör rol oynar. Bunlar; cinsiyet, büyüme potansiyeli, teşhis konulduğu zamanki eğrinin derecesidir. Kız çocuklarında eğriliğin artma riski erkek çocuklarına göre 10 kat daha fazladır. Ne kadar fazla büyüme potansiyeli ve büyük eğri varsa o kadar fazla progresyon riski mevcuttur. Büyüme potansiyelinin değerlendirmesi Tanner evrelemesi veya Risser bulgusu ile yapılır. 

Risser bulgusu: Derecelendirme iliac apofizin kemik füzyonuna göre 0-5 arasında yapılır.

İlk teşhisteki eğriliğin derecesi progresyon riski için önemli bir belirleyicidir. Büyük eğrilikler daha fazla progresyon riski taşımaktadır. 13 - 15 yaşları arasında 20 – 29° eğrilikler % 40, 20°‘ den az eğrilikler % 10 progresyon göstermektedir. 30 - 59° arasındaki skolyozlarda ise risk % 60’a çıkmaktadır. 60°’nin üstünde ise progresyon riski % 90’lara yükselmektedir. Eğriliğin paterni ve yeri de skolyozun progresyon riskini etkilemektedir. Çift eğrilikler, tek eğriliklere göre daha yüksek progresyon riskine sahiptir. Torasik eğrilikler lomber eğriliklerden daha fazla progresyon gösterirler. Tedavi edilmeyen adolesan idiopatik skolyozun kemik maturasyonu tamamlanıncaya kadar progresyon göstereceği düşünülmektedir. 30°’ nin altındaki eğriliklerde kemik maturasyonu tamamlandıktan sonra artış olmamaktadır. 30-50°’ler arasındaki eğriliklerde ise yaşam boyunca 10-15° artış görülmektedir. 50°’nin üstündeki eğiliklerde ise maturasyon tamamlandıktan sonra yılda 1° kadar progresyon olduğu 11 saptanmıştır. Pek çok olguda 100°’ye kadar pulmoner fonksiyonlar etkilenmemektedir.


Skolyoz Belirtileri 

·        Omurganın sağ ya da sol tarafa doğru eğilmesi,
·        Omurgada gözle görülebilen kavis,
·        Omuz ve kalçada asimetri,
·        Dik durmada zorluk çekme,
·        Nefes darlığı,
·        Yorgunluk,
·        Yürümede yaşanan problemler,
·        Sırt, bel ve omuz ağrısı,
·        Kıyafetlerin vücuda tam oturmaması.

Paraspinaller-intercostal kaslar

Konveks taraftaki kaslar zayıf ve uzamış
Konkav taraftaki kaslar ise güçlü ve kısadır.

Scapular kaslar

Konkav taraftaki kaslar zayıf ve uzamış
Konveks taraftaki kaslar ise güçlü ve kısadır.

Nadir de olsa çocukluk çağında çabuk yorulma ve bel ağrısından şikayetle başvurabilirler. Şiddetli vakalarda kostaların iliak kanat üstüne yaptığı basınç nedeni ile belde ağrı olabilir. Solunum kapasitesindeki azalma nefes darlığına yol açabilir. Karın içindeki sıkışma kendisini gastrointestinal şikayetlerle gösterebilir. Hafif vakalarda ise semptomlar orta yaşlara kadar ortaya çıkmaz. Vakaların çoğunda rotasyon, konveksitenin olduğu yöndedir. Toraksta asimetri oluşur. Konveksite tarafındaki omuz yukarı ve öne kayar. Genel vücut yapısı, omuz yüksekliği asimetrisi, belin iki tarafındaki kıvrımların eşit olup olmadığı ya da kalçada asimetri varlığı değerlendirilmelidir. Bacak uzunluk farkları, pelvik obliklik yapısal olmayan skolyozu gösterebilir ve kısa olan bacağın altına destekle fark giderilerek skolyoz ortadan kaldırılabilir.

Klinik Değerlendirme

Hikaye

Hastanın yaşı ve cinsiyeti kaydedilir, deformitenin fark edildiği yaş ve nasıl fark edildiği artıp artmadığı, aile öyküsü sorgulanır. Deformite, ağrı, nörolojik semptomlar, kardiyopulmoner problemler ve fonksiyonel komplikasyonların varlığı araştırılır. Adölesan idiyopatik skolyozlularda ağrı çok sık görülmez. Ancak çok ileri lomber idiyopatik skolyozlu hastalarda kas güçsüzlüğü ve yorgunluğa bağlı ağrı gelişebilir. Ağrının ön planda olması durumunda spondilolizis, spondilolistezis, Scheurmann hastalığı, gergin omurilik, kemik veya spinal kord tümörleri öncelikle akla gelmelidir. Bu hastalarda respiratuar semptomlar genellikle sık görülmez. Nörolojik defisitler nadiren görülür. Herhangi bir nörolojik defisit saptanırsa, ya da sol torakal eğrilik varsa ileri radyolojik tetkiklerle nöral yapılar değerlendirilmelidir. Normalde adelösan idiyopatik skolyozda torakal eğriliğin apeksi sağdadır. Matüritenin saptanabilmesi için ilk adet tarihi, pubik ve aksiller kıllanma sorgulanır. Kızlarda pubik kıllanma ve meme gelişimi, hızlı büyümenin başlangıcından hemen önce görülür. Aksiler kıllanma her iki cinste de büyüme hızının azaldığını göstermektedir. Menarş da hızlı büyüme döneminin yavaşladığını göstermektedir. Erkeklerde ise pubik kıllanma hızlı büyüme döneminden daha önce meydana gelmektedir. Aksiler kıllanma her iki cinste büyüme hızının azaldığını göstermektedir.

Fizik Muayene

Konjenital omurilik patolojisi olan hastalarda spinal deformite beklenilen bir durum olduğundan genellikle klinik takiplerde tanı konulabilir. İdiyopatik spinal deformitelerde ise tanı genellikle geç konulmaktadır. Spinal deformite ile gelen bir hastanın hikaye ve fizik muayenesi spinal deformitenin sekonder sebeplerini ayırt etmede çok yardımcıdır. Aile hikayesi, menstrüasyon durumu, ağrı varlığı, nörolojik değişiklikler, bağırsak ve mesane disfonksiyonları sorgulanmalıdır. Nörolojik bulgular ve ağrının şiddeti deformitenin şiddeti konusunda fikir verir. Fizik muayenede skolyoz olgularında Tanner aşaması ve nörolojik muayene tam olarak yapılmalıdır. Spinal deformiteli bir olgu ele alındığında sırasıyla aşağıdaki durumlar değerlendirilmelidir:


1. Yaş: Yaşamın ilk on yılında nöral hasar riski yüksektir. Bu nedenle bu yaş gurubunda MRG ile nöral yapıların gösterilmesi zorunludur.
2. Cinsiyet: İdiyopatik skolyoz cinsiyet farkı göstermemesine rağmen kızlarda ilerleme olasılığı erkek çocuklara göre altı kat daha fazladır.
3. Yürüme: Hastanın muayene odasında yürüyüşü izlenmelidir. Cerrah ataksik yürüyüşü, ağrılı veya nöral hasara bağlı yürüyüşü incelemeli ve yürüme dengesini gözlemlemelidir.
4. Ağrı: İdiyopatik skolyozlu olgularda aynı yaş gurubundaki çocuklardan farklılık göstermez. Daha önceden olmayan bir ağrının görülmesi veya şiddetlenmesi nöral bir hasarı akla getirmelidir.

Muayeneye ayakta ve arka yüzden başlanır. Spinal balans iki yolla anlaşılır.

1.      İnion veya vertebra prominensten bir çekül sarkıtılır. Oluşan çizgi ile doğum yarığı arasındaki mesafenin 2 cm’den fazla olması idiyopatik skolyoz ve nöral bir hastalığı düşündürmelidir.
2.     Toraksın maksimum genişlik bölgesinden çizilen bir çizgi ile doğum yarığı arasındaki mesafe ölçülür. Ölçülen bu değer gövde dekompanzasyonu gösterir.

İnspeksiyonla hasta omuz yükseklikleri arasında simetri, gövde simetrisi değerlendirilir. Palpasyonla spinöz prosesler servikalden sakruma kadar palpe edilerek, skolyozun derecesi ve rotasyonun düzeyine bakılır. Ayrıca eksik spinöz prosesin olup olmadığı değerlendirilir.

Skolyoz koronal plan patolojisi olarak bilinse de, üç boyutlu düzlemde gelişen bir bozukluktur. Lateral planda rotasyona bağlı torakal kifoz ve lomber lordozun kaybı görülebilir.

Hastanın sagittal planda değerlendirilmesi şu açılardan önemlidir:

1.      Torakal kifoz idiyopatik skolyozların aksine nörolojik bozukluğu olan hastalarda daha fazla görülür.
2.     Sagittal dengenin bozulması ağrının oluşmasında önemli bir nedendir. Cerrahide amaç koronal planda düzelmeyi sağlamanın yanında sagittal planda da fizyolojik yapıya en yakın dengeyi sağlamaktır.
3.     Sagittal denge bozuklukları vertebralar dışında kalça ve bacak problemlerinin bir sonucu da olabilir. Bu nedenle sagittal dengesi bozuk olgularda koronal düzlemde kalça simetrisi ve bacak boyları değerlendirilmelidir.


Adams testi: Öne eğilme testi kabaca skolyoz tanısı koymada hızlı ve etkili bir muayene şeklidir. Bu test için hasta her iki elini birleştirip sırtı yere paralel olacak şekilde aşağı sarkıtır. Muayene eden hekim yandan ve arkadan sırtta oluşan kamburu inceler. Skolyometre ile bunun yer düzlemine göre açısını ölçer. “Kaburga Kamburu” olarak ifade edilen bu eğrilik 10 dereceden fazla ise bunun radyolojik olarak değerlendirilmesi gerekir. Konjenital skolyoz olguları dışındaki patolojilerde %90’dan fazla torakal tümsek kısım sağdadır. Kaburga kamburu açısının miktarı ile skolyozun derecesi doğru orantılıdır. Adams testi ile şu parametreler değerlendirilir:

1. Trunkal rotasyon: Bunun değerlendirilmesi için spinöz proseslerin üzerine yerleştirilen bir skolyometre kullanılır. Skolyoz olgularında bu değer genellikle yedinin üstündedir.
2. Farklı etiyolojilere bağlı skolyozlarda, bu test idiyoptiklerden farklı olarak ağrılı olabilir.
3. Sagittal kontur: Torakal kifoz Scheurmann ve osteokondrozis gibi olgularda önemli oranda artar.

Nörolojik Muayene

İdiyopatik skolyoz tanısı koyabilmek için, deformiteye sebep olabilecek nörolojik nedenleri elimine etmek gerekmektedir. Nörolojik muayene reflekslerle başlar. Abdominal reflekslere bakmak gerekir. Refleksler bir tarafta var bir tarafta yoksa ileri araştırma gerekir, skolyozu olan normal hastalarda bu bulguya rastlanmaz. Tüm kadranlarda refleks yokluğuna rastlanılabilir. Patellar ve aşil tendon refleksleri simetrik olmalıdır. Kas gücü muayenesi ve dört ekstremite hareket açıklığı mutlaka yapılmalıdır. Ekstremitelerin anormal postür ve duyu açısından muayene edilmelidir.

Skolyozun Seyri

Skolyoz ve diğer spinal deformitelerde progresyonu belirleyen en önemli unsur kemik matürasyonudur. Skolyoz olgularında matürasyonla birlikte bir diğer faktör de eğriliğin derecesidir. Kemik matürasyonu Risser ve Tanner‘in derecelendirmeleri ile değerlendirilir. Risser derecelendirmesi, iliak apofiz kemik füzyonuna bakılarak iskelet matürasyonu hesaplanır. İliak kemiklerde füzyon anterolateralden başlayarak posteromedial iliak kemik boyunca uzanır. Bu füzyon hattı 0’dan 5’a kadar numaralandırılarak matürasyon değerlendirilir. Weinstein ve Lonstein, eğriliğin doğal seyri ile ilgili literatürde en geniş kapsamlı çalışmayı yapmışlardır. Bu çalışma sonucunda AİS’lu olgularda eğriliğin derecesi 80 dereceye ulaşmadığı sürece skolyoza bağlı solunum problemleri gelişmemiştir. Hafif ve orta düzey skolyozu olan olgularda bel ve sırt ağrısı aynı yaş grubu normal popülasyondan farklılık göstermemektedir. Yine bu olguların ortalama yaşamları kendi yaşıtlarıyla aynıdır. İleri düzey skolyozu olan olgularda pulmoner ve kardiyak problemlere bağlı olarak ortalama yaşam kısalmaktadır. Konjenital spinal deformitelerin doğal seyri, AİS’ların doğal seyrinden oldukça farklıdır. Bu olgularda spinal deformite daha hızlı ilerlemekte ve nöral semptomlar daha progresif olarak ortaya çıkmaktadır. Bu grupta tek taraflı segementasyon defektleri hem daha hızlı hem de progresif ilerleme gösterir. Konveks hemivertebra ile birlikte ansegmente bar en ciddi klinik tabloyu oluşturur. Bu grubun en az ilerleyen patolojisi blok vertebrayla birlikte olan skolyozlardır. Konjenital spinal deformiteler gebeliğin 6. haftasında gelişen patolojilerdir. Bu dönemde konjenital spinal deformitelere renal, kardiyak, dermatolojik birçok problem eklenir. Bütün bu bozukluklar progresif ilerleyen spinal deformitenin kliniğini güçleştirdiği gibi, cerrahi koşullarını da ağırlaştırmaktadır. 


İdiopatik Skolyozun Doğal Seyri
İdiopatik skolyozun doğal gidişini bilmek tedaviyi planlama açısından önemlidir. Eğrilikte ilerlemeden bahsedebilmek için 5 ve 10 derecelik artışların olması gerekir. Tedavi planlanmadan önce eğriliğin derecesi ve hastanın kalan büyüme potansiyeli bilinmelidir. İskelet matüritesinin radyolojik olarak saptanması için iliak kanat apofizinin kemikleşmesini değerlendiren Risser bulgusu kullanılmaktadır. İliak kanat apofizinin ossifikasyonu lateralden başlayarak mediale doğru devam eder. Buna göre, iliak kanat 4 eşit kadrana ayrılır. Risser 0’da hiç ossifikasyon görülmemektedir. Risser 4’de ise kadranların dördünde de apofiz kemikleşmesi görülür. Risser 5 apofizin iliak krista ile kaynaşmasıdır. Risser 4 spinal büyümenin sonunu, Risser 5 ise boy uzamasının sonunu göstermektedir. Risser 0 ve 1 olan hastalar büyüme rezervlerinden dolayı ciddi risk altındadırlar. Özellikle kız çocukları için büyümenin pik yaptığı dönem (peak height velocity) göz önünde tutulmalıdır. Bu dönem kız çocuklarının menarş görmelerinden 6 ay önceki dönemdir. Bu dönem skolyozdaki ilerlemenin en hızlı olduğu dönemdir. Büyümenin pik yaptığı dönem menarş ile sonlanır ve büyüme bu dönemden sonra giderek yavaşlar. Bunnel ve Lonstein’a göre Risser işareti 0, eğriliği 20-30 derece olan hastaların %70’inde 5 derece ve üzerinde artış görülür. 

AİS’da Yaş ve Eğrilik Derecesine Göre İlerleme İhtimali
Eğrilik açısı                 [b]10-12 yaş                        [/b]13-15 yaş                    16 yaş

<19                               %25                                       %10                          %0

20-29                            %60                                       %40                          %10

30-59                            %90                                        %70                          %30
>60                               %100                                       %90                          %70


RADYOLOJİK İNCELEME

Spinal deformiteli bir olguda ayakta çekilecek bir direkt grafi ile kabaca tanı konur. Ancak bu patolojinin detaylarının anlaşılabilmesi, kemik patoloji düzeyi, nöral yapılardaki etkilenme ve deformitenin fleksibilitesinin anlaşılması için dinamik grafilerin çekilmesi gerekir. Bu hastalarda öncelikle bütün spinal aksı içine alacak ayakta ön-arka ve yan düzlemde skolyoz grafisi, fleksibiltesini görmek için yana eğilme grafileri çekilmelidir. Kemik patolojileri detaylı göstermesi için bilgisayarlı tomografi ile birlikte günümüzde deformite olgularında standart bir görüntüleme şekli olarak üç boyutlu tomografi çekilmesi kemik yapıyı ve füzyon segmentlerini değerlendirmede yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda planlanacak cerrahi tedavinin şekli ve seviyeleri konusunda da yardımcı olmaktadır. BT miyelografi ise kemik yapı ile birlikte, spinal kanal içi patolojilerde de önemli bilgiler verebilir. Özellikle konjenital deformitelerde vazgeçilmez bir tanı aracı da MR’dır. Konjenital olgular, kemik patolojileri ile birlikte önemli nöral bozukluklar da içerebilmektedir. Bunun yanı sıra diğer organ patolojilerinin de değerlendirilmesi için MRG’ye ihtiyaç doğmaktadır. AİS’lu olgularda ilk tanı aşamasında direkt grafi ve BT ile birlikte diğer patolojileri ekarte etmek amacıyla MRG çekilmesi doğru bir yaklaşımdır. Ancak bu olguların uzun süren takip dönemlerinde skolyoz grafileri yeterli olabilmektedir. Buna rağmen ani veya hızlı gelişen nöral bozukluklarda MRG çekilmesi gerekebileceği unutulmamalıdır. Konjenital deformiteli olgularda daha fazla olmak üzere, spinal deformitelere genitoüriner sistem patolojileri eşlik edebilir. Bu durumda üriner sistemin ultrasonografi veya piyelografi ile değerlendirilmesi gerekebilir. Spinal sistem kalça ile bir bütün çalışır. Bu nedenle hastaların pelvis grafileri ile değerlendirilmeli, gerektiğinde ise kalçanın MRG ile incelenmesi gerekebilir.


Eğriliğin Ölçümü

Eğriliğin derecesinin belirlenmesinde Cobb metodu standart ölçüm yöntemi olarak kabul edilir. Ölçüm end (uç) vertebraların tespiti ile başlar. Sefalik end vertebranın üst, kaudal end vertebranın alt yüzeyleri, eğrilikte en fazla eğime sahiptirler. Eğriliğin konkav kısmında intervertebral aralık, sefalik end vertebranın üstünde geniş, altında ise dardır. Kaudal end vertebrada ise bunun tersi geçerlidir. End vertebralar tespit edildikten sonra, üst end vertebranın üst end plağına ve alt end vertebranın alt end plağına dik hatlar çizilir. Bu çizgilerin arasında oluşan açı Cobb açısıdır.


Vertebra Rotasyonunun Ölçümü

Direkt ön-arka radyografide vertebral rotasyonun belirlenmesinde Pedriolle ve Nash-Moe metodları en yaygın kullanılan yöntemlerdir. Pedriolle metodunda, şeffaf torsiyometre radyografi üzerine yerleştirilir. Apikal vertebranın kenarı ile rotasyona uğramış pedikülü işaret noktalarını oluşturur. Bu yöntemle 30 dereceden küçük olan rotasyonlar bile değerlendirilebilir. Ancak, enstrümantasyon kullanılan cerrahilerden sonra apikal vertebranın ölçüm noktaları rod ya da çengeller ile süperpoze olduğundan, bu yöntemle ölçüm yapmak güçleşebilir. Nash-Moe metodunda ise, ön-arka radyografide, pedikül ile vertebra korpusunun merkezi arasındaki ilişki incelenir. Buna göre rotasyon 5 evreye ayrılır:

Evre 0: Her iki pedikül simetriktir.
Evre I: Konveks pedikül vertebra korpusunun kenarına kadar gitmiştir.
Evre II: Evre I ile III arasındadır.
Evre III: Konveks pedikül vertebra korpusunun merkezindedir
Evre IV: Konveks pedikül orta hattı geçmiştir.

Skolyozun Solunuma Etkileri

İdiyopatik skolyoz göğüs kafesinin şeklini ve mekaniklerini direk etkileyen bir spinal deformitedir. Göğüs kafesinin morfolojik değişiklikleri torasik or ganlarda yer değişikliğine yol açmakta ve büyüme evresi esnasında akciğerleri etkilemektedir. Torakal omurganın eğriliğe dahil olması pulmoner fonksiyon bozukluğunun sorumlularındandır. 


Skolyozda Pulmoner Yetersizliğin Patofizyolojisi

İdiyopatik skolyozlu hastalarda pulmoner yetersizlikten sorumlu mekanizmalar:

o  Göğüs kafesinin hacminde azalma
o  Torasik duvarın azalmış hareketliliği
o  Aktivasyon paterni ve mimari dizilimlerin deforme olmasına bağlı olarak pulmoner kasların etkinliğini kaybetmesi olarak ele alınabilir.

Skolyozlu Hastalarda Egzersiz Kapasitesi: Skolyozlu hastalarda egzersiz testi sırasında solunum adaptasyonu olarak solunumun artmış iş yükünü minimale indirmek için solunum frekansının arttırılıp, tidal hacmin azaltılması gözlenmektedir. Şiddetli skolyozu olan hastalarda pulmoner sistem limitasyonu söz konusudur. Azalmış inspiratuar kapasite, solunum frekansındaki artış, solunum iş yükündeki artış ve solunum kaslarında yorgunluk dikkati çekmektedir. Ilımlı skolyozu olan hastalarda ise semptomlar ventilatuar limitasyondan çok fiziksel yetersizliğe bağlı olarak gelişmektedir. Cobb 45°< olan skolyozlu hastalarda bazal statik durumda ventilatuvar parametreler sağlıklı kontrol grubu ile aynı olabilmekte, test sırasında ise eforla birlikte tolerans azalabilmektedir. 100° nin üzerinde Cobb açısına sahip hastalarda ise azalmış egzersiz kapasitesine pulmoner arter basıncındaki artış ve pulmoner hipertansiyon eşlik edebilir. 

Skolyozu Olan Hastalarda Solunum Paterni: Skolyozu olan hastalarda özellikle derin solunum sırasında belirgin asimetri gözlenmektedir. İnspirasyonda limitli ekspansiyona rastlanabilir. Oskültasyon genellikle normaldir. Her iki tarafta olmakla birlikte özellikle konkav tarafta havalanmanın daha az olması inspirasyonda konkav tarafın hareketliliğinin daha az gözlenmesini sağlamaktadır. Solunum paterni ileri dereceli skolyozu olan hastalarda istirahat, aktivite ve uyku sırasında daha net ve önemli derecede değişiklik göstermektedir. Solunum frekansında artma dikkat çekicidir. Hastalar normalden 2 kat daha fazla inspiratuar efor harcama ihtiyacı duyar. Bu normalden fazla trans-diafragmatik basınç ile başarılır. Ekspiratuar kasların disfonksiyonu tam bir ekshalasyonu da sağlayamaz. Abdominal ekspiratuar kasların daha fazla katkısına gereksinim duyulur. Abdominal kaslar ekshalasyon sırasında intra-abdominal basıncı arttırarak inhalasyona yardım eder. Solunumun iş yükü artar. Düzenli solunum için pulmoner kaslarda yorgunluk ve pulmoner yetmezlik kaçınılmaz olacaktır.

Skolyoz ve Uyku: Skolyozlu hastalarda uyku sırasında özellikle REM uykusunda desaturasyona bağlı olarak santral hipopne ve apneye rastlanmıştır. 


Prognoz

Skolyozun prognozu, hastanın yaşı ve kemik büyümesinin aşaması kadar ciddiyetine de bağlıdır.

İnfantil skolyoz, vakaların %80'inden fazlasında tedavi gerektirmeden kendiliğinden düzelir. Geri kalan %20'de ise skolyoz ilerler ve uzun süreli, karmaşık tedavi gerekebilir. Progresif infantil skolyoz tedavi edilmezse ciddi restriktif akciğer hastalığı ortaya çıkabilir; bu, ortopedik bir durumun potansiyel olarak yaşamı tehdit eden birkaç komplikasyonundan biridir.

Adölesan skolyozu çok daha iyi huylu bir seyir izler. Cobb açısı 20°'ye eşit veya daha küçük olan ergenlerde ilerleme olasılığı %10 ila %20 aralığındadır. Çocuklarda olduğu gibi adölesanlarda da skolyoz ne kadar belirginse ilerleme olasılığı o kadar yüksektir: Skolyotik eğriliği 20°'yi aşan adolesanlarda kemik durumu olgunlaşmamışken ilerleme olasılığı %70 veya daha yüksek olabilir.

Büyümesi durmuş hastalarda 30°'nin altındaki skolyozlar genellikle stabil kabul edilebilirken, 30°'nin üzerindeki skolyozların yılda yaklaşık 1° ilerlemesi beklenebilir. Herhangi bir bireyde skolyozun seyri güvenilir bir şekilde tahmin edilemez, çünkü hala tanımlanamayan faktörler bu süreçte büyük bir rol oynuyor gibi görünmektedir.

Adölesan skolyozu belirgin şekilde daha iyi huylu bir seyir izler. Cobb açısı 20°'yi geçmiyorsa, ilerleme olasılığı sadece %10 ila %20'dir.

İdiyopatik skolyozu olan orta yaşlı hastalarda, ameliyat geçirmiş olsun ya da olmasın, yüksek disk dejenerasyonu sıklığı ve hafif sırt ağrısı vardır. Bununla birlikte, ikinci problemlerin, bu hastaların yaşam kalitelerine ilişkin algıları üzerinde önemli bir zararlı etkisi yoktur; yaşam kalitesi, ağrı, işlevsel durum ve zihinsel sağlık dahil olmak üzere birçok alanda iyilik halinin bir bileşimi olarak tanımlanır.


TEDAVİ

Skolyozlu hastalarda literatürde karşımıza çıkan tedavi yaklaşımlarını özetlemek gerekirse;
  • Cobb açısı 0-10 olan eğrilikler gözlem ile,
  • Cobb açısı 10-20 olan eğrilikler gözlem ve egzersiz ile,
  • Cobb açısı 20-40 olan eğrilikler korse ve egzersiz ile takip edilmekte,
  • Cobb açısı 40-45 ve üstü olan eğrilikler tercihe bağlı olarak cerrahiye gidebilmektedir.
  • Cobb açısı 60 ve üstü olan eğrilikler Cerrahi + traksiyon ile.
HASTA EĞİTİMİ

Erken tanı çok önemlidir.
Uygun tedavi seçenekleri hakkında bilgi verilmelidir.
GYA adaptasyonu, vücut imajının düzeltilmesi, doğru pozisyonlanmanın öğrenilmesi,
(Tek omuzda ağır çanta taşınması, asimetrik sporlardan hareketlerden kaçınma,düzgün postürün korunması, minder kullanma)


EGZERSİZLER:

I.Genel kuvvetlendirme egzersizleri: Postür egzersizleri, Germe egzersizleri, Ağırlık aktarımı, Solunum egzersizleri
II.Bennet Protokolü
III.3 Boyutlu Skolyoz Egzersizleri

ORTEZLEME
TRAKSİYON
ELEKTRİK STİMÜLASYONU:
Özellikle konveks tarafa yapılarak konkav taraftaki basınç azaltılır.
Elektrodlar, cilt üzerine yerleştirilebileceği gibi, cerrahi olarak implante de edilebilir. Uyarı gece boyunca verilir.
Endikasyonları:
İskelet gelişmesi tamamlanmamış, 10-40 arasında eğriliği olan idiopatik skolyozlu çocuklar

BİOFEEDBACK
ALÇI KORREKSİYON
MANİPÜLASYON
 
Korse Kullanımı:

Skolyozun konservatif tedavisinde korseleme altın standarttır. Egzersizler ve elektrik stimülasyon korselemeden sonra konservatif tedavide en çok kullanılmış tedavi modaliteleridir. Korseleme dışındaki konservatif yöntemlerden hiçbirinin skolyotik eğri üzerine etkili olduğuna dair kesin bilimsel veriler yoktur.

Korseleme konservatif tedavide 100 yılı aşkın süredir kullanılmaktadır. Korselerle tedavinin primer amacı eğrinin ilerlemesinin önlenmesi, sekonder amacı ise deformitenin düzeltilmesidir. İnfantil idiopatik progresif skolyozlu hastalar kalp ve akciğer fonksiyonları açısından risk altındadırlar. Bu hastalarda korse tedavisinin progresyonu önlediği, stabil kalmalarını sağladığı ve skolyozun doğal seyrini değiştirdiği saptanmıştır. Adolesan idiyopatik skolyozlu hastalar ise genellikle benign bir gidişe sahiptirler, ilerleyen skolyoz nedeniyle kardiyopulmoner morbidite ve mortaliteye sahip değillerdir. Bu hastalarda korse tedavisinin amacı iskelet matüritesine kadar veya adolesan dönemdeki hızlı büyüme sürecinde eğrinin kontrolüdür. Adolesan idiopatik skolyozlu hastalarda ikinci amaca genellikle ulaşılamaz çünkü korseyle ulaşılan iyilik hali korse bırakılınca eski haline döner.

25-40 derece eğriliği olan immatür hastaların (< Risser 3) hastaların korse kullanım endikasyonu vardır. Korse kullanımının başarısından bahsedebilmek için maturasyon tamamlanıncaya kadar mevcut eğriliği 45 derecenin altında tutması gerekir. Risser işareti 0 ile 2 arası, mevcut eğriliği 25-40 derece olan hastalarda korse kullanımı önerilmiştir.

Lonstein, Milwaukee tip korse kullanan 1020 adolesan idiopatik skolyozlu hastanın %78’de 1-4 derece arasında azalma tespit ederken olguların %22’de cerrahi ihtiyaç duyulduğunu bildirmiştir. Eğrilikleri 36-45 arası değişen 51 olgunun Boston tipi korse ile izlendiği Katz’ın serisinde hastaların %61’de başarı sağlanırken %31’de cerrahi gerekmiştir. Milwaukee, Wilmington, Spine-Cor ve Boston tip korselerin diğer tip korselere göre üstünlüğü görülmektedir. Ana eğriliklerin %85 oranında minör eğriliklerin %33 oranında düzeldiğini belirtmiştir. Korseler günde ortalama 18-23 saat kullanılmalıdır. Part time ya da gece süresince kullanılan korselerin de eğriliği 35 derecenin altındaki hastalarda etkin olduğu belirtilmiştir. 35 derece ve üzerinde eğriliği olana hastalarda full-time korse kullanılmalıdır. Korse büyümenin tamamlandığı sürenin sonuna kadar kullanılmalıdır. Boy uzamasının durmasının sonraki 6 aylık dönem sonuna kadar, kız çocuklarda Risser işareti 4, erkek çocuklarda Risser tip 5 oluncaya kadar, kız çocuklarda menarş sonrası 18-24 ay boyunca korse kullanımına devam edilmelidir.

Korse seçimi

Torasik eğrilerde, özellikle apeksi 7. vertebranın üzerinde olanlarda Milwaukee korse daha iyi bir düzeltici kuvvet uyguladığı için daha etkilidir. Ayrıca pulmoner fonksiyon daha az kısıtlanır, daha az deri problemi olur. Tek bir lomber veya torakolomber eğri için koltukaltı korsesi daha kolay tolere edilir. Çift eğri paternlerinde veya tek torasik eğrilerde TLSO ve CTLSO arasındaki seçim hekimin eğilimine bağlıdır.

Milwaukee korse veya TLSO'lerin 23 saatlik kullanım şemasının en etkili şema olduğu gösterilmiştir. Temizlik ve egzersiz için 1 saat çıkarılırlar. İlk 6 ay içinde %50'lik bir düzelme başarının en iyi belirleyicisidir. Hasta iskelet matüritesinin kazanana dek korseleme programına devam eder. Büyümenin durması seri ölçümlerde boyun uzamaması ve Risser bulgusunun 4-5 olması ile belirlenir. Korsenin bırakılması 1-2 yıl içinde kademeli veya 6 ay içinde hızlı bir şekilde gerçekleştirilir. Bazı eğriler korse bırakıldığında arttığı için kademeli bir bırakma gerekir. Eğrinin stabilitesi 2-4 saatlik bir korsesiz süreç sonrası radyolojik olarak değerlendirilir. 5º'den az bir artış varsa çocuğun daha uzun süre korsesiz dolaşmasına izin verilir. 3-4 aylık periodik aralıklarla 4-8-12 saatlik korsesiz süreçlerden sonra grafiler tekrarlanır. Minimal artış varsa çocuk korseyi progresif olarak bırakır. 6-12 ay sadece uyurken takar. Sonunda korse tamamen bırakılır ve tedavinin uzun dönem sonuçlarını gözlemek için takipler yapılır. 


Erişkinlerde Skolyoz Tedavisi

Bel ağrılı erişkin skolyozlu hastaların tedavisi başlangıçta deformitesiz mekanik bel ağrılı hastalardan farklı değildir. Bu tip hastalarda konservatif tedavinin relatif endikasyonu kapsamlı bir rekonstrüktif cerrahiyi tolere edememektir. Aerobik kapasiteyi arttırmak, kasları güçlendirmek, esnekliği arttırmak ve eklem hareketini iyileştirmek için fizik tedavi programı başlatılır. Lokal ısı, nonnarkotik analjezikler ve korseleme semptomları azaltır ama eğrinin ilerlemesini durdurmaz. Sinir kökü blokları, faset enjeksiyonları ve epidural steroid enjeksiyonları konservatif tedavide değerli rolü olan yaklaşımlardır. Edinilen deneyimler aerobik bir aktiviteye katılan, sigarayı bırakan ve iyi beslenen Hastaların konservatif tedaviye daha iyi yanıt verdikleri yönündedir. Ağrı erişkin skolyozdaki temel cerrahi endikasyondur. Cerrahi uygulanılacak her hastanın bir süre konservatif tedavi görmesi uygun olur. Korselerin erişkinlerde skolyozun doğal gidişi üzerine hiçbir etkisi yoktur. Opere olamayacak bazı hastalar için kullanılabilirler.

 
EGZERSİZLER

Skolyozda kullanılan egzersizler spinal kontrolü sağlamak için postür egzersizleri (stabilizasyon egzersizleri), spinal fleksibiliteyi arttırıcı egzersizler (germe egzersizleri), yana ağırlık aktarımı egzersizleri ve solunum egzersizleridir. Skolyotik eğriliğin konveks tarafındaki kaslarda gerginlik ve yorgunluk, ligamanlarda ise zorlanma vardır; konkav kısımdaki yapılarda güçsüzlük ve kısalma vardır. Egzersizler spinal fleksibilite ve kas tonusunu düzelterek kas ve ligaman yorgunluğuna bağlı rahatsızlığı engellerler, kas gücünü, enduransını ve fonksiyonunu arttırır.


Postür Egzersizleri

Postür egzersizlerinin amacı lomber ve servikal lordozu azaltarak omurgayı uzatmaktır. Büyüyen bir çocukta epifizler kapanmadan önce torasik kifoz azaltılabilir.

a) Orta ve alt torakal ve lomber bölge spinal ROM egzersizleri: Pelvik tilt egzersizleri, Kedi-deve egzersizi, dorsal kifozu azaltıcı egzersiz, distraksiyon egzersizleri
b) Aksiyal ekstansiyon ve torasik ekstansiyon yaptıran kasları güçlendirici egzersizler

c) Üst torakal bölgenin stabilizasyon egzersizleri
d) Gövde ve pelvisin stabilizasyonunu sağlayan abdominal kasları güçlendirici egzersizler
e) Gövde ve pelvisin stabilizasyonunu sağlayan lomber ekstansörleri güçlendirici egzersizler
f) Gövde fleksör ve ekstansörlerini birlikte stabilizasyonunu sağlayan egzersizler: Modifiye köprü egzersizleri
g) Alternan izometrik kontraksiyonlar (Ritmik stabilizasyon egzersizleri)
h) Gövde stabilizasyonu ile push-up'lar, Duvarda kaymalar
i) Frontal planda güçlendirme egzersizleri: Bu egzersizler gövdeyi yana eğen kasları güçlendirmek için kullanılırlar.


Fleksibiliteyi Arttırıcı Egzersizler

a) Klapp'in sürünme egzersizleri vertebral kolonu gererek etki eder. Bu egzersiz yönteminde hasta eğrinin konveks tarafının tersine yönde daireler çizerek saatlerce sürünür. Artık kullanılmamaktadır. 

b) Kotrel'in kısaca EDF tekniği (elongasyon, derotasyon ve lateral fleksiyon) olarak bilinen egzersizleri traksiyonla kombine edilen egzersizlerdir ve fleksibiliteyi arttırdığı öne sürülmektedir. Traksiyon hastanın kendisi tarafından aktif olarak uygulanır. Traksiyonun içinde hasta ayakları ile yük uygulayarak başa traksiyon uygular. Böylece omurga elonge olur. Bacakları lateral yönde gererek lateral yönde germe uygulanabilir.

c) Genel germe egzersizleri yüzüstü pozisyonda yapılabilir. (hiperekstansiyon egz). Pron pozisyonda emeklemek omurgayı elonge eder. Bu egzersiz kuru yüzme olarakta tanımlanabilir. Aynı egzersiz quadriped pozisyonda da yapılabilir. Ayakta dururken olabildiğince laterale eğilmek omurgayı o yönde gerer. Skolyozlu olgularda genellikle eğri segmentaldir. Bu segmenti geren egzersizler faydalı olacaktır. Ne yazık ki egzersizlerin çoğu genel egzersizlerdir ve spesifik segmental etkileri yoktur. Korse takılıyken ve pedin kısıtlayıcı temasının etkisi altındayken yapılan egzersizler daha spesifik olarak lokalize edilebilirler.

d) Torasik omurganın lateral fleksibilitesini arttırmak için yapılan egzersizler eğrinin konkav tarafındaki gergin yapıları germek için uygulanırlar. Gövdeyi gererken eğrinin üst ve altını stabilize etmek gerekir. Eğer hastada çift eğrilik varsa biri gerilirken diğeri stabilize edilmelidir. 

e) Milwaukee korsenin içinde yapılan egzersizler spesifik olarak major posterior kamburluğu azaltıp karşı taraftaki anterior torasik depresyonu azalmaya zorlayarak spesifik olarak major eğriliği azaltmaya yönelik etki gösterirler. Pelvik tiltle lomber lordoz azalınca hasta kamburluğun apeksine uygulanan (eğrinin konveks kısmına) posterior pedden uzaklaşır. Derin bir inhalasyondan sonra torasik omurga korsenin arka kısımlarındaki barlara doğru dayanır. Konveks kısımdaki kaburga kamburluğu pede temas eder, daha ileri hareketi engeller ve omurgayı rotasyona zorlar. Posterior kamburluğun tarafındaki torakal omurga öne doğru hareket eder. Korseyle yapılan tüm egzersizlerde lomber lordozun artmasından sakınılmalıdır.



Yana ağırlık aktarımı egzersizleri
Skolyozda uygulanan özel bir egzersiz türüdür. Aktif bir postural düzeltme olan bu yöntemde hasta pelvisi üzerinde primer eğrinin konveksisitesinin tersi yönde gövdesiyle ağırlık aktarımı yapar. Gevşemeden önce 10 saniye bu şekilde kalır. Bu şekilde hasta kendi kas gücünü kullanarak eğriyi bir süre için de olsa düzeltmiş olur. Hastalar bu egzersizi gün boyunca mümkün olduğunca sık yaparlar. 


 
[Resim: lz00ltz.png]

 



 [Resim: rs1cdjq.jpg]

[Resim: cbq60wt.jpg]

   [Resim: tdjlgg7.png]

  [Resim: fa6ziai.jpg]

  [Resim: 3eiwixq.jpg]

   [Resim: g0kw8ft.jpg]

 [Resim: 5w0g9iu.jpg]

 [Resim: d0yi2h6.png]



Solunum Egzersizleri

50º'nin üzerindeki torakal eğriliklerde solunum güçlüğü sık görülür. Torakal eğriliklerde eğrinin büyüklüğü ile pulmoner fonksiyon direk olarak ilişkilidir. Diğer tip eğriliklerde bu ilişki yoktur. Skolyozda ortaya çıkan pulmoner hastalığın paterni restriktif akciğer hastalığıdır. Sigara içen skolyozlular daha fazla etkilenirler. Vital kapasitedeki ve zorlu ekspiratuvar volümdeki (FEV1) azalma skolyoz derecesi ile orantılıdır. Bu nedenle solunum egzersizleri egzersiz tedavisinin bir parçası olmalıdır. Skolyozda göğüs kafesi ekspansiyonu kaburgaların ve kostovertebral eklemlerin angulasyonu nedeniyle kısıtlıdır. Respirasyonun elevatör kasları, skalen kaslar, boyunun konkav tarafında kısalmış olabilirler ve eğer baş ellerle kısıtlı kısımdan diğer tarafa zorlanırsa kademeli olarak uzatılabilir. Bu hasta tarafından veya terapist tarafından yapılır. Servikal vertikal traksiyon da boyunu elonge ederek önemli solunum kaslarını gerer. Skapulokostal eklem tam olarak mobilize edilmelidir. Skapular mobilizasyon egzersizleri bunu sağlar. Derin solunum egzersizleri ile göğüs kafesinin alt bölümünün hareketi arttırılmalıdır. Bu egzersizler göğüs kafesine unilateral veya bilateral manuel direnç verilerek sağlanabilir. Genel bir artış isteniyorsa göğüs kafesinin iki tarafına da aynı anda direnç verilir. Eğer sağ göğüs kafesinin ekspansiyonu isteniyorsa sol taraf kısıtlanır ve istenen kısmın daha da ekspanse olması sağlanır. Toraksa geniş bir kemer yerleştirerek genel bir direnç verilebilir. Çoğu insan az miktarda diafragmatik solunum, daha fazla torasik solunum yapma eğilimindedirler. Skolyozlu bireylerde buna izin verilmez. Abdominotorakal solunum egzersizleri yaptırılır.

Kas Dengesizliğinin Düzeltilmesi

Anterior poliomiyelit, spinoserebeller dejenerasyon, musküler distrofi ve diğer nöromüsküler hastalıkların seyri sırasında skolyoz görülebilir ve etyolojide kas dengesizliği sorumlu tutulmaktadır. Kasların dikkatlice değerlendirimi kas güçsüzlüğü veya dengesizliğini ortaya koyabilir. Bu durumda belli kas gruplarına yönelik dirençli egzersizler verilir. Abdominal kaslarda asimetri varsa fleksiyon egzersizleri yaptırılır. Ekstansör kaslarda da asimetri varsa zayıf taraf güçlendirilmelidir. Ekstansiyon egzersizlerine hastanın vücut ağırlığını kullanarak direnç eklenebilir.

Manipülasyon

Konveks taraftaki sinirlerin daha fazla traksiyonel hasara ve sıkışmaya maruz kaldıkları düşünülmektedir. İdiopatik skolyozun erken evrelerinde (0-20º) rotasyon ve lateral fleksiyonu azaltıcı manüplasyonun sinirleri traksiyon yaralanmalarından koruyacağı öne sürülmektedir. Bu konuda kontrollü çalışma yoktur.


Üç Boyutlu Skolyoz Rehabilitasyonu

Dünyada skolyoz tedavisinde en çok uygulanan üç boyutlu tedavi stratejileri:

a) Schroth
b) Lyonaise
c) Dobosiewicz
d) Side Shift
e) SEAS (Scientific Exercises Approach to Scoliosis)
f) FITS (Functional Individual Therapy of Scoliosis) olarak sayılabilir.


Schroth Yöntemi

Üç boyutlu Schroth skolyoz rehabilitasyonu, düzeltme paternleriyle kombine bireysel egzersiz programlarından oluşur. Temelini, sensorimotor ve kinestetik prensipler oluşturmaktadır. Hedefleri;

1) Asimetrik postürün düzeltilmesinin fasilitasyonu,

2) Hastanın günlük yaşam aktivitelerinde de doğru postürü sürdürmesini sağlamaktır. Tedavi programı proprioseptif ve eksteroseptif uyarıların yardımı ile skolyotik postürün düzeltilmesini içermektedir. Hastaların eğri paternlerine göre fizyoterapist supervizörlüğünde grup ya da bireysel egzersiz programları uygulanır. Fizyoterapist, hastalara düzeltme teknikleri için gerekli eksteroseptif uyarılar sağlar. Doğru postürün sürdürülmesi ve geliştirilmesi için omurganın elongasyonunu da içeren asimetrik ayakta durma egzersizleri uygulanır. Bu programın avantajı, postüral düzeltmelerin farklı eğrilik paternlerine göre tasarlanması ve skolyozda üç boyutlu postüral düzeltmenin arttırılması için etkili mekanizmaların tanımlanmasıdır. Fizyoterapinin temel amacı postüral düzeltmeyi gövde kaslarıyla, dinamik pasif kuvvetlerle (fizyoterapistin el yardımı ya da dinamik sistemler) ve statik kuvvetlerle (pirinç torbaları kullanarak pasif düzeltme sağlanması) sürdürebilmesini sağlamaktır. Bu amaçla fizyoterapist, hastayı eğitmek için farklı yöntemler uygulayabilir. Hastaya küçük düzeltmeleri nasıl gerçekleştireceği ve bunu farklı postürlerde nasıl koruyacağı veya denge reaksiyon kuvvetinden nasıl yararlanacağı öğretilir. Schroth yöntemi omurgayı düzeltmeye yönelik 5 temel prensip içerir:

· Aksiyal elongasyon · Defleksiyon · Derotasyon · Fasilitasyon · Stabilizasyon

Schroth yönteminin düzeltme prensipleri aktif aksiyal elongasyon hastanın yapabildiği kadar aktif olarak gövde kaslarını germesi ve omurga elongasyonu yapması ile elde edilir. Defleksiyonda frontal planda hastanın eğriliği nasıl düzelteceği öğretilir. Defleksiyonu azaltmak için ilk olarak pelvis ve alt ekstremiteler seviyesinde düzeltme sağlanır. Derotasyonu azaltmak için hastaya Schroth rotasyonel solunumu öğretilir. Egzersizler sırasında hasta omurgasındaki konveks tarafı gergin tutarak solunum yardımıyla gövdesindeki konkaviteleri açmaya çalışır. Fasilitasyonlar, proprioseptif ve eksteroseptif uyarılar ile sağlanır. Stabilizayon teorik olarak ekspirasyon fazında izometrik gerilim sağlayarak düzeltmenin sürdürülmesidir. İzometrik kas kasılması için farklı aletler kullanılabilir. (sopalar, egzersiz barları, egzersiz topları...) Skolyozda genel olarak düzeltme prensibi, frontal ve sagital planlarda daha iyi bir dizilime ulaşmak için detorsiyon uygulanmasıdır. Omurgada düzeltme etkisi sağlamak gövde kasları ile mümkündür. Omurgada üç boyutlu düzeltme için gövde kaslarının etkisinden bir bütün olarak yararlanılmalıdır. Skolyozun yol açtığı postüral kollapsı önlemek için kişinin kendi başına yaptığı elongasyon gereklidir. Bireysel germe yani elongasyon gövdenin yüzeysel ve derin kaslarını aktive eder. Elongasyon postüral eğriliklerde düzleşme ile kesin bir defleksiyon ve detorsiyon etkisine yol açar. Buna engel olmak için hastaya gövdesini sagital planda da kontrol etmesi öğretilmelidir. Schroth egzersiz programı içinde paterne özel düzeltme mekanizmalarına hastanın klinik bulgularına göre karar verilir. Schroth sistemi içinde 4 temel eğrilik paterni tanımlanmıştır ve pratik uygulamada bunların var olan skolyoz tipleri için yeterli olduğu düşünülmektedir. Bunlar;

1. Nötral pelvis ile fonksiyonel 3 eğri paterni,

2. Dekompansasyon ile fonksiyonel 3 eğri paterni,

3. Fonksiyonel 4 eğri paterni ve bu paternin özel form,

4. Torakolomber eğri paterni‘ dir.

Cerrahi Tedavi

Uluslarası SRS (Scoliosis Research Society) derneği tarafından gelişimi halen devam eden, Cobb açısı 45°’nin üstünde olan olgular ile gelişimini tamamlamış ve Cobb açısı 50°’nin üstünde olan olgularda tedavi yöntemi olarak cerrahi yöntemlerin kullanılabileceği belirtilmektedir. Skolyozda cerrahi tedavi uygulamasının iki amacı vardır: Birincisi; eğriliğin ilerlemesini durdurmak, ikincisi ise bazı eğriliklerde bir miktar düzeltme sağlamaktır. Cerrahi teknikler günümüzde metal implantların vertebralara tutturulmasını ve bunların tek veya çift rodla birleştirilmesini içerir; anterior ya da posterior girişimler kullanılabilmektedir.

KAYNAKÇA:

YAMAN O, DALBAYRAK S, İdiopatik Skolyoz, Türk Nöroşirürji Dergisi 2013, Cilt: 23, Ek Sayı: 2, 37-51
Korkmaz M, Sevimli R, Selcuk E, Cigremis Y, Üç Boyutlu Omurga Deformitesi: Skolyoz, Medicine Science 2015;4(1):1796-808, doi: 10.5455/medscience.2014.03.8177
Trobisch P, Suess O, Schwab F. Idiopathic scoliosis. Dtsch Arztebl Int. 2010 Dec;107(49):875-83; quiz 884. doi: 10.3238/arztebl.2010.0875. Epub 2010 Dec 10. PMID: 21191550; PMCID: PMC3011182.
Tsiligiannis, T., Grivas, T. Pulmonary function in children with idiopathic scoliosis. Scoliosis 7, 7 (2012). doi.org/10.1186/1748-7161-7-7
Önen M, Naderi S, General Approach to Spine Deformities, Türk Nöroşirürji Dergisi 2013, Cilt: 23, Ek Sayı: 2, 1-12
Savaş S, Skolyozun konservatif tedavisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2003:10-(3)/33-3
KURU ÇOLAK T, ADOLESAN İDİOPATİK SKOLYOZDA SCHROTH YÖNTEMİNE GÖRE 3 BOYUTLU EGZERSİZLERİN ETKİNLİĞİ, DOKTORA TEZİ, İSTANBUL-2012
AKÇAY B, Scoliosis and Pulmonary Rehabilitation, Turkiye Klinikleri J Physiother Rehabil-Special Topics 2016;2(2
Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi