<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[FizyoPlatforum - Fizyoloji]]></title>
		<link>https://www.fizyoplatforum.com/</link>
		<description><![CDATA[FizyoPlatforum - https://www.fizyoplatforum.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 02:56:07 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Germe Fizyolojisi]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-germe-fizyolojisi.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Mar 2021 08:37:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=473">Amine Ergün</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-germe-fizyolojisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">GERME FİZYOLOJİSİ </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Germe eklem hareket açıklığını artırmak için önemli bir terapötik ve egzersiz eğitimi  modalitesidir. Germe  veya gerim, vücutta uzayabilme özelliğine sahip (elongation) dokulara uygulayabildiğimiz fiziksel bir strestir. Bu fiziksel stresin nasıl uygulandığı ve etkileri için uzayabilen dokuların yapısı bilinmelidir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #005dc2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">KASLAR</span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas hücreleri, kimyasal enerjiyi mekanik enerjiye çevirebilme ve sonucunda da kuvvet ve hareket oluşturabilme yeteneğine sahip, lokomotor sistemin aktif kısımlarıdır. Kasılabilme ve gevşeyebilme özelliğine sahip bu kaslar, organizmada vücut ağırlığının yaklaşık %50’sini ( %40 iskelet, %10 düz kas ve kalp kası) oluşturur. Kaslar yapı, kasılma özellikleri ve kontrol mekanizmalarına göre üçe ayrılır:</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">1-ÇİZGİLİ KASLAR: </span>İskelet kasları olarakta adlandırılan ve organizmanın hareket sisteminin aktif unsurları olan çizgili kasların, miyofibrilleri enine çizgilidir. Bu kaslar aktin ve miyozin adı verilen protein yapısındaki miyoflamentlerden oluşur. Vücut ağırlığının yaklaşık %40-45’ini oluşturan çizgili kaslar istemli olarak kasılırlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">2-DÜZ KASLAR:</span> Aktin ve myozin flamentlerinin düzenli bir şekilde bir araya gelmemesi nedeniyle çizgi göstermeyen kaslara düz kas denir. Düz kaslar troponin taşımazlar. Az miktarda mitokondriaları vardır. Enerji ihtiyaçlarını daha çok glikoliz yoluyla sağlarlar. Sarkoplazmik retikulum ya yoktur ya da az gelişmiştir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Düz kaslar genel olarak;</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1.       Visseral</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2.       Multi ünit (çok üniteli) düz kaslar olmak üzere ikiye ayrılır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1.       Visseral kaslarda meydana gelen potansiyel tüm hücrelere yayılır. Genellikle içi boş organlarda bulunur (Mide, bağırsak, üreter vb.) Örneği az da olsa içi dolu organlarda da bulunur (dalak, lenf düğümleri vb.) Sinir uyarısı olmadan (spontan) kasılabilirler.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2.       Multi ünit düz kaslar büyük damarların duvarlarında ve gözde iriste bulunur. Bu düz kas hücreleri arasında özel bağlantı bölgeleri yoktur ve kasılmalar için sinirsel uyarı şarttır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">3-KALP KASI:</span> Myokard adı verilen kalp kası iskelet kasları gibi çizgili görünümlüdür. Ancak istem dışı çalışır. Kalp kası hücreleri  tek hücrelidir. Fibrilleri sarkolemma ile çevrilidir. Miyofibrilleri de çizgili karakterlidir. Aktin ve myozinin dağılımı ve düzeni çizgili kaslardaki gibidir. Kalp kasında da Z çizgileri mevcuttur. Z çizgilerinin bulunduğu alanlara interkalar diskler adı verilir. İnterkalar diskler sayesinde kalp kası hücreleri arasında ilişki sağlanır ve tek bir fibril uyarıldığı zaman bu uyarı diğer hücrelere de yayılır. Buna sinsituum kasılma denir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Her 3 kas grubunun anatomik yapıları farklı olmakla birlikte tüm kasların ortak bir takım özellikleri vardır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KASLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ</span></span> </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">1.       Eksitabilite (Uyarılabilme):</span> Kaslar da her canlı doku gibi kendilerine yapılan bir uyarana cevap verme özelliğine sahiptir. Kasın bu cevabı kasılma şeklindedir. Bir kasın uyarılabilirliği, kasa bir uyarana karşı cevap verme becerisi kazandırır. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">2.       Kontraktibilite:</span> Bir stimulusa kasılarak cevap verme özelliğidir. Kasılabilme, sinir sisteminin kontrolü altında kuvvet açığa çıkartabilmektir. Bir kasın üretebildiği kuvvetin büyüklüğü, kasılabilme becerisine, yapısına ve biyomekaniksel/biyokimyasal özelliklerine bağlıdır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">3.       İletebilme (İletkenlik):</span> Kaslar doğal olarak sinirler yolu ile sinir sisteminden gelen uyarılarla uyarılırlar ve gelen normal uyaran kasa, sinir-kas arasındaki sinaps yolu ile ulaşır. Kaslar gelen bu uyarıyı iletebilme özelliğine sahiptir. Bir elektrik akımını yayabilmeyi sağlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">4.       Viskosite:</span> Visköz bir kitle olma özelliğine sahip kaslar şeklini değiştirmek isteyen kuvvetlere karşı iç sürtünmeler yolu ile bir direnç gösterirler.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">5.       Elastisite:</span> Kasın esneyebilme özelliğidir. Kas gerilebilir (uzayabilir) ve germe kuvveti ortadan kaldırıldığında orijinal istirahat uzunluğuna geri döner. Bunu sağlayan kastaki elastik liflerdir. Elastik liflerin esneme  kabiliyetini gerçekleştiren elastin adı verilen maddedir. Kaslarda elastik liflerin dışında kollajen ve gitter olmak üzere iki tip daha vardır. Kollajen lifler kası dış etkenlere karşı koruyarak liflere dayanıklık kazandırır. Gitter lifleri ise ihtiyaca göre elastik ya da kollajen liflere dönüşebilme özelliğine sahiptir. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Tüm kasların ortak özelliklerin yanı sıra iskelet kaslarında bazı temel fonksiyonlar bulunur. Bu fonksiyonlar: Hareket, koruma, ısı üretimi, solunuma yardım etme, mekanik iş yapabilme yeteneği ve postürün devamlılığını sağlamadır. Lokomotor sistemde, hareket için iskelet pasif rol oynarken, kaslar aktif rol üstlenmektedirler. Germe egzersizleri, iskelet kasları üzerine uygulanıp, bu doku üzerinde fizyolojik cevaplar açığa çıkar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSKELET KASININ YAPI VE FİZYOLOJİSİ </span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kaslarının kasılmaları tüm vücut hareketleri için stabilite ve güç sağlar. Sonuç olarak, iskelet kası fonksiyonundaki herhangi bir bozulma, bir dereceye kadar dengesizlik veya hareketsizlik ile sonuçlanır. İskelet kasları üzerine uygulanan germe egzersizlerinin fizyolojik etkilerini anlamak için, iskelet kaslarının anatomik fizyolojisinin bilinmesi önemlidir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kası, fibril veya lif olarak adlandırılan binlerce kas hücresinin bir araya gelmesiyle oluşur. Kasların çoğunda lifler, kasın bütün boyunca uzanır ve liflerin yaklaşık yüzde iki kadarının dışında, lifin ortasına yakın bulunan tek bir sinir lifi ile inerve edilir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarkolemma: </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Sarkolemma kas lifinin hücre membranıdır. Aslında sarkolemma </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">plazma membranı</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> denen gerçek bir hücre membranı ile, çok sayıda kollajen lifi içeren ince polisakkarit tabakasından oluşan, bir dış örtüden ibarettir. Kas lifinin uçlarında sarkolemmanın bu yüzey tabakası bir tendon lifiyle kaynaşır. Tendon lifleri de demet halinde toplanarak kemiklere tutunurlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Miyofibriller;Aktin ve Miyozin Filamentleri: </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas liflerinin her biri birkaç yüzden birkaç bine kadar </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">miyofibrili</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> içerir. Her miyofibrilde de yaklaşık 1500 </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">miyozin filamenti</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> ile 3000 </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">aktin filamenti</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> bulunur. Bu büyük polimerize protein moleküllerinden ibaret filamentler, kas kasılmasından sorumludur. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kalın filamentler </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">miyozin</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">, ince filamentler</span> <span style="font-size: small;" class="mycode_size">de</span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> aktindir. </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kısmen birbirinin arasına giren aktin ve miyozin filamentleri, miyofibrillerde birbirini izleyen aydınlık ve karanlık bantları yapar. Yalnız aktin filamentlerini içeren aydınlık bantlara </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">I bantları</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilir. Çünkü bunlar izotropik görünüm verir. Miyozin filamentleriyle birlikte, onların arasına giren aktin filamentlerinin de uçlarını içeren karanlık bantlara, polarize ışıkta </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">anizotropik</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> görünümleri nedeniyle </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">A bantları</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilir. Miyozin filamentlerinin kenarlarında </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">çapraz köprüler</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilen küçük uzantılar da görülür. Bu çapraz köprülerle aktin filamentlerinin etkileşmesi kontraksiyona neden olur. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Aktin ve miyozin filamentlerinden farklı birçok filamentlerden oluşan Z diskleri, bir miyofibrilden ötekine doğru uzanarak kas lifinin içindeki miyofibrilleri birbirine bağlarlar. Böylece her bir miyofibrilde olduğu gibi tüm kas lifinde aydınlık ve karanlık bantlar görülür. Bu bantlar iskelet ve kalp kaslarına çizgili görünüm kazandırır. Birbirini izleyen her iki Z diski arasındaki miyofibril ( ya da tüm kas lifi) bölümüne bir </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sarkomer</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> denir. Kas lifi istirahatteki normal tam gerilmiş durumda iken sarkomerin boyu yaklaşık 2.0 mikron uzunluğundadır. Bu uzunlukta aktin filamentleri miyozin filamentlerinin üzerini tamamen örttükleri gibi, karşılıklı olarak da birbiri üzerine gelirler. Bir kas lifi bu istirahat uzunluğundan daha fazla gerilirse aktin filamentlerinin uçları birbirinden ayrılarak A bandının ortasında bir aydınlık alan bırakırlar, bu aydınlık alana </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">H bölgesi</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> denir. Normal görev yapan kasta H bölgesinin çok seyrek görülmesinin nedeni normal sarkomer kontraksiyonunun 2.0 mikron ile 1.6 mikron arasında gelişmesindedir. Bu sınırlar içinde aktin filamentleri yalnız miyozin filamentlerini değil, fakat birbirlerini de kısmen örter.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarkoplazma:</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> Miyofibriller kas liflerinde, bilinen intrasellüler maddelerden oluşan ve </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sarkoplazma </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">adı verilen matriks içinde asılı bulunurlar. Sarkoplazma sıvısı, çok büyük miktarlarda potasyum, magnezyum, fosfat ve protein enzimlerini içerir. Aynı zamanda miyofibrillere parallel olarak bulunan çok sayıdaki mitokondri, kontraktil miyofibrillerin mitokondride yapılan ATP gereksinimlerinin ne kadar büyük olduğunu gösterir. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarkoplazmik Retikülüm: </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas lifleri içinde </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sarkoplazmik retikülüm</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilen zengin bir </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">endoplazmik retikülüm </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">bulunur. Sarkoplazmada yer alan bu retikülüm kas kontraksiyonunun kontrolünde son derece önemlidir. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAS KASILMASI</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kasılma temel olarak aktin liflerinin miyozin lifi üzerinde kayması ile oluşan sarkomerin boyunun kısalması işlemidir. Bu işlem, miyozin filamentlerinin çapraz köprüleri ile aktin filamentlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkar. Sinirler, omurilik ile kas arasındaki bağlantıyı sağlarlar. Sinir ve kasların birleştiği yer </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“sinir-kas kavşağı”</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> olarak tanımlanır. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Sinir-kas kavşağından bir elektriksel uyarım geçtiğinde kas fibrilleri uyarılır. Bu, kas fibrillerinin içerisindeki 18 ince ve kalın miyofilamentlerin birbiri üzerine kaymalarına neden olan kalsiyum akışını uyarır. Bu oluştuğunda, sarkomerin kısalmasına (güç üretilmesine) neden olur. Kastaki milyarlarca sarkomerin kısalması, kas fibrilinin kasılması ile sonuç verir . Bir kas fibrili kasıldığında, bir bütün olarak kasılır. Kısmen kasılmış bir kas fibrili yoktur. Kas fibrillerinin kasılma şiddetleri değişemez. Öyleyse bir kasın kasılma gücü kuvvetliden zayıfa doğru nasıl değişir? Bir işi yapmada daha fazla kas fibriline ihtiyaç duyulur ve ihtiyaç duyulan kas fibrilleri devreye girer. Kas kasılması ile daha büyük güç üretmek için bu kas fibrilleri merkezi sinir sistemi tarafından devreye sokulur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İskelet kasında kasılma mekanizması (Kayan Filamentler Teorisi)</span></span> </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kaslarında kasılma;</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Merkezi sinir sisteminde sinirsel bir uyarının oluşması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Uyarının alfa motor nöronlar ile motor son plağa ulaştırılması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Motor son plaktan nörotransmitter olarak asetilkolin salınması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Asetilkolin sayesinde kas lifi membranındaki çok sayıda asetilkolin kapılı kanalların açılması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Asetilkolin kapılı kanalların açılması ile kas lifi membranından sodyum iyonunun içeri girmesi ve kas lifinde aksiyon potansiyelinin başlaması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Aksiyon potansiyelinin sarkolemma ve T-tüpleri sayesinde yayılması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum iyonunun sarkoplazmaya çıkışı,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Kalsiyum iyonlarının troponin filamentine bağlanması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Troponin ve tropomiyozin arasında konformasyonel bir değişimin oluşması ve tropomiyozinin aktif aktin bölgeleri üzerinden çekilmesi, aktin ve miyozin arasında çapraz köprülerin oluşması, miyozin başının kürek hareketi yapması sonucu filamentlerin bir biri üzerinde kayması ile gerçekleşir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kas lifi, kuvvet oluşumu için kasıldığında, her sarkomer içerisindeki aktin filamentleri, miyozin filamentleri üzerinde kayar ve birbirleri üzerine gelirler. Böylelikle Z çizgileri yaklaşır, sarkomerin boyu kısalır. Kasılamayı, filamentlerin kayması olarak tanımlayan bu teori </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kayan Filament Teorisi”</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> olarak adlandırılır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KASLAR GERİLDİĞİNDE NE OLUR ?</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Bir kas fibrilinin gerilmesi kas fibrilindeki kasılma ünitesi olan sarkomerde başlar. Sarkomer kısaldığında ince ve kalın miyoflamentler arasındaki üst üste binme alanı artar. Uzama veya gerilme ile bu alan azalarak kas fibrilinin daha uzun duruma gelmesine izin verilir. Kas fibrili kendi maksimum dinlenim uzunluğunda iken uygulanan germe (tüm sarkomerler tam olarak gerilmiştir), onu çevreleyen bağ doku üzerinde baskı oluşturur. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #68c4e8;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> <span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Eğer uygulanan gerim, kas liflerinin maksimum uzunluğunu aşarsa konnektif doku tarafından kompanse edilir.</span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Baskının artması ile, bağ dokudaki kollajen fibriller bu baskı ile aynı doğrultuda hareket ederler ve bir düzene girerler. Bu nedenle germe yapıldığında, kas fibrilleri kendi uzunluklarının dışına çekilirler ve bağ doku gevşer. Bu durum, basınç yönünde düzeni bozulmuş her fibrilin tekrar düzene girmesine yardım eder. Bu tekrar düzelme, doku üzerinde oluşan olumsuz etkinin ortadan kalkması ve sağlıklı yapısına tekrar kavuşmasını sağlar. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Bir kas gerildiğinde, o kasın bazı fibrilleri uzarken bazı fibriller dinlenimdeki durumlarında kalırlar. Bir kasın geçerli uzunluğu, gerilen fibril miktarına (kasılan kasın toplam kuvveti kasılmaya katılan fibril sayısına) bağlıdır. Ne kadar çok sayıda fibril gerilmeye katılırsa, gerilmiş olan kasın uzunluk gelişimi daha fazla olur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GERMENİN NÖROFİZYOLOJİSİ</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Germe ile ilgili Duysal Reseptörler (Proprioseptörler)</span> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas, ligament ve eklemlerdeki özelleşmiş duyu reseptörleri uzama, gerilme ve basınca karşı duyarlıdırlar. Proprioseptör olarak bilinen bu </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“duyu organları”</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> kas dinamiği ve ekstremite hareketleri hakkındaki bilgileri hızlı bir şekilde merkezi sinir sistemine gönderirler. Böylece merkezi sinir sistemi, vücut kısımlarının çevremize göre pozisyonunu algılamamızı sağlar . İskelet-kas sistemiyle ilgili bütün bilgileri merkezi sinir sistemine ileten sinir sonlarına </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"proprioseptör"</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilir. Proprioseptörler ("mekanoreseptörler olarak da bilinir") tüm propriosepşinlerin (kişinin kendi vücut pozisyonunu ve hareketini algılamasıdır) kaynağıdır. Proprioseptörler her türlü fiziksel değişikliğe (hareket ya da pozisyon), vücut içindeki her türlü stres ya da güç değişikliğine duyarlıdırlar. Eklemlerin, kasların ve tendonların sinir sonlarında bulunurlar. Kassal germelerle ilgili olan proprioseptörler, kas fibrillerine ve tendonlara yerleşik vaziyette bulunurlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A)      </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kas liflerindeki duysal reseptörler</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas fibrilinde duysal reseptörler olan kas iğciği, ekstrafuzal liflere paralel şekilde kasın orta bölümünde yerleşmiş, kapsüllü, 3-12 arasında değişen intrafüzal kas liflerinden oluşur. Kas iğciği, sinir sistemine, kasın uzunluğu ve uzunluğundaki değişmelerin hızı ile ilgili bilgi verir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Her intrafuzal lif, kasılabilen kutup uçları ve kasılamayan merkeze (aktin ve miyozin filamentleri yok veya çok az sayıda), orta kısmından köken alan kalın çaplı miyelinli afferent liflere (tip Ia ve tip II) ve kasılabilir kutup uçlarını destekleyen küçük çaplı, miyelinli efferent sinirlere sahiptir. İntrafuzal liflerin kasılamayan orta bölümü, kas iğciğinin reseptör kısmıdır. Kas iğciği reseptörü;</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1-      Kasın tümüyle uzaması ile iğciğin orta bölümünün gerimesi veya</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2-      Kasın boyu tümüyle değişmese de iğcikteki intrafüzal liflerin uç bölümlerinin kasılması sonucu liflerin orta kısmının gerilmesi ile uyarılır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kasın uzunluğundaki değişimler bildiren kas iğciği, kas boyundaki değişimin, eklem açısındaki değişim ile bağlantılı olmasından dolayı aynı zamanda pozisyon hakkında da bilgi sağlar. Kas iğcikleri ya da "germe reseptörleri" kastaki başlıca proprioseptörlerdir. Kasta en fazla bulunan proprioseptördür.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B)      </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tendondaki Duysal Reseptörler</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Golgi tendon organı (GTO), tendon demetleri arasında ağ görünümlü ve dallara ayrılmış birçok sinir sonlanmasından oluşan, kapsüllü bir duysal reseptördür. Görevi tendondaki gerim veya gerimin değişme hızı ile ilgili bilgileri iletmek olan organdan gelen sinir lifleri, miyelinli ve hızlı ileten Ib tipidir. Kas gerildiğinde veya kasıldığında tendona gerim uygulanır, bu tendon demetlerini gerer ve reseptörü deforme ederek uyarır. GTO’nun uyarılma eşiği düşüktür. Kasın pasif gerilmesinde, gerilmenin büyük bir kısmı, daha esnek olan kas lifleri tarafından emileceğinden, GTO’nun uyarılma derecesi büyük olmaz. Bu nedenle pasif gerilme ile kasın gevşemesinin sağlanması isteniyorsa daha kuvvetli bir gerilme gereklidir. Aksine kasın aktif kasılması ile oluşan gerim, tendonun çok daha fazla gerilmesine neden olur. Bu duruma cevap olarak GTO devamlı deşarj yapar ve merkezi sinir sistemine aksiyon potansiyelleri iletir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> <span style="color: #c10300;" class="mycode_color">GTO kasın gerilimini algılarken, kas iğciği kasın uzunluğunu ve uzunluğundaki değişimleri algılar. Bu, kas iğciği ve GTO arasındaki temel farklılıktır.</span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GERME İLE İLİŞKİLİ REFLEKSLER </span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.Gerilme Refleksi       </span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Gerilme refleksi (stretch reflex) bir kasın pasif olarak uzatılmasının neden olduğu reflekstir. Temel duyusal uyaran grup 1a ve grup 2 kas iğciği afferentlerinden gelir ve birkaç fazdan oluşur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Gerilme refleksi (miyotatik refleks) kas iğciği fonksiyonunun en basit göstergesidir. Bir kas ne zaman gerilirse, iğciklerin uyarılması aynı kasın ve yakın işbirliği yapan sinerjistik kasların büyük iskelet kası liflerinde refleks kasılmalara neden olur. Gerilme refleksi, özelleşmiş kas içi iğcikleri (intrafuzal kas lifleri) kasta zamana bağlı boyca uzama sırasında merkezi sinir sistemine (MSS) bilgi iletirler ve karşıt hareket buna göre düzenlenir. Eğer gerilme düşükse yalnızca birkaç motor ünitenin devreye girmesiyle hareket gerçekleştirilebilir. Eğer şiddet yüksekse uyarı şiddeti ve cevap daha yüksek oluşacak, daha fazla motor ünitenin devreye girmesi ile hareketin tamamlanabilmesi refleks olarak gerçekleştirilecektir. Kas iğciklerinin uyarılması, primer ve sekonder sinir sonlanmalarının seklini değiştirir. Bu, Grup Ia ve II duysal liflerde aksiyon potansiyelini başlatır. Bu sinirler omuriliğe ulaşır ve alfa motor nöronların hücre gövdelerinde sonlanır. Eğer duysal nöronlar, motor sinirde yeterince depolarizasyon sağlarsa, aksiyon potansiyeli devreye girer. Motor sinirin aksonu iskelet kasına iletir ve refleks kasılma (miyotatik refleks) gerçekleşir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.Resiprokal İnnervasyon</span></span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas iğciklerinden kalkan afferent sinir lifleri dalları, antagonist kasları inerve eden motor nöronla sinaps yapan inhibitör ara nöronlarla bağlantılıdırlar. Uyarıldıkları zaman, antagonistik kasları kontrol eden motor nöronları inhibe ederler. Bir kası innerve eden nöronların eş zamanlı inhibisyonu ile birlikte aktivasyonuna resiprokal innervasyon denir. Kısaca, aganist kas kasıldığı zaman antagonisti gevşer. Resiprokal innervasyon olmadan, kas aktivitesinin koordinasyonu imkansızdır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.Koaktivasyon/kokontraksiyon</span></span> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas kasıldığı takdirde, intrafüzal lifler üzerindeki gerim azalır. Bu, kas iğciğindeki duysal sinir liflerin aktivasyonunu azaltır. Bu durumu ortadan kaldırmak ve kas iğciğinin duyarlılığının devamı için ekstrafüzal lifleri inerve eden alfa motor nöronlar uyarıldıklarında intrafüzal lifleri inerve eden gama motor nöronlarda eş zamanlı olarak uyarılır. Buna alfa-gama motor nöronların koaktivasyonu denir. Ektrafüzal liflerle eş zamanlı intrafüzal liflerde de kasılma sağlanır. Bu şekilde gerim reseptörlerinin yer aldığı intrafüzal liflerin orta bölgesindeki gerim korunmuş olur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.Ters Miyotatik Refleks</span></span></span> </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Şiddetli yapılan germeler veya kasın aktif olarak kasılması GTO’nun uyarılmasını sağlar. GTO’dan omuriliğe taşınan uyarılar, o kasta inhibitör nitelikli refleks etkilere yol açar. Agonist kasta gevşemeye neden olan bu inhibisyona ters miyotatik refleks veya “otojenik inhibisyon” denir. Kasın yırtılmasını veya tendonun bağlandığı kemikten kopmasını önleyici koruyucu bir mekanizmadır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKÇA </span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1-      Fizyoterapi ve Rehabilitasyon cilt 1,Editörler: Prof. Dr. A. Ayşe Karaduman, Prof. Dr. Öznur Tunca Yılmaz, sayfa: 249-253, baskı: 2016, Ankara</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2-      TEXTBOOK OF MEDİCAL PHYSIOLOGY 7.Edition, sayfa: 178-180, Guyton yayınları</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">3-      The biomechanics of stretching-Duane Knudson, Journal of Exercise Science &amp; Physiotherapy, Vol. 2: 3-12, 2006 (article)</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">4-      KİNEZYOLOJİ VE BİYOMEKANİK, Prof. Dr. Gül Yazıcıoğlu- Prof. Dr. Fatih Erbahçeci, sayfa:163-165, 3. Baskı</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">5-      T.C. ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ANTRENÖRLÜK EĞİTİMİ PROGRAMI, İKİ FARKLI GERME EGZERSİZİNİN BAZI FİZİKSEL VE FİZYOLOJİK PARAMETRELER ÜZERİNE ETKİS , YÜKSEK LİSANS TEZİ FATİH KAYA, TEZ DANIŞMANI Yrd. Doç. Dr. BEKİR YÜKTAŞIR, TEMMUZ-2004 BOLU</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">6-      CURRENT TOPICS FOR TEACHING SKELETAL MUSCLE PHYSIOLOGY, Susan V. Brooks, Department of Molecular and Integrative Physiology and Institute of Gerontology, University of Michigan, Ann Arbor, Michigan 48109, (article)</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">7-      AKTİF STATİK GERME VE FARKLI DİNLENME ARALIKLARININ İZOKİNETİK BACAK KUVVETİ ÜZERİNE ETKİSİ,  Adil SONĞUR YÜKSEK LİSANS TEZİ , BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI SPOR VE SAĞLIK BİLİMLERİ PROGRAMI, GAZİ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ, EKİM 2015</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">GERME FİZYOLOJİSİ </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Germe eklem hareket açıklığını artırmak için önemli bir terapötik ve egzersiz eğitimi  modalitesidir. Germe  veya gerim, vücutta uzayabilme özelliğine sahip (elongation) dokulara uygulayabildiğimiz fiziksel bir strestir. Bu fiziksel stresin nasıl uygulandığı ve etkileri için uzayabilen dokuların yapısı bilinmelidir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #005dc2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">KASLAR</span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas hücreleri, kimyasal enerjiyi mekanik enerjiye çevirebilme ve sonucunda da kuvvet ve hareket oluşturabilme yeteneğine sahip, lokomotor sistemin aktif kısımlarıdır. Kasılabilme ve gevşeyebilme özelliğine sahip bu kaslar, organizmada vücut ağırlığının yaklaşık %50’sini ( %40 iskelet, %10 düz kas ve kalp kası) oluşturur. Kaslar yapı, kasılma özellikleri ve kontrol mekanizmalarına göre üçe ayrılır:</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">1-ÇİZGİLİ KASLAR: </span>İskelet kasları olarakta adlandırılan ve organizmanın hareket sisteminin aktif unsurları olan çizgili kasların, miyofibrilleri enine çizgilidir. Bu kaslar aktin ve miyozin adı verilen protein yapısındaki miyoflamentlerden oluşur. Vücut ağırlığının yaklaşık %40-45’ini oluşturan çizgili kaslar istemli olarak kasılırlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">2-DÜZ KASLAR:</span> Aktin ve myozin flamentlerinin düzenli bir şekilde bir araya gelmemesi nedeniyle çizgi göstermeyen kaslara düz kas denir. Düz kaslar troponin taşımazlar. Az miktarda mitokondriaları vardır. Enerji ihtiyaçlarını daha çok glikoliz yoluyla sağlarlar. Sarkoplazmik retikulum ya yoktur ya da az gelişmiştir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Düz kaslar genel olarak;</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1.       Visseral</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2.       Multi ünit (çok üniteli) düz kaslar olmak üzere ikiye ayrılır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1.       Visseral kaslarda meydana gelen potansiyel tüm hücrelere yayılır. Genellikle içi boş organlarda bulunur (Mide, bağırsak, üreter vb.) Örneği az da olsa içi dolu organlarda da bulunur (dalak, lenf düğümleri vb.) Sinir uyarısı olmadan (spontan) kasılabilirler.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2.       Multi ünit düz kaslar büyük damarların duvarlarında ve gözde iriste bulunur. Bu düz kas hücreleri arasında özel bağlantı bölgeleri yoktur ve kasılmalar için sinirsel uyarı şarttır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">3-KALP KASI:</span> Myokard adı verilen kalp kası iskelet kasları gibi çizgili görünümlüdür. Ancak istem dışı çalışır. Kalp kası hücreleri  tek hücrelidir. Fibrilleri sarkolemma ile çevrilidir. Miyofibrilleri de çizgili karakterlidir. Aktin ve myozinin dağılımı ve düzeni çizgili kaslardaki gibidir. Kalp kasında da Z çizgileri mevcuttur. Z çizgilerinin bulunduğu alanlara interkalar diskler adı verilir. İnterkalar diskler sayesinde kalp kası hücreleri arasında ilişki sağlanır ve tek bir fibril uyarıldığı zaman bu uyarı diğer hücrelere de yayılır. Buna sinsituum kasılma denir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Her 3 kas grubunun anatomik yapıları farklı olmakla birlikte tüm kasların ortak bir takım özellikleri vardır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KASLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ</span></span> </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">1.       Eksitabilite (Uyarılabilme):</span> Kaslar da her canlı doku gibi kendilerine yapılan bir uyarana cevap verme özelliğine sahiptir. Kasın bu cevabı kasılma şeklindedir. Bir kasın uyarılabilirliği, kasa bir uyarana karşı cevap verme becerisi kazandırır. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">2.       Kontraktibilite:</span> Bir stimulusa kasılarak cevap verme özelliğidir. Kasılabilme, sinir sisteminin kontrolü altında kuvvet açığa çıkartabilmektir. Bir kasın üretebildiği kuvvetin büyüklüğü, kasılabilme becerisine, yapısına ve biyomekaniksel/biyokimyasal özelliklerine bağlıdır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">3.       İletebilme (İletkenlik):</span> Kaslar doğal olarak sinirler yolu ile sinir sisteminden gelen uyarılarla uyarılırlar ve gelen normal uyaran kasa, sinir-kas arasındaki sinaps yolu ile ulaşır. Kaslar gelen bu uyarıyı iletebilme özelliğine sahiptir. Bir elektrik akımını yayabilmeyi sağlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">4.       Viskosite:</span> Visköz bir kitle olma özelliğine sahip kaslar şeklini değiştirmek isteyen kuvvetlere karşı iç sürtünmeler yolu ile bir direnç gösterirler.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">5.       Elastisite:</span> Kasın esneyebilme özelliğidir. Kas gerilebilir (uzayabilir) ve germe kuvveti ortadan kaldırıldığında orijinal istirahat uzunluğuna geri döner. Bunu sağlayan kastaki elastik liflerdir. Elastik liflerin esneme  kabiliyetini gerçekleştiren elastin adı verilen maddedir. Kaslarda elastik liflerin dışında kollajen ve gitter olmak üzere iki tip daha vardır. Kollajen lifler kası dış etkenlere karşı koruyarak liflere dayanıklık kazandırır. Gitter lifleri ise ihtiyaca göre elastik ya da kollajen liflere dönüşebilme özelliğine sahiptir. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Tüm kasların ortak özelliklerin yanı sıra iskelet kaslarında bazı temel fonksiyonlar bulunur. Bu fonksiyonlar: Hareket, koruma, ısı üretimi, solunuma yardım etme, mekanik iş yapabilme yeteneği ve postürün devamlılığını sağlamadır. Lokomotor sistemde, hareket için iskelet pasif rol oynarken, kaslar aktif rol üstlenmektedirler. Germe egzersizleri, iskelet kasları üzerine uygulanıp, bu doku üzerinde fizyolojik cevaplar açığa çıkar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSKELET KASININ YAPI VE FİZYOLOJİSİ </span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kaslarının kasılmaları tüm vücut hareketleri için stabilite ve güç sağlar. Sonuç olarak, iskelet kası fonksiyonundaki herhangi bir bozulma, bir dereceye kadar dengesizlik veya hareketsizlik ile sonuçlanır. İskelet kasları üzerine uygulanan germe egzersizlerinin fizyolojik etkilerini anlamak için, iskelet kaslarının anatomik fizyolojisinin bilinmesi önemlidir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kası, fibril veya lif olarak adlandırılan binlerce kas hücresinin bir araya gelmesiyle oluşur. Kasların çoğunda lifler, kasın bütün boyunca uzanır ve liflerin yaklaşık yüzde iki kadarının dışında, lifin ortasına yakın bulunan tek bir sinir lifi ile inerve edilir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarkolemma: </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Sarkolemma kas lifinin hücre membranıdır. Aslında sarkolemma </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">plazma membranı</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> denen gerçek bir hücre membranı ile, çok sayıda kollajen lifi içeren ince polisakkarit tabakasından oluşan, bir dış örtüden ibarettir. Kas lifinin uçlarında sarkolemmanın bu yüzey tabakası bir tendon lifiyle kaynaşır. Tendon lifleri de demet halinde toplanarak kemiklere tutunurlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Miyofibriller;Aktin ve Miyozin Filamentleri: </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas liflerinin her biri birkaç yüzden birkaç bine kadar </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">miyofibrili</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> içerir. Her miyofibrilde de yaklaşık 1500 </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">miyozin filamenti</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> ile 3000 </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">aktin filamenti</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> bulunur. Bu büyük polimerize protein moleküllerinden ibaret filamentler, kas kasılmasından sorumludur. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kalın filamentler </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">miyozin</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">, ince filamentler</span> <span style="font-size: small;" class="mycode_size">de</span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> aktindir. </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kısmen birbirinin arasına giren aktin ve miyozin filamentleri, miyofibrillerde birbirini izleyen aydınlık ve karanlık bantları yapar. Yalnız aktin filamentlerini içeren aydınlık bantlara </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">I bantları</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilir. Çünkü bunlar izotropik görünüm verir. Miyozin filamentleriyle birlikte, onların arasına giren aktin filamentlerinin de uçlarını içeren karanlık bantlara, polarize ışıkta </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">anizotropik</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> görünümleri nedeniyle </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">A bantları</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilir. Miyozin filamentlerinin kenarlarında </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">çapraz köprüler</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilen küçük uzantılar da görülür. Bu çapraz köprülerle aktin filamentlerinin etkileşmesi kontraksiyona neden olur. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Aktin ve miyozin filamentlerinden farklı birçok filamentlerden oluşan Z diskleri, bir miyofibrilden ötekine doğru uzanarak kas lifinin içindeki miyofibrilleri birbirine bağlarlar. Böylece her bir miyofibrilde olduğu gibi tüm kas lifinde aydınlık ve karanlık bantlar görülür. Bu bantlar iskelet ve kalp kaslarına çizgili görünüm kazandırır. Birbirini izleyen her iki Z diski arasındaki miyofibril ( ya da tüm kas lifi) bölümüne bir </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sarkomer</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> denir. Kas lifi istirahatteki normal tam gerilmiş durumda iken sarkomerin boyu yaklaşık 2.0 mikron uzunluğundadır. Bu uzunlukta aktin filamentleri miyozin filamentlerinin üzerini tamamen örttükleri gibi, karşılıklı olarak da birbiri üzerine gelirler. Bir kas lifi bu istirahat uzunluğundan daha fazla gerilirse aktin filamentlerinin uçları birbirinden ayrılarak A bandının ortasında bir aydınlık alan bırakırlar, bu aydınlık alana </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">H bölgesi</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> denir. Normal görev yapan kasta H bölgesinin çok seyrek görülmesinin nedeni normal sarkomer kontraksiyonunun 2.0 mikron ile 1.6 mikron arasında gelişmesindedir. Bu sınırlar içinde aktin filamentleri yalnız miyozin filamentlerini değil, fakat birbirlerini de kısmen örter.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarkoplazma:</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> Miyofibriller kas liflerinde, bilinen intrasellüler maddelerden oluşan ve </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sarkoplazma </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">adı verilen matriks içinde asılı bulunurlar. Sarkoplazma sıvısı, çok büyük miktarlarda potasyum, magnezyum, fosfat ve protein enzimlerini içerir. Aynı zamanda miyofibrillere parallel olarak bulunan çok sayıdaki mitokondri, kontraktil miyofibrillerin mitokondride yapılan ATP gereksinimlerinin ne kadar büyük olduğunu gösterir. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarkoplazmik Retikülüm: </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas lifleri içinde </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sarkoplazmik retikülüm</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilen zengin bir </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">endoplazmik retikülüm </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size">bulunur. Sarkoplazmada yer alan bu retikülüm kas kontraksiyonunun kontrolünde son derece önemlidir. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAS KASILMASI</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kasılma temel olarak aktin liflerinin miyozin lifi üzerinde kayması ile oluşan sarkomerin boyunun kısalması işlemidir. Bu işlem, miyozin filamentlerinin çapraz köprüleri ile aktin filamentlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkar. Sinirler, omurilik ile kas arasındaki bağlantıyı sağlarlar. Sinir ve kasların birleştiği yer </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“sinir-kas kavşağı”</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> olarak tanımlanır. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Sinir-kas kavşağından bir elektriksel uyarım geçtiğinde kas fibrilleri uyarılır. Bu, kas fibrillerinin içerisindeki 18 ince ve kalın miyofilamentlerin birbiri üzerine kaymalarına neden olan kalsiyum akışını uyarır. Bu oluştuğunda, sarkomerin kısalmasına (güç üretilmesine) neden olur. Kastaki milyarlarca sarkomerin kısalması, kas fibrilinin kasılması ile sonuç verir . Bir kas fibrili kasıldığında, bir bütün olarak kasılır. Kısmen kasılmış bir kas fibrili yoktur. Kas fibrillerinin kasılma şiddetleri değişemez. Öyleyse bir kasın kasılma gücü kuvvetliden zayıfa doğru nasıl değişir? Bir işi yapmada daha fazla kas fibriline ihtiyaç duyulur ve ihtiyaç duyulan kas fibrilleri devreye girer. Kas kasılması ile daha büyük güç üretmek için bu kas fibrilleri merkezi sinir sistemi tarafından devreye sokulur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İskelet kasında kasılma mekanizması (Kayan Filamentler Teorisi)</span></span> </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kaslarında kasılma;</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Merkezi sinir sisteminde sinirsel bir uyarının oluşması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Uyarının alfa motor nöronlar ile motor son plağa ulaştırılması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Motor son plaktan nörotransmitter olarak asetilkolin salınması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Asetilkolin sayesinde kas lifi membranındaki çok sayıda asetilkolin kapılı kanalların açılması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Asetilkolin kapılı kanalların açılması ile kas lifi membranından sodyum iyonunun içeri girmesi ve kas lifinde aksiyon potansiyelinin başlaması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Aksiyon potansiyelinin sarkolemma ve T-tüpleri sayesinde yayılması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum iyonunun sarkoplazmaya çıkışı,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Kalsiyum iyonlarının troponin filamentine bağlanması,</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">·        Troponin ve tropomiyozin arasında konformasyonel bir değişimin oluşması ve tropomiyozinin aktif aktin bölgeleri üzerinden çekilmesi, aktin ve miyozin arasında çapraz köprülerin oluşması, miyozin başının kürek hareketi yapması sonucu filamentlerin bir biri üzerinde kayması ile gerçekleşir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İskelet kas lifi, kuvvet oluşumu için kasıldığında, her sarkomer içerisindeki aktin filamentleri, miyozin filamentleri üzerinde kayar ve birbirleri üzerine gelirler. Böylelikle Z çizgileri yaklaşır, sarkomerin boyu kısalır. Kasılamayı, filamentlerin kayması olarak tanımlayan bu teori </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kayan Filament Teorisi”</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> olarak adlandırılır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KASLAR GERİLDİĞİNDE NE OLUR ?</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Bir kas fibrilinin gerilmesi kas fibrilindeki kasılma ünitesi olan sarkomerde başlar. Sarkomer kısaldığında ince ve kalın miyoflamentler arasındaki üst üste binme alanı artar. Uzama veya gerilme ile bu alan azalarak kas fibrilinin daha uzun duruma gelmesine izin verilir. Kas fibrili kendi maksimum dinlenim uzunluğunda iken uygulanan germe (tüm sarkomerler tam olarak gerilmiştir), onu çevreleyen bağ doku üzerinde baskı oluşturur. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #68c4e8;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> <span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Eğer uygulanan gerim, kas liflerinin maksimum uzunluğunu aşarsa konnektif doku tarafından kompanse edilir.</span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Baskının artması ile, bağ dokudaki kollajen fibriller bu baskı ile aynı doğrultuda hareket ederler ve bir düzene girerler. Bu nedenle germe yapıldığında, kas fibrilleri kendi uzunluklarının dışına çekilirler ve bağ doku gevşer. Bu durum, basınç yönünde düzeni bozulmuş her fibrilin tekrar düzene girmesine yardım eder. Bu tekrar düzelme, doku üzerinde oluşan olumsuz etkinin ortadan kalkması ve sağlıklı yapısına tekrar kavuşmasını sağlar. </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Bir kas gerildiğinde, o kasın bazı fibrilleri uzarken bazı fibriller dinlenimdeki durumlarında kalırlar. Bir kasın geçerli uzunluğu, gerilen fibril miktarına (kasılan kasın toplam kuvveti kasılmaya katılan fibril sayısına) bağlıdır. Ne kadar çok sayıda fibril gerilmeye katılırsa, gerilmiş olan kasın uzunluk gelişimi daha fazla olur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GERMENİN NÖROFİZYOLOJİSİ</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Germe ile ilgili Duysal Reseptörler (Proprioseptörler)</span> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas, ligament ve eklemlerdeki özelleşmiş duyu reseptörleri uzama, gerilme ve basınca karşı duyarlıdırlar. Proprioseptör olarak bilinen bu </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“duyu organları”</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> kas dinamiği ve ekstremite hareketleri hakkındaki bilgileri hızlı bir şekilde merkezi sinir sistemine gönderirler. Böylece merkezi sinir sistemi, vücut kısımlarının çevremize göre pozisyonunu algılamamızı sağlar . İskelet-kas sistemiyle ilgili bütün bilgileri merkezi sinir sistemine ileten sinir sonlarına </span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"proprioseptör"</span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> adı verilir. Proprioseptörler ("mekanoreseptörler olarak da bilinir") tüm propriosepşinlerin (kişinin kendi vücut pozisyonunu ve hareketini algılamasıdır) kaynağıdır. Proprioseptörler her türlü fiziksel değişikliğe (hareket ya da pozisyon), vücut içindeki her türlü stres ya da güç değişikliğine duyarlıdırlar. Eklemlerin, kasların ve tendonların sinir sonlarında bulunurlar. Kassal germelerle ilgili olan proprioseptörler, kas fibrillerine ve tendonlara yerleşik vaziyette bulunurlar.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A)      </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kas liflerindeki duysal reseptörler</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas fibrilinde duysal reseptörler olan kas iğciği, ekstrafuzal liflere paralel şekilde kasın orta bölümünde yerleşmiş, kapsüllü, 3-12 arasında değişen intrafüzal kas liflerinden oluşur. Kas iğciği, sinir sistemine, kasın uzunluğu ve uzunluğundaki değişmelerin hızı ile ilgili bilgi verir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Her intrafuzal lif, kasılabilen kutup uçları ve kasılamayan merkeze (aktin ve miyozin filamentleri yok veya çok az sayıda), orta kısmından köken alan kalın çaplı miyelinli afferent liflere (tip Ia ve tip II) ve kasılabilir kutup uçlarını destekleyen küçük çaplı, miyelinli efferent sinirlere sahiptir. İntrafuzal liflerin kasılamayan orta bölümü, kas iğciğinin reseptör kısmıdır. Kas iğciği reseptörü;</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1-      Kasın tümüyle uzaması ile iğciğin orta bölümünün gerimesi veya</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2-      Kasın boyu tümüyle değişmese de iğcikteki intrafüzal liflerin uç bölümlerinin kasılması sonucu liflerin orta kısmının gerilmesi ile uyarılır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kasın uzunluğundaki değişimler bildiren kas iğciği, kas boyundaki değişimin, eklem açısındaki değişim ile bağlantılı olmasından dolayı aynı zamanda pozisyon hakkında da bilgi sağlar. Kas iğcikleri ya da "germe reseptörleri" kastaki başlıca proprioseptörlerdir. Kasta en fazla bulunan proprioseptördür.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B)      </span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tendondaki Duysal Reseptörler</span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Golgi tendon organı (GTO), tendon demetleri arasında ağ görünümlü ve dallara ayrılmış birçok sinir sonlanmasından oluşan, kapsüllü bir duysal reseptördür. Görevi tendondaki gerim veya gerimin değişme hızı ile ilgili bilgileri iletmek olan organdan gelen sinir lifleri, miyelinli ve hızlı ileten Ib tipidir. Kas gerildiğinde veya kasıldığında tendona gerim uygulanır, bu tendon demetlerini gerer ve reseptörü deforme ederek uyarır. GTO’nun uyarılma eşiği düşüktür. Kasın pasif gerilmesinde, gerilmenin büyük bir kısmı, daha esnek olan kas lifleri tarafından emileceğinden, GTO’nun uyarılma derecesi büyük olmaz. Bu nedenle pasif gerilme ile kasın gevşemesinin sağlanması isteniyorsa daha kuvvetli bir gerilme gereklidir. Aksine kasın aktif kasılması ile oluşan gerim, tendonun çok daha fazla gerilmesine neden olur. Bu duruma cevap olarak GTO devamlı deşarj yapar ve merkezi sinir sistemine aksiyon potansiyelleri iletir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span></span><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> <span style="color: #c10300;" class="mycode_color">GTO kasın gerilimini algılarken, kas iğciği kasın uzunluğunu ve uzunluğundaki değişimleri algılar. Bu, kas iğciği ve GTO arasındaki temel farklılıktır.</span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GERME İLE İLİŞKİLİ REFLEKSLER </span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.Gerilme Refleksi       </span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Gerilme refleksi (stretch reflex) bir kasın pasif olarak uzatılmasının neden olduğu reflekstir. Temel duyusal uyaran grup 1a ve grup 2 kas iğciği afferentlerinden gelir ve birkaç fazdan oluşur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Gerilme refleksi (miyotatik refleks) kas iğciği fonksiyonunun en basit göstergesidir. Bir kas ne zaman gerilirse, iğciklerin uyarılması aynı kasın ve yakın işbirliği yapan sinerjistik kasların büyük iskelet kası liflerinde refleks kasılmalara neden olur. Gerilme refleksi, özelleşmiş kas içi iğcikleri (intrafuzal kas lifleri) kasta zamana bağlı boyca uzama sırasında merkezi sinir sistemine (MSS) bilgi iletirler ve karşıt hareket buna göre düzenlenir. Eğer gerilme düşükse yalnızca birkaç motor ünitenin devreye girmesiyle hareket gerçekleştirilebilir. Eğer şiddet yüksekse uyarı şiddeti ve cevap daha yüksek oluşacak, daha fazla motor ünitenin devreye girmesi ile hareketin tamamlanabilmesi refleks olarak gerçekleştirilecektir. Kas iğciklerinin uyarılması, primer ve sekonder sinir sonlanmalarının seklini değiştirir. Bu, Grup Ia ve II duysal liflerde aksiyon potansiyelini başlatır. Bu sinirler omuriliğe ulaşır ve alfa motor nöronların hücre gövdelerinde sonlanır. Eğer duysal nöronlar, motor sinirde yeterince depolarizasyon sağlarsa, aksiyon potansiyeli devreye girer. Motor sinirin aksonu iskelet kasına iletir ve refleks kasılma (miyotatik refleks) gerçekleşir.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.Resiprokal İnnervasyon</span></span></span></span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas iğciklerinden kalkan afferent sinir lifleri dalları, antagonist kasları inerve eden motor nöronla sinaps yapan inhibitör ara nöronlarla bağlantılıdırlar. Uyarıldıkları zaman, antagonistik kasları kontrol eden motor nöronları inhibe ederler. Bir kası innerve eden nöronların eş zamanlı inhibisyonu ile birlikte aktivasyonuna resiprokal innervasyon denir. Kısaca, aganist kas kasıldığı zaman antagonisti gevşer. Resiprokal innervasyon olmadan, kas aktivitesinin koordinasyonu imkansızdır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.Koaktivasyon/kokontraksiyon</span></span> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Kas kasıldığı takdirde, intrafüzal lifler üzerindeki gerim azalır. Bu, kas iğciğindeki duysal sinir liflerin aktivasyonunu azaltır. Bu durumu ortadan kaldırmak ve kas iğciğinin duyarlılığının devamı için ekstrafüzal lifleri inerve eden alfa motor nöronlar uyarıldıklarında intrafüzal lifleri inerve eden gama motor nöronlarda eş zamanlı olarak uyarılır. Buna alfa-gama motor nöronların koaktivasyonu denir. Ektrafüzal liflerle eş zamanlı intrafüzal liflerde de kasılma sağlanır. Bu şekilde gerim reseptörlerinin yer aldığı intrafüzal liflerin orta bölgesindeki gerim korunmuş olur.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.Ters Miyotatik Refleks</span></span></span> </span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Şiddetli yapılan germeler veya kasın aktif olarak kasılması GTO’nun uyarılmasını sağlar. GTO’dan omuriliğe taşınan uyarılar, o kasta inhibitör nitelikli refleks etkilere yol açar. Agonist kasta gevşemeye neden olan bu inhibisyona ters miyotatik refleks veya “otojenik inhibisyon” denir. Kasın yırtılmasını veya tendonun bağlandığı kemikten kopmasını önleyici koruyucu bir mekanizmadır.</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKÇA </span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1-      Fizyoterapi ve Rehabilitasyon cilt 1,Editörler: Prof. Dr. A. Ayşe Karaduman, Prof. Dr. Öznur Tunca Yılmaz, sayfa: 249-253, baskı: 2016, Ankara</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2-      TEXTBOOK OF MEDİCAL PHYSIOLOGY 7.Edition, sayfa: 178-180, Guyton yayınları</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">3-      The biomechanics of stretching-Duane Knudson, Journal of Exercise Science &amp; Physiotherapy, Vol. 2: 3-12, 2006 (article)</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">4-      KİNEZYOLOJİ VE BİYOMEKANİK, Prof. Dr. Gül Yazıcıoğlu- Prof. Dr. Fatih Erbahçeci, sayfa:163-165, 3. Baskı</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">5-      T.C. ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ANTRENÖRLÜK EĞİTİMİ PROGRAMI, İKİ FARKLI GERME EGZERSİZİNİN BAZI FİZİKSEL VE FİZYOLOJİK PARAMETRELER ÜZERİNE ETKİS , YÜKSEK LİSANS TEZİ FATİH KAYA, TEZ DANIŞMANI Yrd. Doç. Dr. BEKİR YÜKTAŞIR, TEMMUZ-2004 BOLU</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">6-      CURRENT TOPICS FOR TEACHING SKELETAL MUSCLE PHYSIOLOGY, Susan V. Brooks, Department of Molecular and Integrative Physiology and Institute of Gerontology, University of Michigan, Ann Arbor, Michigan 48109, (article)</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">7-      AKTİF STATİK GERME VE FARKLI DİNLENME ARALIKLARININ İZOKİNETİK BACAK KUVVETİ ÜZERİNE ETKİSİ,  Adil SONĞUR YÜKSEK LİSANS TEZİ , BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI SPOR VE SAĞLIK BİLİMLERİ PROGRAMI, GAZİ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ, EKİM 2015</span> </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"> </span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnflamasyon Fizyolojisi]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-inflamasyon-fizyolojisi.html</link>
			<pubDate>Sun, 06 Dec 2020 14:55:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=473">Amine Ergün</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-inflamasyon-fizyolojisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON FİZYOLOJİSİ </span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON TANIMI</span></span></span><br />
<br />
İnflamasyon, organizmanın endojen veya ekzojen uyaranlara karşı başlattığı veya içsel/dışsal doku hasarına verdiği sellüler, humoral ve vasküler bir seri vital yanıttır. <br />
Yaşamın devamı için gerekli fakat spesifik olmayan yanıtıdır. <br />
-Bu yanıtın amacı mikroorganizmaların veya toksinlerin hücrelere zarar vermesinin önlenmesi ya da hasar sonucu oluşan nekrotik ve ölü dokuların uzaklaştırılması ve organizmanın devamlılığının sağlanmasıdır. <br />
<br />
İnflamasyon normalde patolojik bir durum olmasına karşın, inflamatuar reaksiyon fizyolojik olarak vücudun doku hasarı ya da yaralanmaya gösterdiği ilk cevabıdır. İnflamasyonun tetiklenmesi gerek infeksiyöz (gram-pozitif ve gram-negatif bakteriler, virüs, mantar, parazit vb.) gerekse infeksiyöz olmayan (travma, yanık, yabancı cisim, iskemi, pankreatit vb.) birçok mekanizma ile olsa da cevap aynıdır. Hücre dejenerasyonu ile birlikte inflamasyon, hastalıkların patolojik temelini oluşturmaktadır. <br />
<br />
Birçok hastalığın seyrinde inflamatuar reaksiyonlar meydana gelmektedir. Tarihte bunlar farklı şekillerde yorumlanır, hastalıkların Tanrı’nın gazabı, dengelerin bozulması sonucu (Ying ve Yang vb.) meydana geldiğine inanılırdı. Bugün ise enfeksiyöz hastalıklarda veya söz konusu diğer sebeplerin bir sonucu olarak bağışıklık sistemi tarafından inflamasyon ve inflamatuar reaksiyonlar ortaya çıktığı bilinmektedir. Otoimmun hastalıklarda etkenin bilinmemesinden dolayı genetik bazı defektler veya özel genler aracılığıyla gerçekleşmesinin yanında henüz bilinmeyen bir takım virüslerin de sebep olabileceği düşünülmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON BULGULARI (BELİRTİLERİ) </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1-KIZARIKLIK (RUBOR):</span></span></span> İnflamasyonlu alanda birçok medyatörün etkisi sonucu damar vasküler permeabilite ve vazodilatasyon geliştiği için bölge daha fazla aktif olarak kanlanır. Kızarıklık, inflamasyonun erken evresi ve hafif seyreden reaksiyonlarda, alerjilerde oldukça tipiktir. <br />
<br />
<span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-ISI ARTIŞI (CALOR):</span></span></span> Vazodilatasyon sebebiyle bölgeye daha fazla kan akımı olacak ve fazla kan akımı ile bölgedeki sürtünme artacağından dolayı bölgede ısı artışı olur. Akut inflamasyonun en önemli ve belirgin bulgusu ısı artışıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">3-ŞİŞKİNLİK (TUMOR): </span></span></span>Vasküler permeabilite sonucu bölgeye kan plazması sızar ve bu da bölgede şişkinliğe neden olur. Ancak şişkinliğin tek sebebi bu değildir. Proliferatif karakterde inflamasyonda meydana gelen granülomlar veya hiperplaziler, fibrotik değişiklikler de söz konusu şişliğe neden olabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">4-AĞRI (DOLAR):</span></span></span> Ağrını şekillenmesindeki en önemli iki sebep; inflamasyonu tetikleyici prostaglandinlerin ve bradikinin gibi kimyasal medyatörlerin organizmada ağrı oluşumunda rol alması ve inflamatuar ödemden kaynaklanan sinir uçlarına basıdır. Kronik duruma geçen inflamasyonda ağrı, zamanla arka planda kalmaya başlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">5-KAPSANAN ORGANLARDA DİSFONKSİYON (FUNCTİO LAESA):</span></span></span> Doğal olarak İnflamasyonlu organ işlevlerini yerine tam olarak getiremez. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYONUN SEBEPLERİ </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">CANLI ETKENLER:</span></span></span> İnflamasyona sebep olan en önemli etken mikroorganizmalardır. Bakteri, virüs, riketsiya, mantar, protozoon ve helmintler bu gruba girer. Bu gibi etkenler sahip oldukları antijenler ve yüzey reseptörleri aracılığıyla nötrofilik kemotaksise neden olurlar ve sonuçta inflamasyon gelişir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">FİZİKSEL ETKENLER: </span></span></span>Mekanik travmalar (kesici ve delici cisimler, vurma, çarpma gibi darbeler vb.) sıcak ve soğuk etkiler, elektrik, ultraviyole ışınlar, iyonizasyon yapan ışınlar, çeşitli yabancı cisimler etkendir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">KİMYASAL NEDENLER: </span></span></span>Asitler, alkaliler, dezenfektanlar, ağır metal bileşikleri, organizmada fazlaca oluşan metabolizma ürünleri inflamasyona neden olur. Asit maddeler hızlı doku yıkımına neden olduklarından inflamatuar yanıt hızlı gelişir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İMMUNOLOJİK REAKSİYONA NEDEN OLAN MADDELER:</span></span></span> Yabancı proteinler, hipersensibilite yaratan eksojen ve endojen kaynaklı maddeler, transplantasyonda doku ve organ reddi, immunkompleksler. Gerek homoiyoplastik, gerek heteroplastik olsun; tüm doku/organ nakilleri immun yanıta neden olur. Vücudun bir başka yerinden alınmış dahi olsa yabancı doku daima yabancıdır ve şekillenen immun yanıt da bir çeşit inflmasyondur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ANOKSEMİ VE NEKROZ:</span></span></span> Dokulara gelen kanın azalması veya kesilmesi bu bölgenin çevresinde inflamatuar reaksiyon oluşturur ve bu nekrozun yayılmasını önler (demerkasyon). <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İDİOPATİK (SEBEBİ BİLİNMEYEN) İNFLAMASYONLAR: </span></span></span>Bazı inflamatuar hastalıkların sebebi tam olarak ortaya konulamamıştır (örneğin sistemik lupus eritamatozus). <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON HÜCRELERİ </span></span></span><br />
<br />
İmmun sistem hücreleri inflamasyonun patogenezinde önemli rol oynar. İnflamasyonun ilk evrelerinde damarlardaki normal akımın seyri değişir. Normal kan akımında damar lümeninin en iç yüzünde lökositler, bunların etrafında eritrositler, daha dışarıda trombositler ve damar lümenine en yakın olarak da plazma yer alır. <br />
Herhangi bir sebeple inflamasyon reaksiyonu başlarsa öncelikle devreye giren histamin, prostoglandin, kinin-bradikinin ve diğer inflamasyon stimüle edici ajanlarca vasküler permeabilite artar ve inflamatuar ortamda lökositlerin (özellikle monositer makrofajlar ve nötrofiller) daha uygun hareket etmeleri için uygun ortamı hazırlamak üzere plazma eksüdasyonu gerçekleşir. İnflamatuar ödem daima hücre göçünden önce olur. Daha sonra damarlardaki normal akım bozulur ve en içteki lökositler damar lümenine yaklaşmaya başlar (marginasyon). Bunun ardından damar lümenine gelen lökositler geçirgenliği artmış damar duvarından pseudopodlar vasıtasıyla ve salgıladıkları bazı litik enzimler aracılığı ile damar dışına sızarlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">NÖTROFİLLER </span></span></span><br />
<br />
İnflamasyonda öncü hücreler nötrofillerdir. Nötrofillerin bu özelliğinin kemotaksise olan duyarlılığının neden olduğu sanılmaktadır. Bu duyarlılıkta özellikle hücre membranı yüzeyinde bulunan kompleman proteinlerin türü ve yoğunluğu önem taşır. Akut inflamatuar olaylar veya bakteriyel enfeksiyonlar nötrofil yapımını ve inflamatuar infiltrasyonunu artırır. Nötrofillerden üretilen proteazlar, proteinleri ve hücre zarlarını tahrip eder ve komplemanların proteolitik aktivasyonundan, koagulasyondan ve kinin kaskadından sorumludur. Kinin-bradikinin; tıpkı histamin benzeri bir etki göstererek inflamatuar reaksiyonu indükler. İnflamatuar reaksiyonlar ve enfeksiyonlara bağlı olarak gelişen nötrofili, kemik iliği depo havuzundan nötrofil salınması ile ortaya çıkar. Nötrofiller inflamatuar yanıtta sahip oldukları granüler yapıların immünolojik özelliğinden dolayı önemlidirler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">LENFOSİTLER </span></span></span><br />
<br />
T ve B lenfositleri iltihap alanına monositlerin toplanmasına benzer bir şekilde göç eder. Lenfositler non-immün iltihapta (enfarktüs ve doku travmaları) olduğu gibi, herhangi bir immün reaksiyonda da harekete geçerler. Kronik iltihapta T lenfositleriyle makrofajlar arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Aktive olmuş T lenfosit ve makrofajlar birbirlerine etki ederek, her iki hücrenin de iltihap medyatörleri açığa çıkarmalarına neden olur. Lenfositler, özellikle makrofajlar ve dendritik hücreler tarafından aktive edilirler ve aktif lenfositler bir dizi kimyasal medyatör salgılar. Bunlar sitokinlerdir ve makrofajların başlıca stimülatörüdür. Aktive olmuş makrofajlar interlökin ve Tümör Nekrozis Faktör (TNF) içeren sitokinler açığa çıkarır. Bunlar da lenfositleri aktive eder. Sonuç olarak, antijen yok edilinceye kadar, iltihabi odakta makrofajlar ve T hücreleri devamlı bir şekilde birbirlerini karşılıklı stimüle eder. <br />
Bağışıklık sisteminin temel hücre gruplarından olan lenfositler kandaki çekirdekli hücrelerin (granülositler) yaklaşık olarak %25’ini oluştururlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">M HÜCRELERİ </span></span></span><br />
<br />
Luminal yüzeyden aldıkları antijenleri dar yapıdaki sitoplazmalarından geçirmek suretiyle parçalı olan bazal membranından bağ dokuda bulunan lenfositlere ileterek İmmünoglobulin (IgA) yapımını indükler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">MAKROFAJ </span></span></span><br />
<br />
Makrofaj infiltrasyonu özellikle kronik inflamasyonda önemli bir komponenttir. Makrofajlar, dolaşımdaki monositlerin farklılaşmasıyla gelişirler. Mononükleer fagositik sistem (MFS) in komponentidir. Mononükleer fagositler, kemik iliğinin ana hücrelerinden kökenlidir. Kemik iliğinde monoblast, promonosit halini alır. Promonositler süratle bölünüp çoğalır ve periferal kan akımına “monosit” olarak girer. Kan monositleri bölünmez, kan hücrelerinin %4-8’ini oluşturur. Monositler ekstravasküler dokuya ulaştıklarında “Makrofaj(histiyosit)” adını alan daha iri fagositik hücrelere dönüşür. Bu hücreler MFS’nin komponentleri olarak karaciğerde Kupffer hücreleri, dalak ve lenf nödüllerinde sinus histiositleri, santral sinir sisteminde mikroglial hücreler, akciğerlerde alveolar makrofajlar ve kemik dokusunda osteoklastlar adını alır. <br />
<br />
Makrofajlar aktive edildikten sonra, biyolojik olarak aktif olan birçok ürün salgılar. Bunlar kronik iltihabın karakteristiği olan doku destrüksiyonuna, anjiyogenezise ve fibrozise neden olur. Granülasyon dokusu oluşumunun başlamasında ve gelişiminde oldukça önemli rol oynarlar. Diğer makrofaj kaynağı ise dokulardaki makrofajlar yani histiyositlerdir. Makrofajlar ayrıca vazoaktif medyatörler, proteaz gibi enzimler, kemotaktik ve büyüme faktörleri gibi biyolojik olarak aktif maddeleri de üretirler. Granülasyon dokusu oluşacağı zaman veya fibrozisi gibi bir nedbeleşme olaylarında bölgede yeni oluşacak kan damarları, fibroblast göçü yine makrofajların sorumluluğunda gerçekleşir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">FİBROBLASTLAR </span></span></span><br />
<br />
Aslında fibroblastların inflamasyon bölgesinde olmasının en önemli nedeni makrofajların salgıladığı büyüme faktörleridir. Bunun sonucu olarak bağ doku ve fibrin oluşumu ile karakterize fibrozisi meydana gelir. Bu durum akciğer gibi bir organda olmuş ise adı “karnifikasyon” olur. Pneumoconiosis ve benzeri olaylarında yangı sonucu bağ doku oluşumu görülür. Fibroblastlar proliferatif karakterde reaksiyonların ve doku kayıplarının giderildiği olayların baş aktörleridir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">!! </span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bazı yangılarda teşhiste de rol oynayan spesifik hücreler bulunur. Bunlar “dev hücreler” olarak adlandırılır. Bilinen dev hücreler; Langhans dev hücresi, Sternberg dev hücresi, Epulis dev hücresi, yabancı cisim dev hücresi, tümör dev hücresi, sinsityal hücrelerdir. </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYONUN KİMYASAL MEDİATÖRLERİ </span></span></span><br />
<br />
1. Vazoaktif aminler: Histamin, serotonin <br />
2. Plazma proteazları <br />
Kininler <br />
Kompleman sistemi <br />
Koagülasyon-fibrinolitik sistem <br />
3. Araşidonik asid metabolitleri <br />
Siklooksigenaz yolu <br />
Lipoksigenaz yolu <br />
4. Platelet aktive edici faktörler (PAF) <br />
5. Lökosit ürünleri: lizozomal proteazlar, serbest oksijen radikalleri <br />
6. Trombosit Aktive eden faktörler (TAF) <br />
7. Sitokinler <br />
8. Büyüme faktörleri <br />
9. Diğer medyatörler <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYONUN PATOLOJİSİ </span></span></span><br />
<br />
İnflamasyonun vasküler ve hücresel yanıtları, plazma hücrelerinden çıkan ve inflamatuar bir uyaranla meydana gelen kimyasal faktörlerle ortaya çıkmaktadır. İnflamasyon ve tamir, vücudun iç içe geçmiş savunma mekanizmalarıdır. İnflamatuar (vücuda yabancı olan ve patojen nitelikte olan) tüm etkenleri yok etmeye, ortamdan uzaklaştırmaya, inflamasyonu sınırlandırarak hasar gören dokuyu tamir etmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte aşırı duyarlılık reaksiyonları nedeniyle, artmış reaktif inflamatuar yanıt inflamasyonun bir komplikasyonu olarak organ fonksiyonlarında bozulma veya yetmezliğe, hatta ani ölüme sebep verebilir. <br />
<br />
İnflamasyon patolojisi vasküler ve hücresel olaylar olmak üzere iki ana olayı içerir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">A)VASKÜLER DEĞİŞİKLİKLER </span></span></span><br />
<br />
İnflamasyona ilişkin vasküler değişiklikleri ilk defa Cohnheim incelemiştir. Daha sonraları Lewis, damarlardaki çap değişikliklerini üçlü yanıt deneyi ile açıklamıştır. Bu deneyde Lewis bir cetvelin ince kenarı ile deriye vurmuş ve olayları şöyle incelemiştir: <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Birinci yanıt:</span> Önce kapillerlerde daralma olur ve bölge solar. Fakat 30-60 saniye içinde çizgi halinde kırmızılık belirir. Bu kırmızılık kapiller ve venüllerin genişlemesi sonucu meydana gelir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-İkinci yanıt:</span> 1-3 dakika içinde kırmızı alan genişleyerek ilk oluşan kırmızı alan etrafında düzensiz kırmızı ikinci bir çeper meydana gelir. Bu esnada bölgede sıcaklık artar. Kapiller ve venül genişlemesine arteriel genişleme eşlik eder. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Üçüncü yanıt:</span> Birkaç dakika ile 40 dakika arasında bölgede şişme ile beraber solma görülür. Bu şişlik ve solgunluk damarlardan sıvı sızmasına yani ödeme bağlıdır. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">! Yaralanmanın şiddetine göre değişmekle beraber önce arteriollerin birkaç saniyelik kısa süreli vazokonstrüksiyon ardından da vazodilatasyon ile kan akımı artar. Bu kızarıklık ve ısı artışına neden olur. </span></span><br />
<br />
Vazodilatasyon ve artmış kan akımı intravasküler hidrostatik basıncı, bu da kapillerden sıvı filtrasyonunu arttırır. Bu sıvı başlangıçta transuda niteliğinde olmakla birlikte, kısa sürede damar duvar geçirgenliğinin artması ile değişir ve proteinden zengin sıvı (eksuda) halinde artmış vasküler permeabilite nedeniyle interstisyel alana geçer ve ödemin gelişmesine neden olur. Sonuçta intravasküler ozmotik basınç azalır ve intersisyel ozmotik basınç artarak intersisyel ödeme neden olur. <br />
<br />
Vasküler permeabilite artışı şu şekilde açıklanabilir: <br />
<br />
1. Venüllerdeki endotelyal boşluklar vazoaktif maddelerin (histamin, bradikinin, lökotrienler, substans P ve diğer meditörler) agonistik uyarıları sonucu kontrakte olurlar. Böylece endotel aralıkları genişler ve transfer mümkün olur. <br />
2. Endotel iskeletinin yeniden yapılanması. <br />
3. Artmış transitozis. <br />
4. Direkt endotel hasarı. <br />
5. Lökosit bağımlı endotel hasarı. <br />
6. Yeni oluşan damar yatağından kaçaklar olabilir. Tamir sırasında endotel hücrelerinin proliferasyonu sonucu yeni damarlar meydana gelir. Endotel hücrelerinin değişimi tamamlanana ve interselüler bileşkeler tekrar meydana gelene kadar damar yatağından kaçaklar olabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">B) HÜCRESEL OLAYLAR </span></span></span><br />
<br />
Lökositlerin en çarpıcı fonksiyonu hasarlı dokuya göçleridir. <br />
Lökosit olayları sırasıyla : <br />
Lökositler hasarlı bölgeye yönlenirler damar endoteline dizilirler (Marginasyon). Yuvarlanarak hasarlı bölgeye yapışırlar (Adezyon). Endotel hasarından damar dışına sızarlar (Transmigrasyon). Damar dışı sıvı hücreler ile dolar (Eksuda). Lökositler hasarlı bölgedeki kimyasal uyarılar ile aktive olarak sitokin salarlar ( Kemotaksi ve Aktivasyon). Hasara sebebiyet veren dış etkenleri lökositler Fagositoz ile yutarlar. Granüllerini boşaltarak onları eritirler ( Degranülasasyon). <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNFLAMASYON ÇEŞİTLERİ </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">AKUT İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Akut inflamasyon hızlı bir şekilde başlar ve kısa sürede şekillenir (birkaç saat ile bir gün arasında). Hızlıca oluştukları için İnflamasyonlu alana sayıca hakim hücreler nötrofil lökositlerdir. Bunun yanında makrofajlar da sıkça görülür. Az da olsa lenfositler görülebilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">KRONİK İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Kronik inflamasyon uzun sürede (3-4 hafta ve daha fazla) gelişir. Akut inflamasyona nispeten ağrı duyusu daha azdır. Mikroskopik incelemede inflamasyonlu alanda sayıca lenfositlerin üstün olduğu görülür. Genellikle bu tür inflamasyonda fibrinleşme görülür. Bunun yanında akut inflamasyon zamanla kronik hale de gelebilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">EKSUDATİF İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Eksudatif inflamasyon, inflamasyonun bir semptomu olan tümör ile karakterizedir ve sıvı eksudasyonu ile kendilerini belli ederler. İnflamasyonun ilk evreleri de eksudatif inflamasyon olarak kabul edilebilir. Eksudatif inflamasyon içerik ve eksudanın yoğunluğuna göre sınıflandırılır; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Seröz inflamasyon: </span>En tipik örnekleri alerjik reaksiyonlar, böcek ve sinek ısırmaları, birinci derece yanıklardır. Bu tür inflamatuar reaksiyonlar hemen hemen tamamen rezolüsyona uğrarlar ve iyileşme süreçleri kısadır. Belirgin bir eksudasyondan başka herhangi bir reaksiyon görülmez. Hiperemi ve sıcaklık artışının ardından tıpkı birer vezikül görünümünü alırlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Fibrinöz inflamasyon: </span>Fibrinli inflamasyon sıklıkla fibrin ağı, nötrofiller ve ölü mikroorganizmalardan oluşan pseudomembran adı verilen bir koleksiyonla örtülür. Bazen pseudomembranlar altlarında bulunan bağ doku ile sıkı bir organizasyona girebilirler. Pseudomembran oluşumundaki en önemli sebep İnflamasyonlu bölgenin sürekli temasa maruz kalmasıdır. Seroz zarlar arasında oluşursa adhezyon’lara neden olabilir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Serö-müköz inflamasyon:</span> Daha çok sindirim ve solunum sistemi kanallarında rastlanır. Eksuda daha yoğundur. Akut gelişen olgularda bol miktarda nötrofil ve plazma içerir, kronikleştikçe ise içerik daha da yoğunlaşmakla eksuda bağ doku elemanları içermeye başlar. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Purulent inflamasyon: </span>Purulent ölü ve canlı nötrofiller ile enfeksiyon etkenlerinin oluşturduğu asit pH’da bir inflamasyon ürünüdür. Purulent inflamasyonun kaynağı piyojen mikroorganizmalardır. Asit pH’ya sahip purulent daima fistülleşme eğilimi gösterir ve bir bölgeden oluşan kanal (fistül) yardımı ile dışarı açılır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Hemorajik inflamasyon:</span> Genellikle virulensi yüksek mikroorganizmalardan ileri gelen infeksiyonların seyri sırasında ortaya çıkar ve inflamatuar reaksiyon çok şiddetli olduğu için artan kapiller permeabilite eritrositlerin de damar dışına sızmasına neden olur. Bunun yanında bazı toksinler de damar permeabilitesinin aşırı derecede artırabilir veya pıhtılaşma faktörlerinin bir ya da birkaçını engelleyerek kanama eğilimini arttırır. İnflamasyon ile birlikte şiddetli doku yıkımı ve buna bağlı gelişen kapiller hasar nedeni ile kanama olabilir. Fazla miktarda üretilen opsonin ve komplementlerin damar permeabilitesinin artması kanamalara neden olur. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">NEKROTİK İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Doku kaybının ön planda olduğu inflamasyon türüdür. Genellikle spesifik mikroorganizmalardan ileri gelir ve İnflamasyonlu alanda ülserleşme de dikkati çeker. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">PROLİFERATİF İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Rezolüsyon genellikle oluşmamıştır ve etkenler granülom adı verilen fibröz kapsüllerle sınırlandırılır. İnflamatuar alanda yeni oluşan kapiller damarlar, bağ dokusu hücreleri ve iplikçileri, lökositler, histiyositler ve dev hücreleri görülür. Yabancı cisimlere karşı şekillenen inflamatuar reaksiyonlar da granülom oluşumları ile karakterizedir. Herhangi bir etkinin sonunda iyileşme aşamasında da inflamatuar olaylar gelişebilir. Bölgeye nötrofil, makrofaj ve mononükleer hücrelerden ve kan damarlarından zengin “ granülasyon dokusu “ şekillenir. Bu da bir çeşit granülomdür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON FİZYOLOJİSİ </span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON TANIMI</span></span></span><br />
<br />
İnflamasyon, organizmanın endojen veya ekzojen uyaranlara karşı başlattığı veya içsel/dışsal doku hasarına verdiği sellüler, humoral ve vasküler bir seri vital yanıttır. <br />
Yaşamın devamı için gerekli fakat spesifik olmayan yanıtıdır. <br />
-Bu yanıtın amacı mikroorganizmaların veya toksinlerin hücrelere zarar vermesinin önlenmesi ya da hasar sonucu oluşan nekrotik ve ölü dokuların uzaklaştırılması ve organizmanın devamlılığının sağlanmasıdır. <br />
<br />
İnflamasyon normalde patolojik bir durum olmasına karşın, inflamatuar reaksiyon fizyolojik olarak vücudun doku hasarı ya da yaralanmaya gösterdiği ilk cevabıdır. İnflamasyonun tetiklenmesi gerek infeksiyöz (gram-pozitif ve gram-negatif bakteriler, virüs, mantar, parazit vb.) gerekse infeksiyöz olmayan (travma, yanık, yabancı cisim, iskemi, pankreatit vb.) birçok mekanizma ile olsa da cevap aynıdır. Hücre dejenerasyonu ile birlikte inflamasyon, hastalıkların patolojik temelini oluşturmaktadır. <br />
<br />
Birçok hastalığın seyrinde inflamatuar reaksiyonlar meydana gelmektedir. Tarihte bunlar farklı şekillerde yorumlanır, hastalıkların Tanrı’nın gazabı, dengelerin bozulması sonucu (Ying ve Yang vb.) meydana geldiğine inanılırdı. Bugün ise enfeksiyöz hastalıklarda veya söz konusu diğer sebeplerin bir sonucu olarak bağışıklık sistemi tarafından inflamasyon ve inflamatuar reaksiyonlar ortaya çıktığı bilinmektedir. Otoimmun hastalıklarda etkenin bilinmemesinden dolayı genetik bazı defektler veya özel genler aracılığıyla gerçekleşmesinin yanında henüz bilinmeyen bir takım virüslerin de sebep olabileceği düşünülmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON BULGULARI (BELİRTİLERİ) </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1-KIZARIKLIK (RUBOR):</span></span></span> İnflamasyonlu alanda birçok medyatörün etkisi sonucu damar vasküler permeabilite ve vazodilatasyon geliştiği için bölge daha fazla aktif olarak kanlanır. Kızarıklık, inflamasyonun erken evresi ve hafif seyreden reaksiyonlarda, alerjilerde oldukça tipiktir. <br />
<br />
<span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-ISI ARTIŞI (CALOR):</span></span></span> Vazodilatasyon sebebiyle bölgeye daha fazla kan akımı olacak ve fazla kan akımı ile bölgedeki sürtünme artacağından dolayı bölgede ısı artışı olur. Akut inflamasyonun en önemli ve belirgin bulgusu ısı artışıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">3-ŞİŞKİNLİK (TUMOR): </span></span></span>Vasküler permeabilite sonucu bölgeye kan plazması sızar ve bu da bölgede şişkinliğe neden olur. Ancak şişkinliğin tek sebebi bu değildir. Proliferatif karakterde inflamasyonda meydana gelen granülomlar veya hiperplaziler, fibrotik değişiklikler de söz konusu şişliğe neden olabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">4-AĞRI (DOLAR):</span></span></span> Ağrını şekillenmesindeki en önemli iki sebep; inflamasyonu tetikleyici prostaglandinlerin ve bradikinin gibi kimyasal medyatörlerin organizmada ağrı oluşumunda rol alması ve inflamatuar ödemden kaynaklanan sinir uçlarına basıdır. Kronik duruma geçen inflamasyonda ağrı, zamanla arka planda kalmaya başlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">5-KAPSANAN ORGANLARDA DİSFONKSİYON (FUNCTİO LAESA):</span></span></span> Doğal olarak İnflamasyonlu organ işlevlerini yerine tam olarak getiremez. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYONUN SEBEPLERİ </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">CANLI ETKENLER:</span></span></span> İnflamasyona sebep olan en önemli etken mikroorganizmalardır. Bakteri, virüs, riketsiya, mantar, protozoon ve helmintler bu gruba girer. Bu gibi etkenler sahip oldukları antijenler ve yüzey reseptörleri aracılığıyla nötrofilik kemotaksise neden olurlar ve sonuçta inflamasyon gelişir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">FİZİKSEL ETKENLER: </span></span></span>Mekanik travmalar (kesici ve delici cisimler, vurma, çarpma gibi darbeler vb.) sıcak ve soğuk etkiler, elektrik, ultraviyole ışınlar, iyonizasyon yapan ışınlar, çeşitli yabancı cisimler etkendir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">KİMYASAL NEDENLER: </span></span></span>Asitler, alkaliler, dezenfektanlar, ağır metal bileşikleri, organizmada fazlaca oluşan metabolizma ürünleri inflamasyona neden olur. Asit maddeler hızlı doku yıkımına neden olduklarından inflamatuar yanıt hızlı gelişir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İMMUNOLOJİK REAKSİYONA NEDEN OLAN MADDELER:</span></span></span> Yabancı proteinler, hipersensibilite yaratan eksojen ve endojen kaynaklı maddeler, transplantasyonda doku ve organ reddi, immunkompleksler. Gerek homoiyoplastik, gerek heteroplastik olsun; tüm doku/organ nakilleri immun yanıta neden olur. Vücudun bir başka yerinden alınmış dahi olsa yabancı doku daima yabancıdır ve şekillenen immun yanıt da bir çeşit inflmasyondur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ANOKSEMİ VE NEKROZ:</span></span></span> Dokulara gelen kanın azalması veya kesilmesi bu bölgenin çevresinde inflamatuar reaksiyon oluşturur ve bu nekrozun yayılmasını önler (demerkasyon). <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İDİOPATİK (SEBEBİ BİLİNMEYEN) İNFLAMASYONLAR: </span></span></span>Bazı inflamatuar hastalıkların sebebi tam olarak ortaya konulamamıştır (örneğin sistemik lupus eritamatozus). <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYON HÜCRELERİ </span></span></span><br />
<br />
İmmun sistem hücreleri inflamasyonun patogenezinde önemli rol oynar. İnflamasyonun ilk evrelerinde damarlardaki normal akımın seyri değişir. Normal kan akımında damar lümeninin en iç yüzünde lökositler, bunların etrafında eritrositler, daha dışarıda trombositler ve damar lümenine en yakın olarak da plazma yer alır. <br />
Herhangi bir sebeple inflamasyon reaksiyonu başlarsa öncelikle devreye giren histamin, prostoglandin, kinin-bradikinin ve diğer inflamasyon stimüle edici ajanlarca vasküler permeabilite artar ve inflamatuar ortamda lökositlerin (özellikle monositer makrofajlar ve nötrofiller) daha uygun hareket etmeleri için uygun ortamı hazırlamak üzere plazma eksüdasyonu gerçekleşir. İnflamatuar ödem daima hücre göçünden önce olur. Daha sonra damarlardaki normal akım bozulur ve en içteki lökositler damar lümenine yaklaşmaya başlar (marginasyon). Bunun ardından damar lümenine gelen lökositler geçirgenliği artmış damar duvarından pseudopodlar vasıtasıyla ve salgıladıkları bazı litik enzimler aracılığı ile damar dışına sızarlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">NÖTROFİLLER </span></span></span><br />
<br />
İnflamasyonda öncü hücreler nötrofillerdir. Nötrofillerin bu özelliğinin kemotaksise olan duyarlılığının neden olduğu sanılmaktadır. Bu duyarlılıkta özellikle hücre membranı yüzeyinde bulunan kompleman proteinlerin türü ve yoğunluğu önem taşır. Akut inflamatuar olaylar veya bakteriyel enfeksiyonlar nötrofil yapımını ve inflamatuar infiltrasyonunu artırır. Nötrofillerden üretilen proteazlar, proteinleri ve hücre zarlarını tahrip eder ve komplemanların proteolitik aktivasyonundan, koagulasyondan ve kinin kaskadından sorumludur. Kinin-bradikinin; tıpkı histamin benzeri bir etki göstererek inflamatuar reaksiyonu indükler. İnflamatuar reaksiyonlar ve enfeksiyonlara bağlı olarak gelişen nötrofili, kemik iliği depo havuzundan nötrofil salınması ile ortaya çıkar. Nötrofiller inflamatuar yanıtta sahip oldukları granüler yapıların immünolojik özelliğinden dolayı önemlidirler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">LENFOSİTLER </span></span></span><br />
<br />
T ve B lenfositleri iltihap alanına monositlerin toplanmasına benzer bir şekilde göç eder. Lenfositler non-immün iltihapta (enfarktüs ve doku travmaları) olduğu gibi, herhangi bir immün reaksiyonda da harekete geçerler. Kronik iltihapta T lenfositleriyle makrofajlar arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Aktive olmuş T lenfosit ve makrofajlar birbirlerine etki ederek, her iki hücrenin de iltihap medyatörleri açığa çıkarmalarına neden olur. Lenfositler, özellikle makrofajlar ve dendritik hücreler tarafından aktive edilirler ve aktif lenfositler bir dizi kimyasal medyatör salgılar. Bunlar sitokinlerdir ve makrofajların başlıca stimülatörüdür. Aktive olmuş makrofajlar interlökin ve Tümör Nekrozis Faktör (TNF) içeren sitokinler açığa çıkarır. Bunlar da lenfositleri aktive eder. Sonuç olarak, antijen yok edilinceye kadar, iltihabi odakta makrofajlar ve T hücreleri devamlı bir şekilde birbirlerini karşılıklı stimüle eder. <br />
Bağışıklık sisteminin temel hücre gruplarından olan lenfositler kandaki çekirdekli hücrelerin (granülositler) yaklaşık olarak %25’ini oluştururlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">M HÜCRELERİ </span></span></span><br />
<br />
Luminal yüzeyden aldıkları antijenleri dar yapıdaki sitoplazmalarından geçirmek suretiyle parçalı olan bazal membranından bağ dokuda bulunan lenfositlere ileterek İmmünoglobulin (IgA) yapımını indükler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">MAKROFAJ </span></span></span><br />
<br />
Makrofaj infiltrasyonu özellikle kronik inflamasyonda önemli bir komponenttir. Makrofajlar, dolaşımdaki monositlerin farklılaşmasıyla gelişirler. Mononükleer fagositik sistem (MFS) in komponentidir. Mononükleer fagositler, kemik iliğinin ana hücrelerinden kökenlidir. Kemik iliğinde monoblast, promonosit halini alır. Promonositler süratle bölünüp çoğalır ve periferal kan akımına “monosit” olarak girer. Kan monositleri bölünmez, kan hücrelerinin %4-8’ini oluşturur. Monositler ekstravasküler dokuya ulaştıklarında “Makrofaj(histiyosit)” adını alan daha iri fagositik hücrelere dönüşür. Bu hücreler MFS’nin komponentleri olarak karaciğerde Kupffer hücreleri, dalak ve lenf nödüllerinde sinus histiositleri, santral sinir sisteminde mikroglial hücreler, akciğerlerde alveolar makrofajlar ve kemik dokusunda osteoklastlar adını alır. <br />
<br />
Makrofajlar aktive edildikten sonra, biyolojik olarak aktif olan birçok ürün salgılar. Bunlar kronik iltihabın karakteristiği olan doku destrüksiyonuna, anjiyogenezise ve fibrozise neden olur. Granülasyon dokusu oluşumunun başlamasında ve gelişiminde oldukça önemli rol oynarlar. Diğer makrofaj kaynağı ise dokulardaki makrofajlar yani histiyositlerdir. Makrofajlar ayrıca vazoaktif medyatörler, proteaz gibi enzimler, kemotaktik ve büyüme faktörleri gibi biyolojik olarak aktif maddeleri de üretirler. Granülasyon dokusu oluşacağı zaman veya fibrozisi gibi bir nedbeleşme olaylarında bölgede yeni oluşacak kan damarları, fibroblast göçü yine makrofajların sorumluluğunda gerçekleşir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">FİBROBLASTLAR </span></span></span><br />
<br />
Aslında fibroblastların inflamasyon bölgesinde olmasının en önemli nedeni makrofajların salgıladığı büyüme faktörleridir. Bunun sonucu olarak bağ doku ve fibrin oluşumu ile karakterize fibrozisi meydana gelir. Bu durum akciğer gibi bir organda olmuş ise adı “karnifikasyon” olur. Pneumoconiosis ve benzeri olaylarında yangı sonucu bağ doku oluşumu görülür. Fibroblastlar proliferatif karakterde reaksiyonların ve doku kayıplarının giderildiği olayların baş aktörleridir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">!! </span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bazı yangılarda teşhiste de rol oynayan spesifik hücreler bulunur. Bunlar “dev hücreler” olarak adlandırılır. Bilinen dev hücreler; Langhans dev hücresi, Sternberg dev hücresi, Epulis dev hücresi, yabancı cisim dev hücresi, tümör dev hücresi, sinsityal hücrelerdir. </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYONUN KİMYASAL MEDİATÖRLERİ </span></span></span><br />
<br />
1. Vazoaktif aminler: Histamin, serotonin <br />
2. Plazma proteazları <br />
Kininler <br />
Kompleman sistemi <br />
Koagülasyon-fibrinolitik sistem <br />
3. Araşidonik asid metabolitleri <br />
Siklooksigenaz yolu <br />
Lipoksigenaz yolu <br />
4. Platelet aktive edici faktörler (PAF) <br />
5. Lökosit ürünleri: lizozomal proteazlar, serbest oksijen radikalleri <br />
6. Trombosit Aktive eden faktörler (TAF) <br />
7. Sitokinler <br />
8. Büyüme faktörleri <br />
9. Diğer medyatörler <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İNFLAMASYONUN PATOLOJİSİ </span></span></span><br />
<br />
İnflamasyonun vasküler ve hücresel yanıtları, plazma hücrelerinden çıkan ve inflamatuar bir uyaranla meydana gelen kimyasal faktörlerle ortaya çıkmaktadır. İnflamasyon ve tamir, vücudun iç içe geçmiş savunma mekanizmalarıdır. İnflamatuar (vücuda yabancı olan ve patojen nitelikte olan) tüm etkenleri yok etmeye, ortamdan uzaklaştırmaya, inflamasyonu sınırlandırarak hasar gören dokuyu tamir etmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte aşırı duyarlılık reaksiyonları nedeniyle, artmış reaktif inflamatuar yanıt inflamasyonun bir komplikasyonu olarak organ fonksiyonlarında bozulma veya yetmezliğe, hatta ani ölüme sebep verebilir. <br />
<br />
İnflamasyon patolojisi vasküler ve hücresel olaylar olmak üzere iki ana olayı içerir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">A)VASKÜLER DEĞİŞİKLİKLER </span></span></span><br />
<br />
İnflamasyona ilişkin vasküler değişiklikleri ilk defa Cohnheim incelemiştir. Daha sonraları Lewis, damarlardaki çap değişikliklerini üçlü yanıt deneyi ile açıklamıştır. Bu deneyde Lewis bir cetvelin ince kenarı ile deriye vurmuş ve olayları şöyle incelemiştir: <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Birinci yanıt:</span> Önce kapillerlerde daralma olur ve bölge solar. Fakat 30-60 saniye içinde çizgi halinde kırmızılık belirir. Bu kırmızılık kapiller ve venüllerin genişlemesi sonucu meydana gelir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-İkinci yanıt:</span> 1-3 dakika içinde kırmızı alan genişleyerek ilk oluşan kırmızı alan etrafında düzensiz kırmızı ikinci bir çeper meydana gelir. Bu esnada bölgede sıcaklık artar. Kapiller ve venül genişlemesine arteriel genişleme eşlik eder. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Üçüncü yanıt:</span> Birkaç dakika ile 40 dakika arasında bölgede şişme ile beraber solma görülür. Bu şişlik ve solgunluk damarlardan sıvı sızmasına yani ödeme bağlıdır. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">! Yaralanmanın şiddetine göre değişmekle beraber önce arteriollerin birkaç saniyelik kısa süreli vazokonstrüksiyon ardından da vazodilatasyon ile kan akımı artar. Bu kızarıklık ve ısı artışına neden olur. </span></span><br />
<br />
Vazodilatasyon ve artmış kan akımı intravasküler hidrostatik basıncı, bu da kapillerden sıvı filtrasyonunu arttırır. Bu sıvı başlangıçta transuda niteliğinde olmakla birlikte, kısa sürede damar duvar geçirgenliğinin artması ile değişir ve proteinden zengin sıvı (eksuda) halinde artmış vasküler permeabilite nedeniyle interstisyel alana geçer ve ödemin gelişmesine neden olur. Sonuçta intravasküler ozmotik basınç azalır ve intersisyel ozmotik basınç artarak intersisyel ödeme neden olur. <br />
<br />
Vasküler permeabilite artışı şu şekilde açıklanabilir: <br />
<br />
1. Venüllerdeki endotelyal boşluklar vazoaktif maddelerin (histamin, bradikinin, lökotrienler, substans P ve diğer meditörler) agonistik uyarıları sonucu kontrakte olurlar. Böylece endotel aralıkları genişler ve transfer mümkün olur. <br />
2. Endotel iskeletinin yeniden yapılanması. <br />
3. Artmış transitozis. <br />
4. Direkt endotel hasarı. <br />
5. Lökosit bağımlı endotel hasarı. <br />
6. Yeni oluşan damar yatağından kaçaklar olabilir. Tamir sırasında endotel hücrelerinin proliferasyonu sonucu yeni damarlar meydana gelir. Endotel hücrelerinin değişimi tamamlanana ve interselüler bileşkeler tekrar meydana gelene kadar damar yatağından kaçaklar olabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">B) HÜCRESEL OLAYLAR </span></span></span><br />
<br />
Lökositlerin en çarpıcı fonksiyonu hasarlı dokuya göçleridir. <br />
Lökosit olayları sırasıyla : <br />
Lökositler hasarlı bölgeye yönlenirler damar endoteline dizilirler (Marginasyon). Yuvarlanarak hasarlı bölgeye yapışırlar (Adezyon). Endotel hasarından damar dışına sızarlar (Transmigrasyon). Damar dışı sıvı hücreler ile dolar (Eksuda). Lökositler hasarlı bölgedeki kimyasal uyarılar ile aktive olarak sitokin salarlar ( Kemotaksi ve Aktivasyon). Hasara sebebiyet veren dış etkenleri lökositler Fagositoz ile yutarlar. Granüllerini boşaltarak onları eritirler ( Degranülasasyon). <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNFLAMASYON ÇEŞİTLERİ </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">AKUT İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Akut inflamasyon hızlı bir şekilde başlar ve kısa sürede şekillenir (birkaç saat ile bir gün arasında). Hızlıca oluştukları için İnflamasyonlu alana sayıca hakim hücreler nötrofil lökositlerdir. Bunun yanında makrofajlar da sıkça görülür. Az da olsa lenfositler görülebilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">KRONİK İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Kronik inflamasyon uzun sürede (3-4 hafta ve daha fazla) gelişir. Akut inflamasyona nispeten ağrı duyusu daha azdır. Mikroskopik incelemede inflamasyonlu alanda sayıca lenfositlerin üstün olduğu görülür. Genellikle bu tür inflamasyonda fibrinleşme görülür. Bunun yanında akut inflamasyon zamanla kronik hale de gelebilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">EKSUDATİF İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Eksudatif inflamasyon, inflamasyonun bir semptomu olan tümör ile karakterizedir ve sıvı eksudasyonu ile kendilerini belli ederler. İnflamasyonun ilk evreleri de eksudatif inflamasyon olarak kabul edilebilir. Eksudatif inflamasyon içerik ve eksudanın yoğunluğuna göre sınıflandırılır; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Seröz inflamasyon: </span>En tipik örnekleri alerjik reaksiyonlar, böcek ve sinek ısırmaları, birinci derece yanıklardır. Bu tür inflamatuar reaksiyonlar hemen hemen tamamen rezolüsyona uğrarlar ve iyileşme süreçleri kısadır. Belirgin bir eksudasyondan başka herhangi bir reaksiyon görülmez. Hiperemi ve sıcaklık artışının ardından tıpkı birer vezikül görünümünü alırlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Fibrinöz inflamasyon: </span>Fibrinli inflamasyon sıklıkla fibrin ağı, nötrofiller ve ölü mikroorganizmalardan oluşan pseudomembran adı verilen bir koleksiyonla örtülür. Bazen pseudomembranlar altlarında bulunan bağ doku ile sıkı bir organizasyona girebilirler. Pseudomembran oluşumundaki en önemli sebep İnflamasyonlu bölgenin sürekli temasa maruz kalmasıdır. Seroz zarlar arasında oluşursa adhezyon’lara neden olabilir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Serö-müköz inflamasyon:</span> Daha çok sindirim ve solunum sistemi kanallarında rastlanır. Eksuda daha yoğundur. Akut gelişen olgularda bol miktarda nötrofil ve plazma içerir, kronikleştikçe ise içerik daha da yoğunlaşmakla eksuda bağ doku elemanları içermeye başlar. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Purulent inflamasyon: </span>Purulent ölü ve canlı nötrofiller ile enfeksiyon etkenlerinin oluşturduğu asit pH’da bir inflamasyon ürünüdür. Purulent inflamasyonun kaynağı piyojen mikroorganizmalardır. Asit pH’ya sahip purulent daima fistülleşme eğilimi gösterir ve bir bölgeden oluşan kanal (fistül) yardımı ile dışarı açılır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Hemorajik inflamasyon:</span> Genellikle virulensi yüksek mikroorganizmalardan ileri gelen infeksiyonların seyri sırasında ortaya çıkar ve inflamatuar reaksiyon çok şiddetli olduğu için artan kapiller permeabilite eritrositlerin de damar dışına sızmasına neden olur. Bunun yanında bazı toksinler de damar permeabilitesinin aşırı derecede artırabilir veya pıhtılaşma faktörlerinin bir ya da birkaçını engelleyerek kanama eğilimini arttırır. İnflamasyon ile birlikte şiddetli doku yıkımı ve buna bağlı gelişen kapiller hasar nedeni ile kanama olabilir. Fazla miktarda üretilen opsonin ve komplementlerin damar permeabilitesinin artması kanamalara neden olur. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">NEKROTİK İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Doku kaybının ön planda olduğu inflamasyon türüdür. Genellikle spesifik mikroorganizmalardan ileri gelir ve İnflamasyonlu alanda ülserleşme de dikkati çeker. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">PROLİFERATİF İNFLAMASYON </span></span></span><br />
Rezolüsyon genellikle oluşmamıştır ve etkenler granülom adı verilen fibröz kapsüllerle sınırlandırılır. İnflamatuar alanda yeni oluşan kapiller damarlar, bağ dokusu hücreleri ve iplikçileri, lökositler, histiyositler ve dev hücreleri görülür. Yabancı cisimlere karşı şekillenen inflamatuar reaksiyonlar da granülom oluşumları ile karakterizedir. Herhangi bir etkinin sonunda iyileşme aşamasında da inflamatuar olaylar gelişebilir. Bölgeye nötrofil, makrofaj ve mononükleer hücrelerden ve kan damarlarından zengin “ granülasyon dokusu “ şekillenir. Bu da bir çeşit granülomdür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[REFLEX ARKI-SPİNAL REFLEKSLER-PATOLOJİK REFLEKSLER VE MUAYENE]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-reflex-arki-spinal-refleksler-patolojik-refleksler-ve-muayene.html</link>
			<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 10:37:16 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Fzt.Süm</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-reflex-arki-spinal-refleksler-patolojik-refleksler-ve-muayene.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REFLEKS ARKI-SPİNAL REFLEKS-PATOLOJİK REFLEKS-REFLEKS MUAYENE</span></span></span> <br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Spinal Refleksler</span></span> <br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Refleks,herhangi bir uyarana karşı oluşan istek dışı reaksiyon olup,organizmanın bir uyarana karşı oluşturduğu en hızlı motor yanıttır.Beyin korteksine ulaşan duyular isteğe bağlı ve planlı hareketlerin yapılmasını sağlarken medulla spinaliste değerlendirirlen duyular ise refleks cevapların oluşmasına yol açar.Kas,eklem veya deriden gelen uyarılar üst merkezlere taşınmadan medulla spinaliste değerlendirilir ve bunun sonucunda oluşturulan motor cevaplara ise SPİNAL REFLEX denir. </span><br />
<br />
<img src="https://www.researchgate.net/profile/Alessandro_Santuz/publication/327199446/figure/fig1/AS:662986670743552@1535079748390/Schematic-representation-of-a-spinal-reflex-arc-A-pin-in-the-skin-produces-an-input.png" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: Schematic-representation-of-a-spinal-ref...-input.png]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Refleks Arkı </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Spinal sinirlerin duysal ve motor fonksiyonları basit bir reflex incelemesiyle anlaşılır.Bir reflex arkı 5 kısımdan oluşmaktadır: </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    1.Reseptör=Duyu Organı </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    2</span><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">.Afferent Nöron= Duysal Nöron </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    3.Santral Entegrasyon Merkezi=Sempatik Gangliyondaki bir veya daha çok sinaps </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    4.Efferent Nöron=Motor Nöron </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    5.Efektör Organ </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Afferent duysal sinirler,reseptörden aldıkları uyaranı medulla spinalis arka köklerinden girerek medulla spinalise taşır.Efferent motor sinirler ise,medulla spinalisin ön boynuzundan çıkar.Bu duruma göre;medulla spinalisin arka kökleri duyusal,ön kökleri motor lifler içermektedir.Buna; BELL MAGENDİE YASASI denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Reflex oluşumunda bir uyarana bağlı olarak,duyu organı veya reseptörde bir reseptör potansiyeli meydana gelir.Uyaran,eşik veya eşik üstü şiddete ulaştığında bu reseptör potansiyeli,afferent duyu lifine iletilebilir bir aksiyon potansiyeline/AP dönüşür.MSS’ye giren duyu lifi,merkezde bir efferent motor nöron ile monosinaptik veya polisinaptik bağlantı yapar.Eğer motor sinirde bir AP oluşursa,o sinirin innerve ettiği iskelet,kalp,düz kas gibi effektör organ uyarılır.İletielbilen AP’lerin oluşmasında SSS içinde,sinaptik bağlantılara etki eden fasilitasyon,sumasyon,inhibisyon ve oklüzyonların rolü vardır. </span><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Monosinaptik ve Polisinaptik Refleksler </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Yukarıda da bahsedildiği gibi reseptörlerin uyarılması duysal nöronda AP potansiyeline neden olur ve oluşan uyarı medulla spinalise iletilir.Duysal nöron medulla spinaliste bir somatik motor nöron veya somatik motor nöronla sinaps yapan aranöronda sonlanır.Somatik motor nöron da uyarıyı medulla spinalisten kasa iletir ve onun kasılmasına yol açar. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   En basit reflex arkı duysal ve motor nöron arasında bir sinaps kapsar ve böyle reflekslere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">MONOSİNAPTİK REFLEKSLER</span></span>  denir.Monosinaptik reflekslerde duysal nöron doğrudan medulla spinaliste motor nöron ile sinaps yapar.Örneğin; </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">a.)Gerilme refleksi: </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://i2.wp.com/medicoapps.org/wp-content/uploads/2018/07/Stretch-Reflex.jpg?resize=600%2C315&amp;ssl=1" loading="lazy"  width="400" height="200" alt="[Resim: Stretch-Reflex.jpg?resize=600%2C315&ssl=1]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Monosinaptik reflekslere en iyi örnektir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*S</span><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">inir innnervasyonu tam olan iskelet kası uzatılırsa/gerilirse,iskelet kası boyunda meydana gelen uzamaya/gerilmeye karşı  kasılır.Buna gerilme refleksi ya da streching refleks denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Kaslar dışardan gerilerek ya da kendiliğinde gevşeyip uzadığında,kas lifleri arasında reseptörler uyarılır.Bu bilgiyi ise afferent duyu sinirleri aracılığıyla medulla spinalise taşınır.Duyu sinirleri medulla spinalis arka köklerinden girdikten sonra’ monosinaptik’ bir bağlantıyla ön boynuzda bulunan alfa motor nöronları uyarır.Alfa motor nöronlar da bağlı oldukları kas liflerini uyararak aynı kas liflerinin kasılmasını sağlar.Mekanizma kısaca şablonu şöyledir; </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    1)Refleks meydana getiren uyaran=Kasın uzaltılması/gerilmesi </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    2)Duyu organı=Kas iğciği </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    3)Cevap =Kasın kasılması </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"> Burada bahsedilen uzama,nöroloji polikliniklerinde yapılan refleks muayenelerinde olduğu gibi dışarıdan hızlı-dinamik şekide ise;buna karşılık olarak dinamik-hızlı bir kasılma yani tendon refleksi ortaya çıkar.Bu da bir gerilme refleksi olup vücudun tek monosinaptik ve en hızlı refleksidir(ki tek bir sinaptik gecikme söz konusudur bunu süresi:0.5ms).Reaksiyon zamanı ise:19-24 ms’dir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Duysal ve motor nöron arasında bir veya birden fazla aranöron içeren reflex arkları ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">POLİSİNAPTİK REFLEKSLER</span></span> olarak adlandırılır.Polisinaptik reflex arkında sinaps sayısı iki ile birkaç yüz aradında değişmektedir. </span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">a.)Golgi Tendon Refleksi /Ters Gerilme Refleksi: </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://content.byui.edu/file/a236934c-3c60-4fe9-90aa-d343b3e3a640/1/module9/images/GolgiTendonReflex.jpg" loading="lazy"  width="400" height="300" alt="[Resim: GolgiTendonReflex.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Autogenic İnhibition/Lengthening Reaction da denilen Golgi Tendon Refleksi,kasın aşırı kasılmasına bağlı olarak tendonların gerilmesi halinde,tendondan çıkan uyarılarla kasın gevşetilmesini sağlayan koruyucu bir reflekstir.Kasın iki ucundan gerilmesi halinde tendonların kopma noktasına gelmesinde bu refleks devreye girip kası daha çok gevşetir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Golgi tendon refleksinin reseptörü=Golgi tendon organıdır ve kas ile tendonun birleşme yerinde,onlara seri bağlanmış olarak bulunur.Kas iğciği ile arasındaki temel fark;golgi tendon organı,kasın geriminde değişiklikleri algılarken kas iğciğinin kasın kasın uzunluğundaki değişiklikleri algılamasıdır.Böylece tendonların kopmasını önleyen koruyucu bir refleks olarak bilinmektedir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Kuvvetli gerilme sonunda Golgi tendon organından çıkan uyarılar hızlı ileten  grup 1b lifleriyle medulla spinalisin arka köklerinden girerler.Ön boynuza geldiğinde,ilgili kasın gevşemesi için bir inhibitör ara nöron ile sinaps yaparlar.Aranörondan salgılanan inhibitör transmiter glisindir.Bu sayede aşırı kasılan kasın a motor nöronunu inhibe eder ve kas gevşer.Sonuç olarak aşırı kasılmış kas gevşerken;antagonist kasta kasılma görülür.Golgi tendon organı grup 1b lifleri ile medulla spinalise iletilen uyarıların aynı kasta gevşemeye sebep olması Ters Gerilme Refleksi olarak adlandırılır. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">b.)Fleksör Refleks(Geri Çekme Refleksi) ve Çapraz Extansör Refleks: </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://content.byui.edu/file/a236934c-3c60-4fe9-90aa-d343b3e3a640/1/module9/images/crossextensor.jpg" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: crossextensor.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Polisinaptik reflekse en iyi verilebilecek örneklerdir.Bir extremiteye uygulanan ısı ve ağrı gibi zararlı uyaranlar fleksör grup kasların kasılmasına yol açar böylece extremite ağrılı uyarandan geri çeklir.Eğer ağrılı uyaran hafifse uyarılan vücut bölümüne yakın fleksör kas grubunda kasılma oluşur.Ancak uyaran şiddeti yüksekse pek çok fleksör grup kas devreye girer ve extremite ağrılı uyarandan uzaklaştırırlır. Polisinaptik refleks yolları aracılığıyla düzenlenen ve korumaya yönelik bu hareketlere <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Fleksör Refleks</span> denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Ağrılı uyaranın şiddeti fazlaysa affrentler medulla spinalise girdikten sonra uyaranı alt ve üst segmentlere iletir aynı zamanda medulla spinalisin karşı tarafına da iletirler.Yani uyaranın oluştuğu taraf/ipsilateral extremite geri çekilir;karşı taraf/kontralateral extremite extansiyon yaparak vücudu dengelemeye çalışır.Buna ise <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Çapraz Extansör Refleks </span>denir. </span><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Medulla Spinalis Lezyonlarında Refleks Patolojileri ve Patolojik Refleksler</span></span> <br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Refleks arkının herhangi bir bölümü bozulduğunda,ilgili sinir hastalandığında poliyomiyelit gibi medulla spinalisin ön boynuzunu ilgilendirilen hastalıklarda refleks alınmazken;muskuler distrofi  gibi hastalıklarda ise refleksler azalabilir.Üst motor nöron/1.motor nöron/piramidal yol hastalıklarında ise suprasegmanter kontrol ortadan kalktığı için refleksler artar.Örnek kas gerildiğinde art arda olan klonuslar(en sık aşil ve patella). </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Spinal Şok Nedir? </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Medulla spinalis travma ya da kesilerinden sonra  akut dönemde flask bir parapleji görülür ve refleksler alınmaz ya da azalmış durumdadır.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Flask durum;</span></span>primidal yolun daha üzeri lezyonlarında ya da serebrovasküler olayın başlangıcında görülür ve kas tonusu azalmış refleksler alınamazken zaman geçtikçe söz konusu hipotoni yerini spastisiteye bırakır,tendon refleksleri şiddetini arttırır. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Şok döneminde lezyon seviyesi altında tüm istemi ya da refleks hareketler,duyular kaybedilir.Otonomik refleksler çalışmaz sonucunda mesane ve barsak kontrolü ortadan kalkar.Akut dönemden sonra ise refleksler şiddetlenerek tekrar ortaya çıkar.Bahsedilen durum <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spinal Şok</span></span> olarak adlandırılır.Medulla spinalis lezyonunun seviyesine göre aynı taraf extremitelerde Parapleji,Quadripleji,Tetrapleji ya da Monopleji denilen tablolar seyreder. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Spinal Şok sonlanırken ilk ortaya çıkan refleks hareketi fleksör toplanma hareketidir.Kesi altında ağrılı uyaran verildiğinde örneğin bacağın karna çekilerek uyarandan uzaklaştırılması gibi durumlar söz konusu olur.Bu yüzden Savunma Refleksi de denilmektedir.Lezyon ya da travma sonrası üzerinden zaman geçtikçe tendon refleksleri geri döner ve zamanla canlanır.Bu süreçte spastisite de giderek yerleşmiştir. </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mass Refleksi Nedir? </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Medulla spinalis lezyonlarında,lezyon seviyesi ve altında istemi hareketler ortadan kalkar,refleksler şiddetlenir ve küçük uyaranlara karşı bile şiddetli refleksler meydana gelir.Örneğin bacağa ağrılı uyaran verilen hastada şiddetli geri çekme refleksi ile beraber;terleme,defekasyon ve ürinasyon refleksleri de tetiklenebilir.Bu bir uyaran karşısında oluşan birden fazla refleks cevaba ya da kombine refleks cevaba Mass-Kitle Refleksi denir. </span><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Patolojik Refleksler ve Muayene </span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">1.)Babinski Refleks</span> </span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i0.wp.com/post.medicalnewstoday.com/wp-content/uploads/sites/3/2020/03/131317-babinski-reflex-1296x728-body.jpg?w=1155&amp;h=1728" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: 131317-babinski-reflex-1296x728-body.jpg?w=1155&h=1728]" class="mycode_img img-responsive" /></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Bebeklerde ve küçük çocuklarda yaklaşık 6 ay ila 2 yaşına kadar doğal olarak meydana gelen bu ayak refleksi, beyin felci,beyin hasarı veya beyin tümörleri,omurilik tümörü veya yaralanması,multipl skleroz (MS),menenjit ya da üst motor nöron lezyonu olan 2 yaş ve üstü yetişkinlerde anormal bir bulgudur. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Ayak altı topuktan başlayarak ayak baş parmağına kadar ayak tabanının lateralinden yukarı doğru künt bir cisim ileçizilir.(anahtar,vs.ancak hastayı rahatsız etemeyecek ve canını yakmayacak bir materyal kullanılmalıdır.) </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Normal Cevap:</span> ayak parmaklarının plantar flexıonu </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap 1:</span>Ayak başparmak dorsiflexıonu </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap 2:</span>Ayak başparmak dorsiflexiona ek olarak;diğer parmaklar yelpaze gibi birbirinden uzaklaşır.Buna Evantay/Yelpaze Delili denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap 3:</span>Muayene sonucunda parmaklarda hiç hareket olmayabilir.Bu durum Lakayt/Cevapsız olarak adlandırılır.(Bazen PSS hastalıklarında da görülür.) </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.)Hoffman Refleksi </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://o.quizlet.com/fmDwtQHmCRYg-SeugtVtQw.png" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: fmDwtQHmCRYg-SeugtVtQw.png]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Parmakların veya başparmakların belirli tetikleyicilere yanıt olarak istemsizce esnediğini belirlemek için kullanılan bu reflex kendi başına güvenilir bir teşhis aracı olduğunu düşünülmez, çünkü teste cevabınız diğer faktörlerden etkilenebilir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Hasta  elini uzatır ve parmaklarını  gevşetmesi istenir.Ardından fizyoterapist,hasta elinin orta parmağını metacarpofalangeal ekleminden extansiona getirir.Diğer elinin baş ve işaret parmaklarıyla bu parmağı tutar ve ani bir flexion yaptırır. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevap:</span>Başparmak flexıonla beraber adduksiyon;diğer parmakların distal falankslarında  flexion gözlenir. </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.)Mendel Bechterew Refleksi </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://www.iblogdialessioempoli.it/wp-content/uploads/2016/04/14-156-K.jpg" loading="lazy"  width="400" height="200" alt="[Resim: 14-156-K.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Piramidal yol lezyonlarına sahip olan hastalarda klinik belirtidir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Ayak dorsumuna refleks çekici ile vurulur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Normal Cevap:</span>2-5.ayak parmaklarının extansion meydana gelir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap:</span>2-5. Ayak parmaklarında plantar flexion meydana gelir. </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.)Rossolimo Refleksi</span></span></span> <br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://www.liberaldictionary.com/wp-content/uploads/2019/01/rossolimos-reflex.gif" loading="lazy"  width="300" height="300" alt="[Resim: rossolimos-reflex.gif]" class="mycode_img img-responsive" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Mendel Bechterew de olduğu gibi varlığı piramidal yol lezyonlarına işaret eden bu refleks patolojik refleksler kategorisinde yer almaktadır. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Ayak tabanına metatarsofalangeal bölgeye refleks çekici ile vururlur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap:</span>Hastada ayak parmaklarında flexion hareketi meydana gelir.(Test pozitif) </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.)Aşil Klonus </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.ytimg.com/vi/XVlo1IB-DAc/maxresdefault.jpg" loading="lazy"  width="400" height="200" alt="[Resim: maxresdefault.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Genellikle üst motor nöron hasarı ile birlikte bir dizi farklı nörolojik hastalığın semptomu olan bir kasta ani gerilme nedeniyle ritmik olarak tekrarlanan hareketler tümüdür. Clonus, üst motor nöron hasarını daha düşük motor nöron hasarından ayırt etmenin yollarından biri olarak nörolojik muayaenelerde kullanılmaktadır. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Fizyoterapist elini popliteaya koyarak bacağı dizden hafif olacak şekide flexiona getirilirken diğer eliyle ise ayak tabanını tutar ardından ayak bileği ani ve kuvvetli bir manevrayla dorsiflexiona getirilip o pozisyonda tutulur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevap:</span>Ayak bileği kendiliğinden ardarda olan flexion ve extansion hareketlerini sürdürür. </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">6.)Patella Klonusu</span> </span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.ytimg.com/vi/l7bFdnmS1xE/hqdefault.jpg" loading="lazy"  width="300" height="200" alt="[Resim: hqdefault.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Klonuslar,yukarıda da değinildiği gibi  kas ve tendonun ani pasif gerilmesiyle uyarılan ritmik, sürekli istemsiz kas kasılmalardır. Sürdürülmemiş klonus ,≤5 vuruş, fizyolojik olabilirken;sürekli klonus,&gt; 5 vuruş, anormal olarak kabul edilmektedir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Yatak üstünde uzatılmış bacağı,fizyoterapist eliyle patellayı baş ve işaret parmağıyla kavrar ardından aşağıya doğru ani ve kuvvetli bir biçimde itilip o halde tutulur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevap:</span>Patella art arda olacak şekilde yukarı ve aşağı hareket eder. </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">7.)Mass/Kitle Refleksi</span> </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Yukarı bölümlerde de bahsedilği gibimedulla spinalis tam kesilerinde görülen,omurilik lezyonu ve altı seviyelerinde uyarılma sonucunda alt tarafın fleksionu ile beraber mesane ve rektum boşalmasıyla kombine bir reflekstir. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">8.)İlkel Refleksler</span> </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Bebeklik çağında normal kabul edilen ve sonrasında kaybolan bu refleksler yetişkin bireylerde yaygın beyin hastalıkları,frontal lob lezyonları gibi hastalıklarda ortaya çıkar. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a.)Yakalama Refleksi</span> &gt;bkz. <a href="https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyume-gelisme-ve-yenidogan-refleks-hareketler-donemi.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyu...onemi.html</a> </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b.)Emme Refleksi&gt;</span> bkz. <a href="https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyume-gelisme-ve-yenidogan-refleks-hareketler-donemi.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyu...onemi.html</a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"> </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KAYNAKÇA</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1.)Halis Köylü,Sağlık Bilimleri İçin Temel Fizyoloji,Baskı(İstanbul:İstanbul Tıp Kitabevleri,2017)</span></span><br />
<span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2.)Laima Pınar,Sinir ve Kas Fizyolojisi Temel Bilgileri,Baskı(Ankara:Akademisyen Kitabevi,2016,4.baskı</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #00369b;" class="mycode_color"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REFLEKS ARKI-SPİNAL REFLEKS-PATOLOJİK REFLEKS-REFLEKS MUAYENE</span></span></span> <br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Spinal Refleksler</span></span> <br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Refleks,herhangi bir uyarana karşı oluşan istek dışı reaksiyon olup,organizmanın bir uyarana karşı oluşturduğu en hızlı motor yanıttır.Beyin korteksine ulaşan duyular isteğe bağlı ve planlı hareketlerin yapılmasını sağlarken medulla spinaliste değerlendirirlen duyular ise refleks cevapların oluşmasına yol açar.Kas,eklem veya deriden gelen uyarılar üst merkezlere taşınmadan medulla spinaliste değerlendirilir ve bunun sonucunda oluşturulan motor cevaplara ise SPİNAL REFLEX denir. </span><br />
<br />
<img src="https://www.researchgate.net/profile/Alessandro_Santuz/publication/327199446/figure/fig1/AS:662986670743552@1535079748390/Schematic-representation-of-a-spinal-reflex-arc-A-pin-in-the-skin-produces-an-input.png" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: Schematic-representation-of-a-spinal-ref...-input.png]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Refleks Arkı </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Spinal sinirlerin duysal ve motor fonksiyonları basit bir reflex incelemesiyle anlaşılır.Bir reflex arkı 5 kısımdan oluşmaktadır: </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    1.Reseptör=Duyu Organı </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    2</span><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">.Afferent Nöron= Duysal Nöron </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    3.Santral Entegrasyon Merkezi=Sempatik Gangliyondaki bir veya daha çok sinaps </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    4.Efferent Nöron=Motor Nöron </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    5.Efektör Organ </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Afferent duysal sinirler,reseptörden aldıkları uyaranı medulla spinalis arka köklerinden girerek medulla spinalise taşır.Efferent motor sinirler ise,medulla spinalisin ön boynuzundan çıkar.Bu duruma göre;medulla spinalisin arka kökleri duyusal,ön kökleri motor lifler içermektedir.Buna; BELL MAGENDİE YASASI denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Reflex oluşumunda bir uyarana bağlı olarak,duyu organı veya reseptörde bir reseptör potansiyeli meydana gelir.Uyaran,eşik veya eşik üstü şiddete ulaştığında bu reseptör potansiyeli,afferent duyu lifine iletilebilir bir aksiyon potansiyeline/AP dönüşür.MSS’ye giren duyu lifi,merkezde bir efferent motor nöron ile monosinaptik veya polisinaptik bağlantı yapar.Eğer motor sinirde bir AP oluşursa,o sinirin innerve ettiği iskelet,kalp,düz kas gibi effektör organ uyarılır.İletielbilen AP’lerin oluşmasında SSS içinde,sinaptik bağlantılara etki eden fasilitasyon,sumasyon,inhibisyon ve oklüzyonların rolü vardır. </span><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Monosinaptik ve Polisinaptik Refleksler </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Yukarıda da bahsedildiği gibi reseptörlerin uyarılması duysal nöronda AP potansiyeline neden olur ve oluşan uyarı medulla spinalise iletilir.Duysal nöron medulla spinaliste bir somatik motor nöron veya somatik motor nöronla sinaps yapan aranöronda sonlanır.Somatik motor nöron da uyarıyı medulla spinalisten kasa iletir ve onun kasılmasına yol açar. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   En basit reflex arkı duysal ve motor nöron arasında bir sinaps kapsar ve böyle reflekslere <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">MONOSİNAPTİK REFLEKSLER</span></span>  denir.Monosinaptik reflekslerde duysal nöron doğrudan medulla spinaliste motor nöron ile sinaps yapar.Örneğin; </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">a.)Gerilme refleksi: </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://i2.wp.com/medicoapps.org/wp-content/uploads/2018/07/Stretch-Reflex.jpg?resize=600%2C315&amp;ssl=1" loading="lazy"  width="400" height="200" alt="[Resim: Stretch-Reflex.jpg?resize=600%2C315&ssl=1]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Monosinaptik reflekslere en iyi örnektir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*S</span><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">inir innnervasyonu tam olan iskelet kası uzatılırsa/gerilirse,iskelet kası boyunda meydana gelen uzamaya/gerilmeye karşı  kasılır.Buna gerilme refleksi ya da streching refleks denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Kaslar dışardan gerilerek ya da kendiliğinde gevşeyip uzadığında,kas lifleri arasında reseptörler uyarılır.Bu bilgiyi ise afferent duyu sinirleri aracılığıyla medulla spinalise taşınır.Duyu sinirleri medulla spinalis arka köklerinden girdikten sonra’ monosinaptik’ bir bağlantıyla ön boynuzda bulunan alfa motor nöronları uyarır.Alfa motor nöronlar da bağlı oldukları kas liflerini uyararak aynı kas liflerinin kasılmasını sağlar.Mekanizma kısaca şablonu şöyledir; </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    1)Refleks meydana getiren uyaran=Kasın uzaltılması/gerilmesi </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    2)Duyu organı=Kas iğciği </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    3)Cevap =Kasın kasılması </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"> Burada bahsedilen uzama,nöroloji polikliniklerinde yapılan refleks muayenelerinde olduğu gibi dışarıdan hızlı-dinamik şekide ise;buna karşılık olarak dinamik-hızlı bir kasılma yani tendon refleksi ortaya çıkar.Bu da bir gerilme refleksi olup vücudun tek monosinaptik ve en hızlı refleksidir(ki tek bir sinaptik gecikme söz konusudur bunu süresi:0.5ms).Reaksiyon zamanı ise:19-24 ms’dir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Duysal ve motor nöron arasında bir veya birden fazla aranöron içeren reflex arkları ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">POLİSİNAPTİK REFLEKSLER</span></span> olarak adlandırılır.Polisinaptik reflex arkında sinaps sayısı iki ile birkaç yüz aradında değişmektedir. </span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">a.)Golgi Tendon Refleksi /Ters Gerilme Refleksi: </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://content.byui.edu/file/a236934c-3c60-4fe9-90aa-d343b3e3a640/1/module9/images/GolgiTendonReflex.jpg" loading="lazy"  width="400" height="300" alt="[Resim: GolgiTendonReflex.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Autogenic İnhibition/Lengthening Reaction da denilen Golgi Tendon Refleksi,kasın aşırı kasılmasına bağlı olarak tendonların gerilmesi halinde,tendondan çıkan uyarılarla kasın gevşetilmesini sağlayan koruyucu bir reflekstir.Kasın iki ucundan gerilmesi halinde tendonların kopma noktasına gelmesinde bu refleks devreye girip kası daha çok gevşetir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Golgi tendon refleksinin reseptörü=Golgi tendon organıdır ve kas ile tendonun birleşme yerinde,onlara seri bağlanmış olarak bulunur.Kas iğciği ile arasındaki temel fark;golgi tendon organı,kasın geriminde değişiklikleri algılarken kas iğciğinin kasın kasın uzunluğundaki değişiklikleri algılamasıdır.Böylece tendonların kopmasını önleyen koruyucu bir refleks olarak bilinmektedir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Kuvvetli gerilme sonunda Golgi tendon organından çıkan uyarılar hızlı ileten  grup 1b lifleriyle medulla spinalisin arka köklerinden girerler.Ön boynuza geldiğinde,ilgili kasın gevşemesi için bir inhibitör ara nöron ile sinaps yaparlar.Aranörondan salgılanan inhibitör transmiter glisindir.Bu sayede aşırı kasılan kasın a motor nöronunu inhibe eder ve kas gevşer.Sonuç olarak aşırı kasılmış kas gevşerken;antagonist kasta kasılma görülür.Golgi tendon organı grup 1b lifleri ile medulla spinalise iletilen uyarıların aynı kasta gevşemeye sebep olması Ters Gerilme Refleksi olarak adlandırılır. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">    </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">b.)Fleksör Refleks(Geri Çekme Refleksi) ve Çapraz Extansör Refleks: </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://content.byui.edu/file/a236934c-3c60-4fe9-90aa-d343b3e3a640/1/module9/images/crossextensor.jpg" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: crossextensor.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Polisinaptik reflekse en iyi verilebilecek örneklerdir.Bir extremiteye uygulanan ısı ve ağrı gibi zararlı uyaranlar fleksör grup kasların kasılmasına yol açar böylece extremite ağrılı uyarandan geri çeklir.Eğer ağrılı uyaran hafifse uyarılan vücut bölümüne yakın fleksör kas grubunda kasılma oluşur.Ancak uyaran şiddeti yüksekse pek çok fleksör grup kas devreye girer ve extremite ağrılı uyarandan uzaklaştırırlır. Polisinaptik refleks yolları aracılığıyla düzenlenen ve korumaya yönelik bu hareketlere <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Fleksör Refleks</span> denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">*Ağrılı uyaranın şiddeti fazlaysa affrentler medulla spinalise girdikten sonra uyaranı alt ve üst segmentlere iletir aynı zamanda medulla spinalisin karşı tarafına da iletirler.Yani uyaranın oluştuğu taraf/ipsilateral extremite geri çekilir;karşı taraf/kontralateral extremite extansiyon yaparak vücudu dengelemeye çalışır.Buna ise <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Çapraz Extansör Refleks </span>denir. </span><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Medulla Spinalis Lezyonlarında Refleks Patolojileri ve Patolojik Refleksler</span></span> <br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Refleks arkının herhangi bir bölümü bozulduğunda,ilgili sinir hastalandığında poliyomiyelit gibi medulla spinalisin ön boynuzunu ilgilendirilen hastalıklarda refleks alınmazken;muskuler distrofi  gibi hastalıklarda ise refleksler azalabilir.Üst motor nöron/1.motor nöron/piramidal yol hastalıklarında ise suprasegmanter kontrol ortadan kalktığı için refleksler artar.Örnek kas gerildiğinde art arda olan klonuslar(en sık aşil ve patella). </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Spinal Şok Nedir? </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Medulla spinalis travma ya da kesilerinden sonra  akut dönemde flask bir parapleji görülür ve refleksler alınmaz ya da azalmış durumdadır.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Flask durum;</span></span>primidal yolun daha üzeri lezyonlarında ya da serebrovasküler olayın başlangıcında görülür ve kas tonusu azalmış refleksler alınamazken zaman geçtikçe söz konusu hipotoni yerini spastisiteye bırakır,tendon refleksleri şiddetini arttırır. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Şok döneminde lezyon seviyesi altında tüm istemi ya da refleks hareketler,duyular kaybedilir.Otonomik refleksler çalışmaz sonucunda mesane ve barsak kontrolü ortadan kalkar.Akut dönemden sonra ise refleksler şiddetlenerek tekrar ortaya çıkar.Bahsedilen durum <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spinal Şok</span></span> olarak adlandırılır.Medulla spinalis lezyonunun seviyesine göre aynı taraf extremitelerde Parapleji,Quadripleji,Tetrapleji ya da Monopleji denilen tablolar seyreder. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Spinal Şok sonlanırken ilk ortaya çıkan refleks hareketi fleksör toplanma hareketidir.Kesi altında ağrılı uyaran verildiğinde örneğin bacağın karna çekilerek uyarandan uzaklaştırılması gibi durumlar söz konusu olur.Bu yüzden Savunma Refleksi de denilmektedir.Lezyon ya da travma sonrası üzerinden zaman geçtikçe tendon refleksleri geri döner ve zamanla canlanır.Bu süreçte spastisite de giderek yerleşmiştir. </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mass Refleksi Nedir? </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Medulla spinalis lezyonlarında,lezyon seviyesi ve altında istemi hareketler ortadan kalkar,refleksler şiddetlenir ve küçük uyaranlara karşı bile şiddetli refleksler meydana gelir.Örneğin bacağa ağrılı uyaran verilen hastada şiddetli geri çekme refleksi ile beraber;terleme,defekasyon ve ürinasyon refleksleri de tetiklenebilir.Bu bir uyaran karşısında oluşan birden fazla refleks cevaba ya da kombine refleks cevaba Mass-Kitle Refleksi denir. </span><br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Patolojik Refleksler ve Muayene </span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">1.)Babinski Refleks</span> </span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i0.wp.com/post.medicalnewstoday.com/wp-content/uploads/sites/3/2020/03/131317-babinski-reflex-1296x728-body.jpg?w=1155&amp;h=1728" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: 131317-babinski-reflex-1296x728-body.jpg?w=1155&h=1728]" class="mycode_img img-responsive" /></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Bebeklerde ve küçük çocuklarda yaklaşık 6 ay ila 2 yaşına kadar doğal olarak meydana gelen bu ayak refleksi, beyin felci,beyin hasarı veya beyin tümörleri,omurilik tümörü veya yaralanması,multipl skleroz (MS),menenjit ya da üst motor nöron lezyonu olan 2 yaş ve üstü yetişkinlerde anormal bir bulgudur. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Ayak altı topuktan başlayarak ayak baş parmağına kadar ayak tabanının lateralinden yukarı doğru künt bir cisim ileçizilir.(anahtar,vs.ancak hastayı rahatsız etemeyecek ve canını yakmayacak bir materyal kullanılmalıdır.) </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Normal Cevap:</span> ayak parmaklarının plantar flexıonu </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap 1:</span>Ayak başparmak dorsiflexıonu </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap 2:</span>Ayak başparmak dorsiflexiona ek olarak;diğer parmaklar yelpaze gibi birbirinden uzaklaşır.Buna Evantay/Yelpaze Delili denir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap 3:</span>Muayene sonucunda parmaklarda hiç hareket olmayabilir.Bu durum Lakayt/Cevapsız olarak adlandırılır.(Bazen PSS hastalıklarında da görülür.) </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.)Hoffman Refleksi </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://o.quizlet.com/fmDwtQHmCRYg-SeugtVtQw.png" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: fmDwtQHmCRYg-SeugtVtQw.png]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Parmakların veya başparmakların belirli tetikleyicilere yanıt olarak istemsizce esnediğini belirlemek için kullanılan bu reflex kendi başına güvenilir bir teşhis aracı olduğunu düşünülmez, çünkü teste cevabınız diğer faktörlerden etkilenebilir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Hasta  elini uzatır ve parmaklarını  gevşetmesi istenir.Ardından fizyoterapist,hasta elinin orta parmağını metacarpofalangeal ekleminden extansiona getirir.Diğer elinin baş ve işaret parmaklarıyla bu parmağı tutar ve ani bir flexion yaptırır. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevap:</span>Başparmak flexıonla beraber adduksiyon;diğer parmakların distal falankslarında  flexion gözlenir. </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.)Mendel Bechterew Refleksi </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://www.iblogdialessioempoli.it/wp-content/uploads/2016/04/14-156-K.jpg" loading="lazy"  width="400" height="200" alt="[Resim: 14-156-K.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Piramidal yol lezyonlarına sahip olan hastalarda klinik belirtidir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Ayak dorsumuna refleks çekici ile vurulur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Normal Cevap:</span>2-5.ayak parmaklarının extansion meydana gelir. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap:</span>2-5. Ayak parmaklarında plantar flexion meydana gelir. </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.)Rossolimo Refleksi</span></span></span> <br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://www.liberaldictionary.com/wp-content/uploads/2019/01/rossolimos-reflex.gif" loading="lazy"  width="300" height="300" alt="[Resim: rossolimos-reflex.gif]" class="mycode_img img-responsive" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Mendel Bechterew de olduğu gibi varlığı piramidal yol lezyonlarına işaret eden bu refleks patolojik refleksler kategorisinde yer almaktadır. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Ayak tabanına metatarsofalangeal bölgeye refleks çekici ile vururlur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anormal Cevap:</span>Hastada ayak parmaklarında flexion hareketi meydana gelir.(Test pozitif) </span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.)Aşil Klonus </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.ytimg.com/vi/XVlo1IB-DAc/maxresdefault.jpg" loading="lazy"  width="400" height="200" alt="[Resim: maxresdefault.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Genellikle üst motor nöron hasarı ile birlikte bir dizi farklı nörolojik hastalığın semptomu olan bir kasta ani gerilme nedeniyle ritmik olarak tekrarlanan hareketler tümüdür. Clonus, üst motor nöron hasarını daha düşük motor nöron hasarından ayırt etmenin yollarından biri olarak nörolojik muayaenelerde kullanılmaktadır. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Fizyoterapist elini popliteaya koyarak bacağı dizden hafif olacak şekide flexiona getirilirken diğer eliyle ise ayak tabanını tutar ardından ayak bileği ani ve kuvvetli bir manevrayla dorsiflexiona getirilip o pozisyonda tutulur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevap:</span>Ayak bileği kendiliğinden ardarda olan flexion ve extansion hareketlerini sürdürür. </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">6.)Patella Klonusu</span> </span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.ytimg.com/vi/l7bFdnmS1xE/hqdefault.jpg" loading="lazy"  width="300" height="200" alt="[Resim: hqdefault.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Klonuslar,yukarıda da değinildiği gibi  kas ve tendonun ani pasif gerilmesiyle uyarılan ritmik, sürekli istemsiz kas kasılmalardır. Sürdürülmemiş klonus ,≤5 vuruş, fizyolojik olabilirken;sürekli klonus,&gt; 5 vuruş, anormal olarak kabul edilmektedir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muayene:</span>Yatak üstünde uzatılmış bacağı,fizyoterapist eliyle patellayı baş ve işaret parmağıyla kavrar ardından aşağıya doğru ani ve kuvvetli bir biçimde itilip o halde tutulur. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevap:</span>Patella art arda olacak şekilde yukarı ve aşağı hareket eder. </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">7.)Mass/Kitle Refleksi</span> </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Yukarı bölümlerde de bahsedilği gibimedulla spinalis tam kesilerinde görülen,omurilik lezyonu ve altı seviyelerinde uyarılma sonucunda alt tarafın fleksionu ile beraber mesane ve rektum boşalmasıyla kombine bir reflekstir. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">8.)İlkel Refleksler</span> </span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   Bebeklik çağında normal kabul edilen ve sonrasında kaybolan bu refleksler yetişkin bireylerde yaygın beyin hastalıkları,frontal lob lezyonları gibi hastalıklarda ortaya çıkar. </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a.)Yakalama Refleksi</span> &gt;bkz. <a href="https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyume-gelisme-ve-yenidogan-refleks-hareketler-donemi.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyu...onemi.html</a> </span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b.)Emme Refleksi&gt;</span> bkz. <a href="https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyume-gelisme-ve-yenidogan-refleks-hareketler-donemi.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.fizyoplatforum.com/konu-buyu...onemi.html</a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"> </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KAYNAKÇA</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1.)Halis Köylü,Sağlık Bilimleri İçin Temel Fizyoloji,Baskı(İstanbul:İstanbul Tıp Kitabevleri,2017)</span></span><br />
<span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2.)Laima Pınar,Sinir ve Kas Fizyolojisi Temel Bilgileri,Baskı(Ankara:Akademisyen Kitabevi,2016,4.baskı</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ağrı Fizyolojisi]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-agri-fizyolojisi.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 Aug 2020 19:16:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=1">FztAdmin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-agri-fizyolojisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Ağrı Fizyolojisi</span></span></span><br />
<br />
(Chen J, Kandle PF, Murray I, Sehdev JS. Physiology, Pain. In: StatPearls. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; April 26, 2020.)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Giriş</span></span></span><br />
<br />
Ağrı muhtemelen tıpta en sık görülen semptomatik şikayettir. Bu nedenle patofizyolojisinin anlaşılması, hastalarda yorumlanması için kritik öneme sahiptir. [1] [2]<br />
<br />
Nosisepsiyon ve ağrı terimleri arasında ayrım yapmak gerekir. Nosisepsiyon, nosiseptörler tarafından zararlı uyaranların tespit edilmesini, ardından duyusal sinir bilgilerinin çevreden beyine iletilmesini ve iletilmesini ifade eder. Karşılaştırıldığında, ağrı daha yüksek beyin merkezi işlemenin ürününü ifade eder; sinir sinyallerinden kaynaklanan hoş olmayan duygusal ve duyusal deneyimi beraberinde getirir. Bu nedenle ağrı raporları sadece doğrudan bir nosisepsiyon çıkışı değildir, çok sayıda girdi (dikkat, duyuşsal boyutlar, otonomik değişkenler, bağışıklık değişkenleri ve daha fazlası) ile etkileşimi içerir ve bir nöromatriks açısından daha doğru olarak düşünülebilir. [2]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hücresel</span></span></span><br />
<br />
Termal, mekanik veya kimyasal uyaranlar yaralanmayı düşündüren zararlı bir yoğunluğa ulaştığında, deride, eklemlerde, iç organlarda, kemikte ve kasta bulunan periferik sinir liflerinin bir alt popülasyonu olan nosiseptörler tarafından tespit edilirler. [3]<br />
<br />
Hasarlı doku serbest kalır ve sinir uçlarını aktive eden sayısız faktör üretir. Bu faktörler arasında globulin, protein kinazlar, araşidonik asit, histamin, sinir büyüme faktörü (NGF), P maddesi (SP), kalsitonin geni ile ilgili peptit (CGRP) bulunur. Bu faktörler dönüştürücü kanallarını uyarır ve geçici alıcı potansiyel (TRP) kanalları birincil örnektir. [3]  TRP kanalları, voltaj kapılı potasyum kanalına veya nükleotit kapılı kanallara benzer şekilde işlev görür ve böylece reseptör potansiyellerinin başlatılmasına yardımcı olur ve sonuç olarak sinir liflerinde bir aksiyon potansiyeli indükler. [3] [4] [5]<br />
<br />
Nosiseptörlerin iki ana sınıfı, akut, iyi lokalize hızlı ağrı ileten orta çaplı miyelinli (A-delta) afferentleri ve zayıf lokalize, yavaş bir ağrı ileten küçük çaplı miyelinsiz “C” lifleri içerir. [3] [4] [5]<br />
<br />
Elektrofizyolojik çalışmalara dayanarak, A-delta nosiseptörleri ayrıca Tip I ve Tip II A-delta sınıflarına ayrılabilir. Tip I A-delta nosiseptörler, mekanik ve kimyasal uyaranlara yanıt verme işlevi görür, ancak genellikle ısıyı yalnızca daha yüksek eşiklerde (50 ° C'nin üzerinde) algılar. Buna karşılık, Tip II A-delta nosiseptörler, ısıya karşı çok daha fazla hassasiyete sahiptir, ancak çok yüksek bir mekanik eşiğe sahiptir. Bu nedenle, doğrudan mekanik uyaranlar durumunda, önce Tip I A-delta nosiseptörleri provoke edilirken, akut zararlı ısı durumunda, Tip II A-delta nosiseptörlerin aktivitesi muhtemelen ilk olarak tetiklenir. [3] [4] [5]<br />
<br />
A-delta nosiseptörlerine benzer şekilde, miyelinsiz C liflerinin çoğu polimodaldır ve bu nedenle hem mekanik hem de termal zararlı uyaranlara yanıt verir. Sessiz nosiseptörler de bu nosiseptör sınıfına girer. Bu afferentler kimyasal uyaranlara (örn., Kapsaisin ve histamin) daha duyarlı bir şekilde cevap verir, ancak doku hasarından önce olmadıkça mekanik olarak yanıt vermezler. [3] [4] [5]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Gelişme</span></span></span><br />
<br />
Fetal gelişim sırasında, nosisepsyon süreçleri (duyu reseptörleri ve omurilik sinapsları) bilinçli bir ağrı algısı üretmek için gereken talamokortikal yoldan daha erken gelişir. Serbest sinir uçları, talamus veya korteksin laminer yapısının henüz olgunlaşmadığı bir dönemde, yaklaşık yedi haftalık gebelikte gelişmeye başlar. İnsan fetüslerinin histolojik çalışmaları, kortikal plakaya talamik projeksiyonların tipik olarak 23 ila 30 haftalık gebelik yaşı geliştiğini düşündürmektedir. [6] Ağrıya tipik hormonal stres tepkileri 18 haftalık gebelikte fetüslerde gözlenirken, beyin hemodinamik tepkileri ve nosiseptif uyaranlara davranışsal reaksiyonları 26 haftalık gebelikle çakışır. Bu gözlemler, ağrı deneyiminin 26 hafta civarında gerçekleştiği genel tahminini desteklemektedir. [7] [8]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Organ Sistemleri ve Ağrı</span></span></span><br />
<br />
Nosisepsiyona yol açan spesifik duyusal modalitelerin doku tipine bağlı olarak farklılık gösterdiğini de belirtmek gerekir:<br />
<br />
- Deride, zararlı uyarıcılar genellikle termal, mekanik ve kimyasaldır. (örn. Ekzojen alerjenler)<br />
- Eklemlerde, zararlı uyaranlar genellikle mekanik stresden (örn. Aşırı eklem torku) ve kimyasal inflamasyondan kaynaklanır.<br />
- Visseral organlarda, mekanik gerilme, çekiş ve kimyasal tahriş edici maddeler genellikle nosiseptif sinyallerden sorumludur.<br />
- Kaslarda, yorucu mekanik efor (örn. Künt kuvvet, aşırı germe) ve kimyasal yöntemler en yaygın olanıdır.<br />
<br />
Beyne nosiseptif sinyal iletimi, ağrı algısını ortaya çıkarır. Kompleks biyopsikososyal ağrı olgusu, talamus, amigdala, hipotalamus,  bazal ganglionlar ve serebral korteksin alanları gibi kortikal ve subkortikal bölgelerde ortaya çıkar. Tipik durumlarda, nosisepsiyon tipik olarak ağrı algısından önce gelirken, bu arayüzlerin örtüşmediği klinik durumlar vardır. Nosisepsiyon, daha sonra ağrı farkında olunmadan meydana gelebilir ve ağrı, altta yatan ölçülebilir bir zararlı uyaran olmaksızın mevcut olabilir. Örneğin, kurbanlar büyük yaralanmaya rağmen belirgin şekilde ağrısız olduklarında şiddetli travmanın ardından gözlemlenebilir.[9]<br />
<br />
Ağrı ve nosisepsiyon için nöral mekanizmalar, çevreden gelen doku hasarını en aza indirmede uyarlanabilir bir işlev görür. Ağrı davranışının çeşitli operasyonel kategorileri olduğunu belirtmek önemlidir. Basit bir refleks eylemi olarak geri çekilme, çoğunlukla akut yaralanma ağrısı ile ilişkilidir; omurga refleksleri nosiseptör aktivasyonu üzerine bu eylemleri ortaya çıkarır. Bununla birlikte, daha karmaşık davranışlar da nöral ağrı yollarıyla yakından ilişkilidir. Örneğin, gözlere karşı caydırıcı bir uyaran beklentisiyle ortaya çıkan kol hareketleri, refleks eylemlerinin daha üst düzey mekansal, duyusal ve zamansal bilgilerle bütünleştirilmesini gerektirir. [10] [11]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mekanizma</span></span></span><br />
(Yam MF, Loh YC, Tan CS, Khadijah Adam S, Abdul Manan N, Basir R. General Pathways of Pain Sensation and the Major Neurotransmitters Involved in Pain Regulation. Int J Mol Sci. 2018;19(8):2164. Published 2018 Jul 24. doi:10.3390/ijms19082164)<br />
<br />
Temel olarak, temel ağrı mekanizması üç basamaktır - zararlı uyaranların varlığında transdüksiyon, iletim ve modülasyon. Örneğin, transdüksiyon nosiseptif yol boyunca şu sırayı izleyerek gerçekleşir: (1) uyaran olayları kimyasal doku olaylarına dönüştürülür; (2) kimyasal doku ve sinaptik yarık olayları daha sonra nöronlarda elektriksel olaylara dönüştürülür; ve (3) nöronlardaki elektriksel olaylar, sinapslarda kimyasal olaylar olarak aktarılır. Transdüksiyonun tamamlanmasından sonraki mekanizma iletim olacaktır. Sinaptik yarıktaki nörotransmitterler, bir hücrenin sinaptik sonrası terminalinden diğerinin sinaptik terminaline bilgi iletirken, elektrik olaylarını nöronal yollar boyunca ileterek gerçekleşir. O esnada, modülasyon olayı, yukarı veya aşağı düzenleme ile primer afferent nöron, DH ve daha yüksek beyin merkezi boyunca nosiseptif yolların her seviyesinde gerçekleşir. Tüm bunlar bir sonuca yol açar ve ağrı yolu başlatılır ve tamamlanır, böylece uyaranın tetiklediği acı verici hissi hissetmemize izin verir. <br />
<br />
<img src="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6121522/bin/ijms-19-02164-g001.jpg" loading="lazy"  width="350" height="350" alt="[Resim: ijms-19-02164-g001.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nöronlar</span></span></span><br />
<br />
Nöronların, yukarıda CNS ve PNS'de tartışılan üç olaydan üretilen tüm nosiseptif bilgileri birleştiren, alan ve işleyen birincil bileşen olduğu bilinmektedir. Vücudumuzda bulunan üç tip nöron, duyusal nöronlar (afferent nöronlar), interneronlar (afferent ve efferent nöronlar arasındaki sinyalleri iletme fonksiyonları) ve motor nöronlardır (efferent nöronlar). Tüm nöronlar elektriksel olarak uyarılabilir ve aynı parça bölümlerinden oluşur: soma, akson (miyelinli veya miyelinsiz) ve dendritler. Nöronlar, kimyasal ve elektrik sinyallerinin sinaps adı verilen özel bağlantılar yoluyla iletildiği vücudumuzda karmaşık sinir ağları oluşturmak için birbirine bağlanır. Bir nörondan gönderilen sinaptik sinyaller, başka bir nöronun dendritleri ve soma (sinaptik iletim) tarafından alınır, ve bu sinyaller, sinyalin kendisinden kaynaklanan farmakolojik etkilerle tanımlanan doğası gereği inhibe edici veya uyarıcı olabilir. Sinyalleri dendritler veya soma yoluyla aldıktan sonra, sinyaller nöronlar içinde aksonlarla iletilir. Bu, nöron içinde üretilen, bir aksiyon potansiyeli olarak bilinen, somadan yayılan, sinapsları aktive etmek için aksonlar boyunca ilerleyen ve daha sonra sinyalleri kaynağından taşımak için bir yol olarak hareket eden diğer nöronlara gönderilen kısa darbelere yol açar. Özel nöronların iki ana sınıflandırması vardır: duyu nöronları ve motor nöronlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aksonlar</span></span></span><br />
<br />
Aksonlar, dendritlerden aksonal terminallere ve ayrıca bir nörondan diğerine tek taraflı bir yönde aksiyon potansiyellerini iletme işlevi gören bir nöronun ana bileşeni olan sinir lifleri olarak da bilinir. Aksonlar miyelinli veya miyelinsiz formda olabilir. Ranvier düğümü olarak bilinen bir aksonun miyelin kılıfının varlığı, salgılanan iletim (Ranvier'nin her bir düğümünde aksiyon potansiyeli üretimi) yoluyla miyelinli lif boyunca ilerledikçe impulsların yayılma hızını arttırır ve elektrik impulslarının iletim sırasında aksondan çıkmasını önlemek için izolatör görevi görür. Miyelinsiz lifler için, uyarılar miyelinli olanlara kıyasla çok daha yavaş bir hızda sürekli olarak hareket eder. Birincil afferent nöronlar için, Aδ-lifleri miyelinli iken C-lifleri miyelinsizdir. Efferent nöronlar için, preganglionik nöronların çoğu miyelinlidir. İletilen bir impulsun hızına, aksonun çapına ve bir aksonun işlevine bağlı olarak, duyusal (afferent) nöronlar üç ana gruba ayrılır - grup A, B ve C, motor (efferent) nöronlar Tip Ia  Ib, II, III ve IV olarak gruplandırılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A lifleri:</span> Miyelinli somatik sinir lifleri<br />
a) Kası innerve eden sinirler<br />
          afferent: Grup I-IV lifler<br />
          efferent: alfa motor nöron<br />
                          gamma motor nöron<br />
b) Kutanöz sinirler<br />
          afferent: alfa ve delta lifleri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B lifleri:</span> Miyelinli otonomik preganglionik sinir lifleri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C lifleri:</span> Miyelinsiz somatik ve otonomik sinir lifleri<br />
<br />
<br />
C lifleri esas olarak nosiseptiftir, duyusal bilgiyi taşır ve afferentlerin nosiseptif bilgilerinin yaklaşık% 70'ini birleştirir ve daha sonra omuriliğe girer. C-lifleri omuriliğin gri maddesindeki lamina I ve II'de sonlanır. Nosiseption açısından, C-fiber nosiseptörler termal, mekanik ve kimyasal uyaranlarla aktive edilen poliomodaldır. C-liflerinin aktivasyonu, cildin yanma hissi gibi zayıf lokalize uyaranlardan kaynaklanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aksiyon Potansiyeli</span></span></span><br />
<br />
Akson terminalindeki nörotransmitterlerin salınımı Ca2 + ' nın girişi üzerine tetiklenir ve daha sonra nosiseptif sinyaller bir hareket potansiyeli ile farklı nöronlar arasında taşınır ve gönderilir. Sinyallerin nöronlar aracılığıyla iletilmesine izin veren aksiyon potansiyelinin üretiminde benzersiz roller oynamak için iki ana potansiyel vardır. Bunlar nöronların dinlenme potansiyeli ve eşik potansiyeli olarak bilinir. Tipik bir nöronun aksonunda, dinlenme potansiyeli ve eşik potansiyeli sırasıyla yaklaşık −70 ve −55 mV'dir. Hücre dışında K + ' dan daha fazla biriken Na + vardır. Hücre içinde ve dolayısıyla hücrelerin dinlenme potansiyeli negatif olarak yüklenir. Bu iyonların nöronların lipit iki tabakalı zarı boyunca hareketi kesinlikle farklı iyon kanallarının aktivasyonuna bağlıdır. İyon kanallarının konformasyonu, etkinleştirilmek veya etkisiz hale getirilmek üzere değiştirilebilir, böylece spesifik iyonların akmasına veya akmasına izin verir.<br />
<br />
Nosiseptörler zararlı bir uyarıcı ile uyarıldıktan sonra, akson yükseltisinde, inhibe edici postsinaptik potansiyeller (IPSP) ve uyarıcı postsinaptik potansiyellerde (EPSP) iki tip potansiyel üretilir ve toplanır. Tetikleme eşiğine ulaşıldığında, aksiyon potansiyeli daha sonra akson boyunca nöronlar boyunca yayılır. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Testler</span></span></span><br />
<br />
<br />
Ağrının karmaşık, çok yönlü ve öznel doğası, klinik olarak ölçmeyi oldukça zorlaştırır. Son birkaç yılda, ağrı mekanizmaları ve ölçüm sonuçları üzerine araştırmalara yardımcı olmak amacıyla bir dizi onaylanmış önlem geliştirildi. Cerrahi prosedürlerin veya akut akıl hastalığının yönetimiyle ilgili akut ağrı için, ağrının yoğunluğunu değerlendirmek için görsel analog skala (VAS) ve sayısal derecelendirme skalası (NRS) sıklıkla kullanılır. Kronik ağrı için McGill Ağrı Anketi (MPQ) ve Kısa Ağrı Envanteri (BPI) gibi çok boyutlu araçlar geliştirilmiştir. [14] [15]<br />
<br />
Şu anda, yukarıda belirtildiği gibi araçlar esas olarak araştırma ortamında kullanılmaktadır, ancak yeni deneysel ağrı ölçümleri, örneğin nesnel bir ölçüm olarak nörogörüntüleme önerilmektedir. [17]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Klinik Olarak Sınıflama</span></span></span><br />
<br />
<br />
Bir hastanın ağrısının özellikleri patogeneziyle ilgili endikasyonlar sunar. Bu nedenle ağrı sınıflarının kısa bir açıklaması, bir semptom olarak ağrının yönetimine ve altta yatan durumun olası teşhisine yardımcı olmak için klinik olarak yararlıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Akut ağrı :</span></span></span> Lokal doku hasarı bölgesinde, nosiseptif dönüştürücülerin aktivasyonu bu ağrı türüne katkıda bulunur. Lokal yaralanma ortamı ayrıca nosiseptörlerin, merkezi bağlantıların ve otonom sinir sisteminin özelliklerini değiştirebilir. [1] [2] [3] [4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kronik ağrı : </span></span></span>Kalıcı ağrı sıklıkla kronik doku iltihaplanmasını veya periferik sinirlerin (nöropatik) özelliklerinin değiştirilmesini güçlendiren durumlarla (örn. Diabetes mellitus, artrit ve tümör büyümesi) ilişkilidir. Kronik ağrının inatçı doğası göz önüne alındığında, beklentiler, stres, duygular ve çevre gibi dış faktörlerin, ağrının yoğunluğunu ve kalıcılığını arttırmak için hasarlı doku ile özetleyici bir etki üretebileceğidir. [1-4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nosiseptif ağrı :</span></span></span> Nosisepsiyon, vücudumuzun duyusal sinir sistemlerinin gerçek veya potansiyel olarak zararlı uyaranlara verdiği tepkidir. Bu uyaranlar tarafından aktive edilen duyusal sonlar, esas olarak ağrı duyumlarının ilk aşamasından sorumlu olan nosiseptörler olarak bilinir. Temel olarak, Adelta ve C lifleri vücudumuzda sunulan zararlı uyaranlara cevap veren iki tip primer afferent nosiseptördür. Bu nosiseptörlerin her ikisi de deri, kas, eklem kapsülü, kemik ve bazı ana iç organlarda yaygın olarak bulunan özel serbest sinir uçlarına sahiptir. İşlevsel olarak, bize zarar verebilecek potansiyel olarak zararlı kimyasal, mekanik ve termal uyaranları tespit etmek için kullanılırlar.<br />
<br />
Başlıca nosiseptif ağrı, viseral somatik ağrı da dahil olmak üzere iki kategoriye ayrılabilir (ayrıca iki türe ayrılır: derin somatik ve yüzeysel ağrı). Hem A C- hem de C-lifleri çoğunlukla deri gibi yüzeysel organlarda bulunurken, kaslar ve eklemler gibi diğer derin somatik yapılar esas olarak C-lifleri ile tedarik edilir. AP lifleri termal veya mekanik uyaranlar altında aktive edilir ve kısa süreli iğneleyici bir ağrı hissi ile sonuçlanır. Bununla birlikte, C-liflerinin aktivasyonu termal, mekanik veya kimyasal uyaranlarla uyarılır ve bu da genellikle zayıf lokalizasyon ve donuk ağrı hissiyle sonuçlanır. Primer afferent nöronlardaki reseptörler için uyarıcı, duyarlılaştırıcı ve inhibitör yanıt olan üç ana rol vardır. Bu reseptörler uyarıldıktan ve ağrı eşiğine ulaştığında, ortaya çıkan uyarılar, afferent lifler boyunca DH (PNS) ve medulla'ya (kraniyal) doğru yayılır. Ayrıca sessiz nosiseptör olarak bilinen ilave bir nosiseptör vardır. Sessiz nosiseptörler vissera içinde bulunur ve bu afferent sinir liflerinin zararlı uyaranlara cevap vermeden terminal morfolojik uzmanlıkları yoktur, ancak sadece enflamatuar reaksiyonlar sırasında üretilen kimyasal aracılar tarafından duyarlı hale getirilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Somatik ağrı :</span></span></span> Bu ağrı şekli akut veya kronik olabilir ve kutanöz veya derin dokulardaki nosiseptörler tarafından aktive edilen ağrıdır. Kutanöz somatik ağrı durumunda, örneğin bir deri kesimi durumunda, keskin veya yanma olarak tanımlanır ve iyi lokalizedir. Eklemler, tendonlar ve kemikler gibi derin dokulardan kaynaklanan somatik ağrı durumunda, daha zonklama veya ağrıyan olarak tanımlanır ve daha az lokalize olur. [1] [2] [3] [4] [16]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İç organ ağrısı : </span></span></span>Bu ağrı, esas olarak iç organlardan ve derin somatik yapılardan (örneğin, gastrointestinal sistemden kaynaklanan ağrı) ortaya çıkar. Viseral ağrı belirgin bir şekilde lokalize değildir C lifleri tarafından derin yapılardan omuriliğe taşınır. [16]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nöropatik :</span></span></span> Bu kalıcı ağrı genellikle bu sinir liflerine verilen hasarın bir sonucudur, bu da spontan ateşlemeye veya iletim veya nörotransmitter özelliklerinde değişikliklere yol açar. [17] Nöropatik ağrı genellikle sinir hasarı veya sinir bozukluğu olarak tanımlanır ve sıklıkla allodini ile ilişkilidir. Allodini, reseptörlerin tekrarlayan ağrısız uyarılmasının bir sonucu olan merkezi bir ağrı duyarlılığıdır. Bahsedilen tekrarlayan uyarımdan gelen duyarlılaşma süreci nedeniyle normal koşullarda ağrısız olduğu düşünülen bir uyarandan ağrı tepkisini tetikler. Bu durum “patolojik” ağrı olarak tanımlanabilir, çünkü nöropatik ağrı aslında vücudumuz için savunma sistemi açısından hiçbir amaca hizmet etmez ve ağrı sürekli duyum veya epizodik olaylar şeklinde olabilir. Bu tür ağrının başlıca nedenleri, öncelikle diyabet, travma, toksinler, tümörler, birincil nörolojik hastalıklar ve herpes zoster enfeksiyonu gibi iltihap veya metabolik hastalıklardan kaynaklanabilir. Merkezi hassasiyet bu süreçte oldukça önemli bir rol oynar. Nöropatik ağrı, somatosensoriyel sinir sistemini etkileyen sinirin hasarından kaynaklanabilir ve PNS veya CNS bozuklukları tarafından oluşturulabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Allodini : </span></span></span>Tipik olarak zararsız bir uyarandan kaynaklanan ağrı allodini olarak adlandırılır. Mekanizma tam olarak anlaşılmasa da, potansiyel olarak 1) cildin duyarlılaşması,  2) çevresel nöronlarda hasara yol açan, dokunmaya duyarlı liflerin yeniden yönlendirilmesine ve omuriliğin normalde ağrı girdisi alan bölgelerinde<span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"> </span></span></span>sinaps oluşturmasına neden olan yapısal değişikliklere neden olduğu düşünülmektedir.  [3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hiperaljezi :</span></span></span> Zararlı uyaranlar abartılı bir ağrı yanıtı oluşturduğunda ortaya çıkar. [3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yansıyan ağrı :</span></span></span> Ağrılı uyaranın bulunduğu bölgeden başka bir yerde ağrı algısı olduğunda, yansıyan ağrı olarak bilinir. Belirtilen ağrının klasik örneği, miyokard enfarktüsünü takiben boynu, omuzları ve sırtını aşağı çeken ağrıyı içerir. Belirtilen ağrının arkasındaki gerçek mekanizmalar hakkında güncel bir fikir birliği yoktur. <br />
<br />
Literatürde bunun, sempatik lifleri omuriliğin dorsal kök gangliyonlarına kadar takip eden viseral duyusal ağrı liflerinden kaynaklandığı ve CNS'nin ağrıyı vissera yerine vücut duvarında bir yerden kaynaklandığı şeklinde yorumlamasına neden olduğu belirtilmektedir. [18]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kaynakça</span></span></span><br />
<br />
1.Raffaeli W, Arnaudo E. Pain as a disease: an overview. J Pain Res. 2017;10:2003-2008.<br />
2.Loeser JD, Melzack R. Pain: an overview. Lancet. 1999 May 08;353(9164):1607-9. <br />
3.Basbaum AI, Bautista DM, Scherrer G, Julius D. Cellular and molecular mechanisms of pain. Cell. 2009 Oct 16;139(2):267-84. <br />
4.Venkatachalam K, Montell C. TRP channels. Annu. Rev. Biochem. 2007;76:387-417.<br />
5.Besson JM. The neurobiology of pain. Lancet. 1999 May 08;353(9164):1610-5. <br />
6.Lee SJ, Ralston HJ, Drey EA, Partridge JC, Rosen MA. Fetal pain: a systematic multidisciplinary review of the evidence. JAMA. 2005 Aug 24;294(8):947-54. <br />
7.Glover V, Fisk NM. Fetal pain: implications for research and practice. Br J Obstet Gynaecol. 1999 Sep;106(9):881-6. <br />
8.Anand KJ, Hickey PR. Pain and its effects in the human neonate and fetus. N. Engl. J. Med. 1987 Nov 19;317(21):1321-9. <br />
9.Garland EL. Pain processing in the human nervous system: a selective review of nociceptive and biobehavioral pathways. Prim. Care. 2012 Sep;39(3):561-71. <br />
10.Morrison I, Perini I, Dunham J. Facets and mechanisms of adaptive pain behavior: predictive regulation and action. Front Hum Neurosci. 2013 Nov 28;7:755.<br />
11.Cooke DF, Graziano MS. Defensive movements evoked by air puff in monkeys. J. Neurophysiol. 2003 Nov;90(5):3317-29. <br />
12.Braz J, Solorzano C, Wang X, Basbaum AI. Transmitting pain and itch messages: a contemporary view of the spinal cord circuits that generate gate control. Neuron. 2014 May 07;82(3):522-36.<br />
13.Hansen GR, Streltzer J. The psychology of pain. Emerg. Med. Clin. North Am. 2005 May;23(2):339-48.<br />
14.Younger J, McCue R, Mackey S. Pain outcomes: a brief review of instruments and techniques. Curr Pain Headache Rep. 2009 Feb;13(1):39-43.<br />
15.Farrar JT, Berlin JA, Strom BL. Clinically important changes in acute pain outcome measures: a validation study. J Pain Symptom Manage. 2003 May;25(5):406-11.<br />
16.Sikandar S, Dickenson AH. Visceral pain: the ins and outs, the ups and downs. Curr Opin Support Palliat Care. 2012 Mar;6(1):17-26.<br />
17.Campbell JN, Meyer RA. Mechanisms of neuropathic pain. Neuron. 2006 Oct 05;52(1):77-92. <br />
18.Arendt-Nielsen L, Svensson P. Referred muscle pain: basic and clinical findings. Clin J Pain. 2001 Mar;17(1):11-9.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Ağrı Fizyolojisi</span></span></span><br />
<br />
(Chen J, Kandle PF, Murray I, Sehdev JS. Physiology, Pain. In: StatPearls. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; April 26, 2020.)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Giriş</span></span></span><br />
<br />
Ağrı muhtemelen tıpta en sık görülen semptomatik şikayettir. Bu nedenle patofizyolojisinin anlaşılması, hastalarda yorumlanması için kritik öneme sahiptir. [1] [2]<br />
<br />
Nosisepsiyon ve ağrı terimleri arasında ayrım yapmak gerekir. Nosisepsiyon, nosiseptörler tarafından zararlı uyaranların tespit edilmesini, ardından duyusal sinir bilgilerinin çevreden beyine iletilmesini ve iletilmesini ifade eder. Karşılaştırıldığında, ağrı daha yüksek beyin merkezi işlemenin ürününü ifade eder; sinir sinyallerinden kaynaklanan hoş olmayan duygusal ve duyusal deneyimi beraberinde getirir. Bu nedenle ağrı raporları sadece doğrudan bir nosisepsiyon çıkışı değildir, çok sayıda girdi (dikkat, duyuşsal boyutlar, otonomik değişkenler, bağışıklık değişkenleri ve daha fazlası) ile etkileşimi içerir ve bir nöromatriks açısından daha doğru olarak düşünülebilir. [2]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hücresel</span></span></span><br />
<br />
Termal, mekanik veya kimyasal uyaranlar yaralanmayı düşündüren zararlı bir yoğunluğa ulaştığında, deride, eklemlerde, iç organlarda, kemikte ve kasta bulunan periferik sinir liflerinin bir alt popülasyonu olan nosiseptörler tarafından tespit edilirler. [3]<br />
<br />
Hasarlı doku serbest kalır ve sinir uçlarını aktive eden sayısız faktör üretir. Bu faktörler arasında globulin, protein kinazlar, araşidonik asit, histamin, sinir büyüme faktörü (NGF), P maddesi (SP), kalsitonin geni ile ilgili peptit (CGRP) bulunur. Bu faktörler dönüştürücü kanallarını uyarır ve geçici alıcı potansiyel (TRP) kanalları birincil örnektir. [3]  TRP kanalları, voltaj kapılı potasyum kanalına veya nükleotit kapılı kanallara benzer şekilde işlev görür ve böylece reseptör potansiyellerinin başlatılmasına yardımcı olur ve sonuç olarak sinir liflerinde bir aksiyon potansiyeli indükler. [3] [4] [5]<br />
<br />
Nosiseptörlerin iki ana sınıfı, akut, iyi lokalize hızlı ağrı ileten orta çaplı miyelinli (A-delta) afferentleri ve zayıf lokalize, yavaş bir ağrı ileten küçük çaplı miyelinsiz “C” lifleri içerir. [3] [4] [5]<br />
<br />
Elektrofizyolojik çalışmalara dayanarak, A-delta nosiseptörleri ayrıca Tip I ve Tip II A-delta sınıflarına ayrılabilir. Tip I A-delta nosiseptörler, mekanik ve kimyasal uyaranlara yanıt verme işlevi görür, ancak genellikle ısıyı yalnızca daha yüksek eşiklerde (50 ° C'nin üzerinde) algılar. Buna karşılık, Tip II A-delta nosiseptörler, ısıya karşı çok daha fazla hassasiyete sahiptir, ancak çok yüksek bir mekanik eşiğe sahiptir. Bu nedenle, doğrudan mekanik uyaranlar durumunda, önce Tip I A-delta nosiseptörleri provoke edilirken, akut zararlı ısı durumunda, Tip II A-delta nosiseptörlerin aktivitesi muhtemelen ilk olarak tetiklenir. [3] [4] [5]<br />
<br />
A-delta nosiseptörlerine benzer şekilde, miyelinsiz C liflerinin çoğu polimodaldır ve bu nedenle hem mekanik hem de termal zararlı uyaranlara yanıt verir. Sessiz nosiseptörler de bu nosiseptör sınıfına girer. Bu afferentler kimyasal uyaranlara (örn., Kapsaisin ve histamin) daha duyarlı bir şekilde cevap verir, ancak doku hasarından önce olmadıkça mekanik olarak yanıt vermezler. [3] [4] [5]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Gelişme</span></span></span><br />
<br />
Fetal gelişim sırasında, nosisepsyon süreçleri (duyu reseptörleri ve omurilik sinapsları) bilinçli bir ağrı algısı üretmek için gereken talamokortikal yoldan daha erken gelişir. Serbest sinir uçları, talamus veya korteksin laminer yapısının henüz olgunlaşmadığı bir dönemde, yaklaşık yedi haftalık gebelikte gelişmeye başlar. İnsan fetüslerinin histolojik çalışmaları, kortikal plakaya talamik projeksiyonların tipik olarak 23 ila 30 haftalık gebelik yaşı geliştiğini düşündürmektedir. [6] Ağrıya tipik hormonal stres tepkileri 18 haftalık gebelikte fetüslerde gözlenirken, beyin hemodinamik tepkileri ve nosiseptif uyaranlara davranışsal reaksiyonları 26 haftalık gebelikle çakışır. Bu gözlemler, ağrı deneyiminin 26 hafta civarında gerçekleştiği genel tahminini desteklemektedir. [7] [8]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Organ Sistemleri ve Ağrı</span></span></span><br />
<br />
Nosisepsiyona yol açan spesifik duyusal modalitelerin doku tipine bağlı olarak farklılık gösterdiğini de belirtmek gerekir:<br />
<br />
- Deride, zararlı uyarıcılar genellikle termal, mekanik ve kimyasaldır. (örn. Ekzojen alerjenler)<br />
- Eklemlerde, zararlı uyaranlar genellikle mekanik stresden (örn. Aşırı eklem torku) ve kimyasal inflamasyondan kaynaklanır.<br />
- Visseral organlarda, mekanik gerilme, çekiş ve kimyasal tahriş edici maddeler genellikle nosiseptif sinyallerden sorumludur.<br />
- Kaslarda, yorucu mekanik efor (örn. Künt kuvvet, aşırı germe) ve kimyasal yöntemler en yaygın olanıdır.<br />
<br />
Beyne nosiseptif sinyal iletimi, ağrı algısını ortaya çıkarır. Kompleks biyopsikososyal ağrı olgusu, talamus, amigdala, hipotalamus,  bazal ganglionlar ve serebral korteksin alanları gibi kortikal ve subkortikal bölgelerde ortaya çıkar. Tipik durumlarda, nosisepsiyon tipik olarak ağrı algısından önce gelirken, bu arayüzlerin örtüşmediği klinik durumlar vardır. Nosisepsiyon, daha sonra ağrı farkında olunmadan meydana gelebilir ve ağrı, altta yatan ölçülebilir bir zararlı uyaran olmaksızın mevcut olabilir. Örneğin, kurbanlar büyük yaralanmaya rağmen belirgin şekilde ağrısız olduklarında şiddetli travmanın ardından gözlemlenebilir.[9]<br />
<br />
Ağrı ve nosisepsiyon için nöral mekanizmalar, çevreden gelen doku hasarını en aza indirmede uyarlanabilir bir işlev görür. Ağrı davranışının çeşitli operasyonel kategorileri olduğunu belirtmek önemlidir. Basit bir refleks eylemi olarak geri çekilme, çoğunlukla akut yaralanma ağrısı ile ilişkilidir; omurga refleksleri nosiseptör aktivasyonu üzerine bu eylemleri ortaya çıkarır. Bununla birlikte, daha karmaşık davranışlar da nöral ağrı yollarıyla yakından ilişkilidir. Örneğin, gözlere karşı caydırıcı bir uyaran beklentisiyle ortaya çıkan kol hareketleri, refleks eylemlerinin daha üst düzey mekansal, duyusal ve zamansal bilgilerle bütünleştirilmesini gerektirir. [10] [11]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mekanizma</span></span></span><br />
(Yam MF, Loh YC, Tan CS, Khadijah Adam S, Abdul Manan N, Basir R. General Pathways of Pain Sensation and the Major Neurotransmitters Involved in Pain Regulation. Int J Mol Sci. 2018;19(8):2164. Published 2018 Jul 24. doi:10.3390/ijms19082164)<br />
<br />
Temel olarak, temel ağrı mekanizması üç basamaktır - zararlı uyaranların varlığında transdüksiyon, iletim ve modülasyon. Örneğin, transdüksiyon nosiseptif yol boyunca şu sırayı izleyerek gerçekleşir: (1) uyaran olayları kimyasal doku olaylarına dönüştürülür; (2) kimyasal doku ve sinaptik yarık olayları daha sonra nöronlarda elektriksel olaylara dönüştürülür; ve (3) nöronlardaki elektriksel olaylar, sinapslarda kimyasal olaylar olarak aktarılır. Transdüksiyonun tamamlanmasından sonraki mekanizma iletim olacaktır. Sinaptik yarıktaki nörotransmitterler, bir hücrenin sinaptik sonrası terminalinden diğerinin sinaptik terminaline bilgi iletirken, elektrik olaylarını nöronal yollar boyunca ileterek gerçekleşir. O esnada, modülasyon olayı, yukarı veya aşağı düzenleme ile primer afferent nöron, DH ve daha yüksek beyin merkezi boyunca nosiseptif yolların her seviyesinde gerçekleşir. Tüm bunlar bir sonuca yol açar ve ağrı yolu başlatılır ve tamamlanır, böylece uyaranın tetiklediği acı verici hissi hissetmemize izin verir. <br />
<br />
<img src="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6121522/bin/ijms-19-02164-g001.jpg" loading="lazy"  width="350" height="350" alt="[Resim: ijms-19-02164-g001.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nöronlar</span></span></span><br />
<br />
Nöronların, yukarıda CNS ve PNS'de tartışılan üç olaydan üretilen tüm nosiseptif bilgileri birleştiren, alan ve işleyen birincil bileşen olduğu bilinmektedir. Vücudumuzda bulunan üç tip nöron, duyusal nöronlar (afferent nöronlar), interneronlar (afferent ve efferent nöronlar arasındaki sinyalleri iletme fonksiyonları) ve motor nöronlardır (efferent nöronlar). Tüm nöronlar elektriksel olarak uyarılabilir ve aynı parça bölümlerinden oluşur: soma, akson (miyelinli veya miyelinsiz) ve dendritler. Nöronlar, kimyasal ve elektrik sinyallerinin sinaps adı verilen özel bağlantılar yoluyla iletildiği vücudumuzda karmaşık sinir ağları oluşturmak için birbirine bağlanır. Bir nörondan gönderilen sinaptik sinyaller, başka bir nöronun dendritleri ve soma (sinaptik iletim) tarafından alınır, ve bu sinyaller, sinyalin kendisinden kaynaklanan farmakolojik etkilerle tanımlanan doğası gereği inhibe edici veya uyarıcı olabilir. Sinyalleri dendritler veya soma yoluyla aldıktan sonra, sinyaller nöronlar içinde aksonlarla iletilir. Bu, nöron içinde üretilen, bir aksiyon potansiyeli olarak bilinen, somadan yayılan, sinapsları aktive etmek için aksonlar boyunca ilerleyen ve daha sonra sinyalleri kaynağından taşımak için bir yol olarak hareket eden diğer nöronlara gönderilen kısa darbelere yol açar. Özel nöronların iki ana sınıflandırması vardır: duyu nöronları ve motor nöronlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aksonlar</span></span></span><br />
<br />
Aksonlar, dendritlerden aksonal terminallere ve ayrıca bir nörondan diğerine tek taraflı bir yönde aksiyon potansiyellerini iletme işlevi gören bir nöronun ana bileşeni olan sinir lifleri olarak da bilinir. Aksonlar miyelinli veya miyelinsiz formda olabilir. Ranvier düğümü olarak bilinen bir aksonun miyelin kılıfının varlığı, salgılanan iletim (Ranvier'nin her bir düğümünde aksiyon potansiyeli üretimi) yoluyla miyelinli lif boyunca ilerledikçe impulsların yayılma hızını arttırır ve elektrik impulslarının iletim sırasında aksondan çıkmasını önlemek için izolatör görevi görür. Miyelinsiz lifler için, uyarılar miyelinli olanlara kıyasla çok daha yavaş bir hızda sürekli olarak hareket eder. Birincil afferent nöronlar için, Aδ-lifleri miyelinli iken C-lifleri miyelinsizdir. Efferent nöronlar için, preganglionik nöronların çoğu miyelinlidir. İletilen bir impulsun hızına, aksonun çapına ve bir aksonun işlevine bağlı olarak, duyusal (afferent) nöronlar üç ana gruba ayrılır - grup A, B ve C, motor (efferent) nöronlar Tip Ia  Ib, II, III ve IV olarak gruplandırılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A lifleri:</span> Miyelinli somatik sinir lifleri<br />
a) Kası innerve eden sinirler<br />
          afferent: Grup I-IV lifler<br />
          efferent: alfa motor nöron<br />
                          gamma motor nöron<br />
b) Kutanöz sinirler<br />
          afferent: alfa ve delta lifleri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B lifleri:</span> Miyelinli otonomik preganglionik sinir lifleri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C lifleri:</span> Miyelinsiz somatik ve otonomik sinir lifleri<br />
<br />
<br />
C lifleri esas olarak nosiseptiftir, duyusal bilgiyi taşır ve afferentlerin nosiseptif bilgilerinin yaklaşık% 70'ini birleştirir ve daha sonra omuriliğe girer. C-lifleri omuriliğin gri maddesindeki lamina I ve II'de sonlanır. Nosiseption açısından, C-fiber nosiseptörler termal, mekanik ve kimyasal uyaranlarla aktive edilen poliomodaldır. C-liflerinin aktivasyonu, cildin yanma hissi gibi zayıf lokalize uyaranlardan kaynaklanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aksiyon Potansiyeli</span></span></span><br />
<br />
Akson terminalindeki nörotransmitterlerin salınımı Ca2 + ' nın girişi üzerine tetiklenir ve daha sonra nosiseptif sinyaller bir hareket potansiyeli ile farklı nöronlar arasında taşınır ve gönderilir. Sinyallerin nöronlar aracılığıyla iletilmesine izin veren aksiyon potansiyelinin üretiminde benzersiz roller oynamak için iki ana potansiyel vardır. Bunlar nöronların dinlenme potansiyeli ve eşik potansiyeli olarak bilinir. Tipik bir nöronun aksonunda, dinlenme potansiyeli ve eşik potansiyeli sırasıyla yaklaşık −70 ve −55 mV'dir. Hücre dışında K + ' dan daha fazla biriken Na + vardır. Hücre içinde ve dolayısıyla hücrelerin dinlenme potansiyeli negatif olarak yüklenir. Bu iyonların nöronların lipit iki tabakalı zarı boyunca hareketi kesinlikle farklı iyon kanallarının aktivasyonuna bağlıdır. İyon kanallarının konformasyonu, etkinleştirilmek veya etkisiz hale getirilmek üzere değiştirilebilir, böylece spesifik iyonların akmasına veya akmasına izin verir.<br />
<br />
Nosiseptörler zararlı bir uyarıcı ile uyarıldıktan sonra, akson yükseltisinde, inhibe edici postsinaptik potansiyeller (IPSP) ve uyarıcı postsinaptik potansiyellerde (EPSP) iki tip potansiyel üretilir ve toplanır. Tetikleme eşiğine ulaşıldığında, aksiyon potansiyeli daha sonra akson boyunca nöronlar boyunca yayılır. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Testler</span></span></span><br />
<br />
<br />
Ağrının karmaşık, çok yönlü ve öznel doğası, klinik olarak ölçmeyi oldukça zorlaştırır. Son birkaç yılda, ağrı mekanizmaları ve ölçüm sonuçları üzerine araştırmalara yardımcı olmak amacıyla bir dizi onaylanmış önlem geliştirildi. Cerrahi prosedürlerin veya akut akıl hastalığının yönetimiyle ilgili akut ağrı için, ağrının yoğunluğunu değerlendirmek için görsel analog skala (VAS) ve sayısal derecelendirme skalası (NRS) sıklıkla kullanılır. Kronik ağrı için McGill Ağrı Anketi (MPQ) ve Kısa Ağrı Envanteri (BPI) gibi çok boyutlu araçlar geliştirilmiştir. [14] [15]<br />
<br />
Şu anda, yukarıda belirtildiği gibi araçlar esas olarak araştırma ortamında kullanılmaktadır, ancak yeni deneysel ağrı ölçümleri, örneğin nesnel bir ölçüm olarak nörogörüntüleme önerilmektedir. [17]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Klinik Olarak Sınıflama</span></span></span><br />
<br />
<br />
Bir hastanın ağrısının özellikleri patogeneziyle ilgili endikasyonlar sunar. Bu nedenle ağrı sınıflarının kısa bir açıklaması, bir semptom olarak ağrının yönetimine ve altta yatan durumun olası teşhisine yardımcı olmak için klinik olarak yararlıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Akut ağrı :</span></span></span> Lokal doku hasarı bölgesinde, nosiseptif dönüştürücülerin aktivasyonu bu ağrı türüne katkıda bulunur. Lokal yaralanma ortamı ayrıca nosiseptörlerin, merkezi bağlantıların ve otonom sinir sisteminin özelliklerini değiştirebilir. [1] [2] [3] [4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kronik ağrı : </span></span></span>Kalıcı ağrı sıklıkla kronik doku iltihaplanmasını veya periferik sinirlerin (nöropatik) özelliklerinin değiştirilmesini güçlendiren durumlarla (örn. Diabetes mellitus, artrit ve tümör büyümesi) ilişkilidir. Kronik ağrının inatçı doğası göz önüne alındığında, beklentiler, stres, duygular ve çevre gibi dış faktörlerin, ağrının yoğunluğunu ve kalıcılığını arttırmak için hasarlı doku ile özetleyici bir etki üretebileceğidir. [1-4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nosiseptif ağrı :</span></span></span> Nosisepsiyon, vücudumuzun duyusal sinir sistemlerinin gerçek veya potansiyel olarak zararlı uyaranlara verdiği tepkidir. Bu uyaranlar tarafından aktive edilen duyusal sonlar, esas olarak ağrı duyumlarının ilk aşamasından sorumlu olan nosiseptörler olarak bilinir. Temel olarak, Adelta ve C lifleri vücudumuzda sunulan zararlı uyaranlara cevap veren iki tip primer afferent nosiseptördür. Bu nosiseptörlerin her ikisi de deri, kas, eklem kapsülü, kemik ve bazı ana iç organlarda yaygın olarak bulunan özel serbest sinir uçlarına sahiptir. İşlevsel olarak, bize zarar verebilecek potansiyel olarak zararlı kimyasal, mekanik ve termal uyaranları tespit etmek için kullanılırlar.<br />
<br />
Başlıca nosiseptif ağrı, viseral somatik ağrı da dahil olmak üzere iki kategoriye ayrılabilir (ayrıca iki türe ayrılır: derin somatik ve yüzeysel ağrı). Hem A C- hem de C-lifleri çoğunlukla deri gibi yüzeysel organlarda bulunurken, kaslar ve eklemler gibi diğer derin somatik yapılar esas olarak C-lifleri ile tedarik edilir. AP lifleri termal veya mekanik uyaranlar altında aktive edilir ve kısa süreli iğneleyici bir ağrı hissi ile sonuçlanır. Bununla birlikte, C-liflerinin aktivasyonu termal, mekanik veya kimyasal uyaranlarla uyarılır ve bu da genellikle zayıf lokalizasyon ve donuk ağrı hissiyle sonuçlanır. Primer afferent nöronlardaki reseptörler için uyarıcı, duyarlılaştırıcı ve inhibitör yanıt olan üç ana rol vardır. Bu reseptörler uyarıldıktan ve ağrı eşiğine ulaştığında, ortaya çıkan uyarılar, afferent lifler boyunca DH (PNS) ve medulla'ya (kraniyal) doğru yayılır. Ayrıca sessiz nosiseptör olarak bilinen ilave bir nosiseptör vardır. Sessiz nosiseptörler vissera içinde bulunur ve bu afferent sinir liflerinin zararlı uyaranlara cevap vermeden terminal morfolojik uzmanlıkları yoktur, ancak sadece enflamatuar reaksiyonlar sırasında üretilen kimyasal aracılar tarafından duyarlı hale getirilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Somatik ağrı :</span></span></span> Bu ağrı şekli akut veya kronik olabilir ve kutanöz veya derin dokulardaki nosiseptörler tarafından aktive edilen ağrıdır. Kutanöz somatik ağrı durumunda, örneğin bir deri kesimi durumunda, keskin veya yanma olarak tanımlanır ve iyi lokalizedir. Eklemler, tendonlar ve kemikler gibi derin dokulardan kaynaklanan somatik ağrı durumunda, daha zonklama veya ağrıyan olarak tanımlanır ve daha az lokalize olur. [1] [2] [3] [4] [16]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İç organ ağrısı : </span></span></span>Bu ağrı, esas olarak iç organlardan ve derin somatik yapılardan (örneğin, gastrointestinal sistemden kaynaklanan ağrı) ortaya çıkar. Viseral ağrı belirgin bir şekilde lokalize değildir C lifleri tarafından derin yapılardan omuriliğe taşınır. [16]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nöropatik :</span></span></span> Bu kalıcı ağrı genellikle bu sinir liflerine verilen hasarın bir sonucudur, bu da spontan ateşlemeye veya iletim veya nörotransmitter özelliklerinde değişikliklere yol açar. [17] Nöropatik ağrı genellikle sinir hasarı veya sinir bozukluğu olarak tanımlanır ve sıklıkla allodini ile ilişkilidir. Allodini, reseptörlerin tekrarlayan ağrısız uyarılmasının bir sonucu olan merkezi bir ağrı duyarlılığıdır. Bahsedilen tekrarlayan uyarımdan gelen duyarlılaşma süreci nedeniyle normal koşullarda ağrısız olduğu düşünülen bir uyarandan ağrı tepkisini tetikler. Bu durum “patolojik” ağrı olarak tanımlanabilir, çünkü nöropatik ağrı aslında vücudumuz için savunma sistemi açısından hiçbir amaca hizmet etmez ve ağrı sürekli duyum veya epizodik olaylar şeklinde olabilir. Bu tür ağrının başlıca nedenleri, öncelikle diyabet, travma, toksinler, tümörler, birincil nörolojik hastalıklar ve herpes zoster enfeksiyonu gibi iltihap veya metabolik hastalıklardan kaynaklanabilir. Merkezi hassasiyet bu süreçte oldukça önemli bir rol oynar. Nöropatik ağrı, somatosensoriyel sinir sistemini etkileyen sinirin hasarından kaynaklanabilir ve PNS veya CNS bozuklukları tarafından oluşturulabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Allodini : </span></span></span>Tipik olarak zararsız bir uyarandan kaynaklanan ağrı allodini olarak adlandırılır. Mekanizma tam olarak anlaşılmasa da, potansiyel olarak 1) cildin duyarlılaşması,  2) çevresel nöronlarda hasara yol açan, dokunmaya duyarlı liflerin yeniden yönlendirilmesine ve omuriliğin normalde ağrı girdisi alan bölgelerinde<span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"> </span></span></span>sinaps oluşturmasına neden olan yapısal değişikliklere neden olduğu düşünülmektedir.  [3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hiperaljezi :</span></span></span> Zararlı uyaranlar abartılı bir ağrı yanıtı oluşturduğunda ortaya çıkar. [3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yansıyan ağrı :</span></span></span> Ağrılı uyaranın bulunduğu bölgeden başka bir yerde ağrı algısı olduğunda, yansıyan ağrı olarak bilinir. Belirtilen ağrının klasik örneği, miyokard enfarktüsünü takiben boynu, omuzları ve sırtını aşağı çeken ağrıyı içerir. Belirtilen ağrının arkasındaki gerçek mekanizmalar hakkında güncel bir fikir birliği yoktur. <br />
<br />
Literatürde bunun, sempatik lifleri omuriliğin dorsal kök gangliyonlarına kadar takip eden viseral duyusal ağrı liflerinden kaynaklandığı ve CNS'nin ağrıyı vissera yerine vücut duvarında bir yerden kaynaklandığı şeklinde yorumlamasına neden olduğu belirtilmektedir. [18]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kaynakça</span></span></span><br />
<br />
1.Raffaeli W, Arnaudo E. Pain as a disease: an overview. J Pain Res. 2017;10:2003-2008.<br />
2.Loeser JD, Melzack R. Pain: an overview. Lancet. 1999 May 08;353(9164):1607-9. <br />
3.Basbaum AI, Bautista DM, Scherrer G, Julius D. Cellular and molecular mechanisms of pain. Cell. 2009 Oct 16;139(2):267-84. <br />
4.Venkatachalam K, Montell C. TRP channels. Annu. Rev. Biochem. 2007;76:387-417.<br />
5.Besson JM. The neurobiology of pain. Lancet. 1999 May 08;353(9164):1610-5. <br />
6.Lee SJ, Ralston HJ, Drey EA, Partridge JC, Rosen MA. Fetal pain: a systematic multidisciplinary review of the evidence. JAMA. 2005 Aug 24;294(8):947-54. <br />
7.Glover V, Fisk NM. Fetal pain: implications for research and practice. Br J Obstet Gynaecol. 1999 Sep;106(9):881-6. <br />
8.Anand KJ, Hickey PR. Pain and its effects in the human neonate and fetus. N. Engl. J. Med. 1987 Nov 19;317(21):1321-9. <br />
9.Garland EL. Pain processing in the human nervous system: a selective review of nociceptive and biobehavioral pathways. Prim. Care. 2012 Sep;39(3):561-71. <br />
10.Morrison I, Perini I, Dunham J. Facets and mechanisms of adaptive pain behavior: predictive regulation and action. Front Hum Neurosci. 2013 Nov 28;7:755.<br />
11.Cooke DF, Graziano MS. Defensive movements evoked by air puff in monkeys. J. Neurophysiol. 2003 Nov;90(5):3317-29. <br />
12.Braz J, Solorzano C, Wang X, Basbaum AI. Transmitting pain and itch messages: a contemporary view of the spinal cord circuits that generate gate control. Neuron. 2014 May 07;82(3):522-36.<br />
13.Hansen GR, Streltzer J. The psychology of pain. Emerg. Med. Clin. North Am. 2005 May;23(2):339-48.<br />
14.Younger J, McCue R, Mackey S. Pain outcomes: a brief review of instruments and techniques. Curr Pain Headache Rep. 2009 Feb;13(1):39-43.<br />
15.Farrar JT, Berlin JA, Strom BL. Clinically important changes in acute pain outcome measures: a validation study. J Pain Symptom Manage. 2003 May;25(5):406-11.<br />
16.Sikandar S, Dickenson AH. Visceral pain: the ins and outs, the ups and downs. Curr Opin Support Palliat Care. 2012 Mar;6(1):17-26.<br />
17.Campbell JN, Meyer RA. Mechanisms of neuropathic pain. Neuron. 2006 Oct 05;52(1):77-92. <br />
18.Arendt-Nielsen L, Svensson P. Referred muscle pain: basic and clinical findings. Clin J Pain. 2001 Mar;17(1):11-9.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EGZERSİZİN SİSTEMLER ÜZERİNE ETKİLERİ]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-egzersizin-sistemler-uzerine-etkileri.html</link>
			<pubDate>Wed, 27 May 2020 17:43:14 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=282">Samira ULUS</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-egzersizin-sistemler-uzerine-etkileri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">EGZERSİZİN SİSTEMLER ÜZERİNE ETKİLERİ</span></span></span><br />
<br />
İnsan bedeni özel yetenekleri olan mükemmel bir varlıktır. Merkezi sinir sistemi yaşam dinamizmini kontrol eder. Kalp, yaşam boyu düzenli olarak vücuda kan pompalar. Sürekli egzersizlerle solunum sindirim, boşaltım ve iskelet kas sistemlerinin istenen düzeyde tutulması sağlanır. Uzun süre hareketsiz kalan insan bedeni hareket yeteneğini kaybeder ve sağlık problemleri doğurabilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">1.EGZERSİZİN KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNE ETKİSİ</span></span></span> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kalbin büyüklüğünün artması (hipertrofi)</span></span><br />
<br />
Aerobik egzersiz kalpte eksantrik hipertrofiye neden olur ve kalbin diyastol sonu volümü artar. Diyastol sonu volüm egzersiz sırasında periferik venöz dönüşün artmasından dolayı iken istirahatte kalp hızının azalması ve diyastolün uzaması ve diyastolik doluşun artmasıdır. Eksantrik hipertrofinin nedeni kalpteki kasılma liflerinin uzunluklarının artmasıdır. Artan diyastol sonu volüm atım volümünün artmasına neden olur.[7] Atım volümünün artmasına neden olan bir diğer etmen artan gerilimin neden olduğu kontraktilite artışıdır (Frank-Starling yasası).[8] Bununla birlikte istirahatte ve olağan şiddette egzersiz sırasında kalp debisi artmaz, çünkü kalp hızı aynı oranda azalarak kalp debisinin aynı kalmasını sağlar. Kalp hızının azalması, kalbin egzersiz sırasında daha ekonomik çalışmasını sağlar. Egzersize yanıt olarak gelişen eksantrik hipertrofi yalnızca sol ventrikülde değil sağ ventrikülde de gelişir.<br />
<br />
Egzersiz sırasında dolaşım sistemi, ihtiyaç duyulan kanı dokulara ulaştırır. Artmakta olan vücut ısısını sabit tutar. Düzenli antrenmanlar kalp dakika volümünü artırır. Nabızda az artma görülür. Nabız 60’ın altına iner. En düşük nabzın ise 30’a kadar indiği saptanmıştır. Yüklenmelerde nabzın normale dönüşü, sporla uğraşmayanlara oranla daha çabuk olur.<br />
<br />
Organizmaya, kan aktarılmasında kalbin görevi büyüktür. Valentin’e göre aktif sporcunun oksijen alış miktarı 4-5 litre, Astrand’a göre ise uzun mesafe kayakçılarında 5-8 litre arasındadır. Dayanıklılık sporlarında kalbin dakika- da pompaladığı kanın çokluğu ve dakika volümünün büyütülmesi kalbin iç hacminin geliştirilmesine bağlıdır. Bu olgu kuvvet çalışmaları ile elde edilir. Kalbin kuvvetlenmesi, kalp atım sayısını azaltır ve ekonomik bir çalışma içine girer. Çalışan bütün kaslara ulaştırılan kan dolaşımına, olumlu etkide bulunur .<br />
Kalp-dolaşım sistemi aracılığı ile yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo, kolestrol ve hareketsizlik gibi risk faktörlerini önler.<br />
Egzersiz yaparken kaslar daha fazla O2 alma ihtiyacı duyar ve kalp daha hızlı kan pompalar. Böylece dolaşım sistemine olumlu etki eder. Damarların gelişmesine olumlu etki eden egzersiz hareketleri kalbin kanı vücudun her tarafına daha kolay pompalamasına katkıda bulunur. Egzersiz sırasında gereken kaloriyi yakıp vücut yağlarını azaltır ve kan basıncına olumlu etki ederek kalp hastalıkları risklerini önler.<br />
Hareketsiz yaşantıda kalbin dakikada atım sayısı 70-72 civarındadır. Kalbin her atımında vücudumuza 70 santimetre küp kan pompalanır. İnsan kalbinin, dinlenirken yaptığı kan pompalama kapasitesi dakikada 5 litredir. Saatte dört kilometre hızla yürüyen bir kişide her dakikada 8 litre kan dolaşımı sağlanır. Saatte 20 kilometre hızla koşabilen iyi bir atletin kalbi ise dakikada 30-36 litre kan dolaşımı sağlamaktadır. <br />
Astrand ve arkadaşları yaptıkları araştırmalarda; egzersiz yaparken kalbi besleyen ve beyne kan götüren damarlarda dolaşım durumlarını incelemiş ve egzersizlerin kalbe ve beyne daha fazla kan gitmesini sağladığını bulmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff851b;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KVS nin Egzersize Cevap Verme Yolları</span></span><br />
<br />
Egzersiz ile KVS de iki ana değişiklik oluşur:<br />
1. Kardiyak output artışı <br />
2. Kan akımının, kan dağılımının yeniden düzenlenmesi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kardiyak output</span><br />
• 1 dakikada kalpten pompalanan kan miktarı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KO etki eden faktörler ?</span><br />
• Kalp atım hızı • Atım hacmi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">KAH Artışına Egzersizin Etkisi</span></span><br />
<br />
• Egzersiz başlangıcından hemen önce veya egzersiz başlar başlamaz sempatik nöro-hümoral etkiyle KAH istirahat düzeyinin üzerine çıkar. • Bu emosyenel KAH artışına egzersize bağlı artış takip eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düşük şiddetlerde ve sabit yüklerde yapılan egzersizler esnasında nabız(KAH) artışı</span><br />
• Nabız birkaç dakika içinde bir düzeye ulaşır (dengeli düzey) ve orada kalır.  <br />
• İş yükü arttıkça nabız da ona paralel olarak artmaya devam eder ve yeni bir dengeli düzeye ulaşır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yüksek şiddetteki egzersizlerde nabız artışı </span><br />
• Nabızın kararlı düzeye ulaşması zaman alır. <br />
• Maksimal egzersizde kararlı düzeye ulaşılamaz, nabız sürekli artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAH artışına egzersiz tipinin etkisi ?</span><br />
• Sürat koşularında en fazla<br />
• Halter ve fırlatma sporlarında en az<br />
• Dayanıklılık sporlarında ise ikisinin arasında artışlar gözlenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersizde kan basıncı ? Kan basıncında meydana gelen değişiklikler: </span><br />
• Antrenman sonucunda aynı iş yükündeki kan basıncı antrenman öncesine oranla daha düşüktür.  <br />
• Bunun yanı sıra, sınırda veya orta derecede hipertansiyonu (yüksek kan basıncı) olan kişilerde de antrenmanla istirahat diastolik ve sistolik kan basıncında önemli düşmeler görülmüştür.( Sistolik 10 mmHg – Diyastolik 8 mmHg)<br />
• Dirençli egzersizler ağır yükler kaldırılırken sistolik ve diyastolik basınçlarda büyük artışlara yol açabilirken, bu yüklerle sürekli çalışma dinlenim kan basıncında yükselmelere yol açmaz. <br />
• Hipertansiyon haltercilerde ve güç, kuvvet sporu yapanlarda yaygın değildir. <br />
• Kardiyovasküler sistem dirençli çalışmaya dinlenim kan basıncını düşürerek yanıt verir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sistolik kan basıncı: </span>Arteryal kan basıncını belirleyen ana etmenler kalp debisi ve total periferik dirençtir. Egzersiz sırasında, özellikle aerobik egzersiz sırasında periferik direnç azalır. Periferik direncin azalmasından beta reseptörlerin uyarılmasına bağlı vazodilatasyon ve prekapiller sifinkterlerin açılması sorumludur.  <br />
Özellikle aerobik egzersiz sırasında periferik direnç azalmasına karşın sistolik kan basıncında artış olur. Artışın nedeni atım volümündeki artmadır. Atım volümünün plato yapmasıyla sistolik kan basıncı da plato yapar.Egzersiz sırasında sistolik kan basıncının 220 mmHg’yı geçmemesi beklenir. Bu değerlerin üzerine çıktığında egzersiz sonlandırılmalıdır.  <br />
Statik egzersizler sırasında da sistolik kan basıncı yükselir ancak mekanizması aerobik egzersizden farklıdır. Bu tip egzersizlerde sistolik kan basıncı ve atım volümü artışından çok periferik direnç artışı sorumludur. Direnç egzersizleri sırasında ise değişmez ya da bir miktar azalabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diyastolik kan basıncı:</span> Aerobik egzersiz sırasında periferik direncin azalmasıyla bir miktar azalabilir ya da sabit kalabilir. Statik egzersizlerde ise artış olur. Direnç egzersizlerinde değişmez, bir miktar artabilir, ya da azalabilir.  <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ortalama arter basıncı:</span> Ortalama arter basıncı sistolik ve diyastolik kan basınçlarından hesaplandığı için değişimler bu iki parametredeki değişimlerle ilişkilidir. Her egzersiz tipinde ortalama kan basıncı artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kan akımı, kan volümü ve kapillarizasyon</span></span><br />
<br />
• Kapiller yoğunluk, bir iskelet kası lifini saran kılcal damarların (kapiller) sayısını gösterir. <br />
• Koşma, yüzme veya bisiklet gibi yarışlara hazırlık için yapılan uzun süreli dayanıklılık antrenmanları bir miktar kas hipertrofisine ve çoğunlukla da kapiller yoğunlukta artışa neden olurlar. <br />
• Dayanıklılık antrenmanı yapan bireylerin, antrenmansız bireylere göre bacak kaslarındaki kılcal damar oranının % 5-10 oranında daha fazla olduğu belirtilmektedir.  <br />
• Uzun süre dayanıklılık antrenmanı yapan bireylerin vücutlarındaki kılcal damar sayısının % 15 kadar artabileceği gösterilmiştir.  • Sporcularda her bir lifi çevreleyen kılcal damar sayısı 5.9 iken, spor yapmayanlarda bu sayı 4.4'tür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Akut Değişiklikler </span></span><br />
<br />
Egzersizin başlamasıyla birlikte vücutta şu değişiklikler olur: <br />
<br />
1. Egzersizin başında, hatta daha başlamadan hemen önce,  adrenalin ve noradrenalin salgısı artar.  <br />
2. Vagal aktivite azalır.<br />
3. Oksijen kullanımı artar. <br />
4. Karbondioksit üretimi artar. <br />
5. Egzersizin ilerleyen dönemlerinde, yani anaerobik evrede, laktat birikimi olur. <br />
6. Kan pH’sı artar. <br />
7. Vücuttaki enerji depoları, özellikle, glikojen depoları hızla azalır.<br />
8. Reaktif oksijen radikalleri artar.  <br />
<br />
Bu değişiklikler sonucunda:<br />
(1) aktif kaslarda metabolik gereksinim artar ve bunu karşılamak için daha fazla kan akımına ihtiyaç duyarlar,<br />
(2) kasların enerji kullanmasıyla ısı ortaya çıkar ve vücut bu ısıyı dışarıya atmak zorundadır.<br />
(3) beyin ve kalbe kan akımı artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Oksijen Tüketimi </span></span><br />
<br />
Egzersizin vücut üzerindeki birincil etkisi oksijen ihtiyacını artırmasıdır. Artan oksijen ihtiyacı asıl olarak kalp debisindeki artışla karşılanır. O nedenle kalp debisindeki değişikliklerle oksijen tüketimindeki değişiklikler özellikle aerobik egzersiz boyunca benzer seyreder. Bununla birlikte, oksijen tüketimini kolaylaştıran başka değişiklikler de olur; bunların başında hemoglobinin dokularda oksijene olan afinitesinde azalma gelir. Hemoglobinin oksijen içeriğinde azalma arteriyovenöz oksijen farkında azalmaya neden olur; öyle ki normalde 100 ml’de 5 ml iken egzersizle birlikte 15-16 ml’ye kadar çıkar. Aerobik eşik aşılıp, anaerobik solunumun başladığı egzersiz düzeyinde oksijen kullanımının toplam enerji üretimindeki payı azalır. Bu nedenle kalp debisi ile oksijen tüketim eğrilerinde ayrılma başlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kronik Değişiklikler </span></span><br />
<br />
Egzersize akut olarak gelişen değişiklikler uzun dönemde kalp ve damar sistemine yük oluşturmaya başlar. Günler, haftalar ya da aylar süren düzenli egzersiz sırasında bu yükü taşımak kalp ve damarlar için zorlaşır. Bu yükü azaltmak ve patolojik değişikliklerin önüne geçmek için kalpte ve damarlarda çeşitli adaptif değişiklikler olur. Oluşan adaptif değişikliklerin altında egzersizin neden olduğu moleküler değişiklikler yatar. Bu değişikliklerden bazıları aşağıda sunulmuştur.<br />
<br />
1. Egzersiz sırasında salınan noradrenalin/adrenalin oranı azalır. <br />
2. Antioksidan seviyesinde artma <br />
3. Proinflamatuar adipokinlerde azalma <br />
4. Isı-şok proteini (Heat-shock-protein) ekspresyonunda artma <br />
5. Endoplazmik retikulum stres proteinlerinde artma<br />
6. Mitokondrial adaptasyon <br />
7. Sarkolemmal KATP kanallarının aktivasyonunda artma<br />
8. Mitokondrial KATP kanallarının aktivasyonunda artma <br />
9. Siklooksijenaz II ve uyarılabilir nitrik oksit sentetaz aktivasyonu <br />
10. Vaskuler endotelyal nitrik oksit sentetaz aktivasyonu <br />
11. Süperoksit dismutaz ekspresyonunda artış<br />
12. Endotelin-I konsantrasyonunda azalma <br />
13. Endotelyal progenitor hücre mobilizasyonunda artma <br />
14. C-reaktif proteinde kısa dönemde artma, uzun dönemde azalma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstirahat kalp hızı:</span> Düzenli egzersiz istirhat kalp hızını azaltır. Muhtemel nedeni atım volümünün artmasıdır. Öte yandan maksimal kalp hızı yani egzersizle ulaşılan maksimum kalp hızı değişmez.  <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalp debisi:</span> İstirahatte kalp debisi değişmez ancak maksimal egzersiz sırasındaki kalp debisi artar. Bunun nedeni atım volümü arttığı halde maksimal kalp hızının aynı kalmasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalpte kapiller damar yapısının artışı:</span> Düzenli egzersiz kalpteki kılcal damarların sayısını artırır. Bunun sonucu koroner kanlanma artar, iskemiye direnç artar.  <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kolesterol:</span> Düzenli egzersiz LDL-kolesterolü azaltırken, HDL-kolesterolü artırır. Bu değişim ateroskleroz gelişimindeki azalmayı kısmen açıklar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kan:</span> Egzersizle birlikte kan volümü ve hemoglobin miktarı artar. Hemoglobin miktarı artarken plazma volümündeki artış nedeniyle Hemoglobin konsantrasyonu değişmez hatta bir miktar azalabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">2.EGZERSİZİN HORMONLAR ÜZERİNE ETKİLERİ</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Antidiüretik hormon (ADH)</span></span><br />
<br />
• Antidiüretik: idrar atılımını azaltan<br />
• ADH diğer adıyla vazopressinin ana görevi vücut sıvı dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunmaktır.<br />
• ADH nın hedef organı böbreklerdir.<br />
• Böbreklerden su geri emilimini artırarak, idrar yoluyla su atılımını azaltır.<br />
• Dehidrasyon ve koma gibi kan sıvı miktarının azaldığı durumlarda ADH salgısı artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersiz-ADH ilişkisi;</span><br />
<br />
–plazma volümünün düşmesi, <br />
–ozmolaritenin artması ve <br />
–sempatik sistem aktivitesinin artması hipofiz bezinden ADH salgısını arttırır.<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">–</span></span></span>Özellikle egzersiz şiddeti % 60 VO2 max. Üzerine çıktığında ADH salgısı da artmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Büyüme Hormonu(BH)</span></span><br />
<br />
• Ön hipofizden salgılanan BH dokuların protein sentezlemesinde rol alan ana faktördür. <br />
• BH direkt olarak yada indirekt olarak karaciğerden somatomedinler adı verilen faktörlerin salgısını arttırmak suretiyle etkisini gösterir. <br />
• Ayrıca BH yağ ve karbonhidrat metabolizmasında da etkilidir. <br />
• BH kortizolün etkilerini destekler; <br />
– dokular tarafından glikoz alımını azaltır, <br />
– yağ asidi mobilizasyonunu arttırır ve <br />
– karaciğerde glukoneogenezisi yani glikojen yapımını hızlandırır. <br />
• Net etkisi plazma glikoz konsantrasyonlarını sabit tutmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersiz-BH İlişkisi</span><br />
<br />
• Egzersiz ile BH nun kandaki düzeyleri artar ve egzersiz şiddeti arttıkça artış da daha belirgin olur. <br />
• Maksimal bir egzersiz çalışmasında dinlenim değerinin 25 katı kadar artabilir. <br />
• BH egzersizde hemen artmaz, dereceli olarak artar. <br />
• Egzersize BH cevabı bireyin fitnes sdüzeyiyle de yakından ilişkilidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Adrenokortikotropik hormon (ACTH)</span></span><br />
<br />
• ACTH böbrek üstü bezinden glukokortikoidler olarak adlandırılan steroid yapılı hormonların üretimini ve salgısını artırır.<br />
• ACTH salgısı hipotalamustan salgılanan kortikotropin salgılatıcı hormon tarafından düzenlenir.<br />
• Stres, isülin, ADH ve diğer hormonlar kortikotropin salgılatıcı hormon salgısını feedback mekanizmalar ile etkileyerek ACTH salgısını artırırlar.<br />
• Yağ dokudan yağ asidi mobilizasyonunu artırır,<br />
• Glikoneogenezi artırır<br />
• Protein katabolizmasını uyarır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersiz-ACTH ilişkisi</span><br />
• ACTH düzeyleri egzersiz şiddeti aerobik kapasitenin % 25 ini geçerse egzersizin süresi ve şiddeti ile orantılı olarak artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Katekolaminler: Epinefrin ve Norepinefrin Etkileri</span></span><br />
<br />
• Bu etkileri kısaca sıralayacak olursak: <br />
– sempatik sistemin uyarılması salgı bezlerinin kan damarlarını daraltarak sekresyon hızını azaltır, <br />
– ter bezlerinin yoğun ter salgılamasına neden olur, <br />
– gastrointestinal sistem fonksiyonlarını azaltarak besinlerin kanal boyunca ilerlemesini yavaşlatır, <br />
– kalbin kasılma gücünü, frekansını ve ileti hızını arttırır, <br />
– karın içi organların, derinin, salgı bezlerinin arteriyollerinde daralma,<br />
– iskelet kası, karaciğer arteriyollerinde ve akciğer bronşlarında genişlemeye neden olur.<br />
• Ayrıca E ve NE;<br />
– karaciğerden glikoz, <br />
– yağ dokusundan da serbest yağ asidi mobilizasyonunu da artırır. <br />
• E karaciğerden glikoz mobilizasyonunda rol alan ana katekolamin dir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersizin etkisi</span><br />
<br />
• Plazma E ve NE egzersizin süresiyle lineer olarak artar. <br />
• Bu artışlar egzersize kardiyovasküler sistemdeki ayarlamaları yapmanın yanında yakıt mabilizasyonundaki ayarlamalara da yardım eder. <br />
• Plazma katekolamin konsantrasyonlarındaki artışlar egzersiz süre ve şiddetiyle yakından ilişkilidir, süre ve şiddet arttıkça salgıda artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzenli egzersizin etkisi</span><br />
<br />
• Uzun süreli düzenli egzersiz çalışması belirli bir iş yüküne verilen katekolamin cevabını lineer bir şekilde azaltır. <br />
• Egzersiz çalışması maksimal bir egzersize plazma katekolamin cevabının antrene bireylerde sedanterlerden daha yüksek olmasına neden olur.<br />
• Katekolamin salgılama kapasitesinin düzenli egzersiz ile artması kardiyovasküler ve metabolik sistem fonksiyonlarını artırarak egzersiz performansının artışına yardım eder. <br />
• Diğer yandan düzenli egzersiz eğitimi ile aynı iş yüküne verilen katekolamin cevabının azalması dinlenim halinde ve normal günlük yaşam aktivitelerinde kardiyovasküler ve metabolik sistemlere binen stresi ve beraberinde de genel stresi azaltarak olumlu etkiler sergiler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kortizol ve ACTH</span></span><br />
<br />
• Böbreküstü bezi korteksinden salgılanan kortizol uzun süreli açlıkta    ve uzun süreli egzersizde çeşitli mekanizmalar ile kan glikozunun sabit düzeylerde tutulmasına katkıda bulunur.<br />
• Egzersiz kortizol salgısını etkiler. <br />
• Kortizol salgısı egzersiz şiddetiyle yakından ilişkilidir. <br />
• % 60 VO2 maksimumun altındaki şiddetlerde yapılan egzersizlerde plazma kortizol düzeyleri düşerken bu şiddetin üzerindeki egzersizlerde ve sonrasında artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. EGZERSİZİN KAS ÜZERİNE ETKİSİ: </span></span></span><br />
<br />
<br />
Sistemli yapıldığında spor egzersizleri elbetteki kaslar üzerinde etkilidir. Roux’a göre kaslar, yapılan egzersizlerle üç şekilde gelişim gösterir <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">3.1.  Kas Kuvvetinin Geliştirilmesi </span></span><br />
<br />
<br />
Kas kuvvetinin gelişimi, kas kesitinin kalınlığına bağlıdır. Reizma, iskelet ve kalp kasları üzerine yaptığı çalışmada; kas lifi kalınlığı 20-50 mikrondan kalın olursa kas lifi sayısında çoğalma olabileceğini saptamıştır.<br />
<br />
Kas lifleri; Tip I, yavaş kasılan lifler, bu tipe sahip olan sporcular, dayanıklılık sporlarında başarılıdır. Tip II, çabuk kasılan liflere sahip olan sporcular ise sürat ve kuvvete dayanan spor dallarında başarılıdırlar. Spor egzersizleri sonucunda yapılan çalışma özelliğine göre kas liflerinde bir gelişme görülür.<br />
<br />
Müller ve Hettinger; dinamik olarak yapılan tüm beden alıştırmalarında, %75-90 arası yüklenmelerin, kas kuvvetini geliştirdiğini söylemektedirler. Rarik’e göre ise %80 yüklenmelerle yapılan çalışmalar kas kuvvet gelişimini artırır. Bir kasın çapı, yüksek gerilimde uyarılar verilmesiyle büyür. Enerji depolarının büyümesi ve kılcal damarlarının genişlemesi kas dayanıklılık yeteneğini sağlar. Çabukluk sağlayan uyaranlarla, kasın kasılma hızı yükselebilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">3.2. Süratin Gelişimi </span></span><br />
<br />
<br />
Kas kuvvetinin geliştirilmesiyle sürat ve çabuk kuvvet kazanılmış olur. Süratin gelişimi sinir sistemine bağlıdır. Bu gelişmede kaslar kısa süreli fakat aşırı kasılmalar şeklinde çalışır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">3.3. Dayanıklılığın Gelişimi </span></span><br />
<br />
<br />
Kasın yorulması oksijen alımına bağlıdır. Kan akımındaki ve miyoglobin yoğunluğundaki değişiklikler antrenmanın dayanıklılığa olan önemli etkileridir. Antrenman kas liflerindeki mitokondrialara oksijen taşıma yanında, oksijen kullanan metabolizma organının kapasitesini de artırır. Spor çalışmalarının amacı; insan bedenin aerobik kapasitesini yükselterek dayanıklılık kazanmak ve bunu yaşam boyu korumaya çalışmaktır.<br />
<br />
Dinamik kas çalışmasında; kan dolaşımı gelişir. Statik kas çalışmasında ise kan dolaşımında artış yerini basıncı artırır. Lind’e göre %70 güç ile yapılan kasılmalarda; kan dolaşımında artan basınç böylece statik kas çalışmaları, dinamik kas çalışmalarından daha hızlı yorgunluk oluşturur. Krogh’a göre; çalışma anında kılcal damar volümü sakin durumdakine oranla 240 defa daha büyüktür. Kasların oksijen elde edebilme özelliği kılcal damarların artması damar yüzeyinin büyüklüğü ile geliştirilir. Bol oksijen alınmasıyla da, dayanıklılık özelliği geliştirilmiş olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aerobik Egzersizin Yararları: </span><br />
<br />
Kişide zihin açıklığın oluşturur. Ruhsal durumu ve enerji seviyesini geliştirip insanın stresten uzaklaşmasına katkıda bulunur. <br />
<br />
Romatizmal hastalıkları geciktirir. Kemik ve kaslarda olumlu etkisi ile yaşlanmaya karşı bedeni daha güçlü tutar. Kan basıncını düşürür ve vücutta oluşan toksinlerin dışarı atılmasına yardımcı olur .<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. EGZERSİZİN  SOLUNUM SİSTEMİ  ÜZERİNE ETKİSİ </span></span></span><br />
<br />
<br />
Solunumla organizmaya O2 alınıp, karbondioksit verilir. Dokuların O2 ihtiyacı arttıkça buna paralel olarak solunum sistemiyle organizmaya alınan O2 miktarı da artar. Normal durumda kişi bir dakikada 1218 kez soluk alır. Her soluk alışta 500 ml. hava  alınmış olur. Normal koşullarda akciğere alınıp çıkarılan hava solunum volümüdür. Dinlenmede olan bir kişide dakika solunum volümü 5-7 lt.dir. Bu durum, submaksimal egzersiz sırasında 120 lt.iken, maksimal çalışmalarda ve Nöcker’e göre değer 140 lt. dolayların- dadır. Alınan hava akciğerlerde alveollere gelir. Etrafı sık kılcal damarlarla çevirili olan 7-8 yüz milyon alveol vardır. Hepsinin toplam yüzeyi 100-150 m2 dir. Alveoller ile kılcal damarlar arasında gaz alışverişi oluşur. <br />
<br />
<br />
Akciğerlere alınan havanın alveollerde %14-15 oksijen % 4,9 – 6,9 karbondioksit vardır. Oksijen ve karbondioksit değişikliği bir basınç farklılığı oluşturur. Alveollerde oksijen basıncı fazla olursa soluk alma sayısı artar. Yüksek rakıma çıktıkça basınç azalacağından, oksijen miktarı da düşer. Akciğerlerde oluşan karbondioksit basıncının artışı derin nefes alarak giderilmeye çalışılır. Böylece %33’lük artık hava oranı %20’ye iner. Bu durum alveolerdeki oksijen basıncını artırır. <br />
<br />
Çalışma anında, aşırı nefes alıp verme halinde solunumu sağlayan kaslar oksijeni daha çok kullanırlar. Dayanıklılık çalışmaları solunum işlerliğini geliştirir. Gelişen solunum sistemiyle istenen oksijeni sağlamak için daha az solumak yeterli olmaktadır. Azalan soluk sıklığı daha çok oksijenin kana geçmesine ortam hazırlamaktadır.<br />
<br />
Dayanıklılık çalışmalarıyla akciğerlerde soluk alma volümünün artışı ve yüklenme durumunda soluk alıp vermede ekonomik ortam elde edilir. Yorgunluk geciktirilip, günlük yaşamda verim artar. Daha çabuk dinlenme oluşturulur. Psikolojik olarak kendine güveni, hoş görüyü ve stresten kurtulma duygularını geliştirir.<br />
<br />
%75-90 arası yüklenmeler kas kuvvetini geliştirir. Bir kasın çapı, yüksek gerilimde uyarılar verilmesiyle büyür. Enerji depolarının büyümesi ve kılcal damarların genişlemesi kas dayanıklılığını sağlar. Çabukluk sağlayan uyarılarla kasın kasılma hızı yükseltilir. Egzersiz; kalp ve dolaşım sistemini de etkiler. Egzersiz sırasında ihtiyaç duyulan kanı dokulara ulaştırır. Kaslar daha fazla oksijen alma ihtiyacı duyar ve kalp daha hızlı kan pompalar. Böylece dolaşım sistemi daha düzenli çalışır. Egzersizin solunum sistemine olumlu etkisiyle akciğerlerde soluk alma volümü artar. Yüklenme durumunda soluk alıp vermede ekonomik ortam elde edilir. Çalışma sırasında ihtiyaç duyulan O2 alınıp verim artırılır. <br />
<br />
Egzersiz; yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo, kolestrol ve hareketsizlik gibi risk faktörlerini önler. Zihin açıklığı ve ruhsal dengeyi korur, enerji seviyesini geliştirir. Stresi, kalp hastalıklarını, kanseri önler. Kemik ve kas sağlığını destekler. Kan basıncını düşürür ve vücutta oluşan  toksinlerin dışarı atılmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Egzersiz Sırasında Ventilasyon </span></span><br />
<br />
• Fiziksel aktivitenin başlamasıyla birlikte solunumda iki aşamalı artış: <br />
– Solunumda ani oluşan hissedilebilir artışı, solunum derinliği ve frekansında oluşan daha dereceli bir artış izler <br />
– Egzersiz başlarken, herhangi bir kimyasal uyarı oluşmadan önce, serebral motor korteks daha aktif hale gelir ve sinirsel uyarılar solunumdaki artıştan sorumlu olan solunum merkezine iletilir <br />
• Egzersizin psikolojik etkisi • Çalışan kaslardan ve eklemden gelen proprioseptif girdiler yapılan hareket hakkında ek bilgi sağlar.<br />
• Solunumdaki artışın ikinci aşaması – Arteryal kanın ısısı ve kimyasal yapısında meydana gelen değişiklikler sonucu oluşur <br />
• Egzersizin süresi arttıkça ısı, CO2 ve H+ de artar <br />
• Bunlar da kaslardaki O2 kullanımını ve a-v O2 farkının artmasına neden olur <br />
• Kemoreseptörler ve solunum merkezi uyarılır – Solunum frekansı ve derinliği artar.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kan şekerinin düzenlenmesinde egzersizin etkileri</span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Akut etkiler</span></span><br />
<br />
<br />
Dinlenim ve egzersiz sırasında , kan şekerinin normal düzeyde tutulması, sempatik sinir sistemi ile endokrin sisteminin koordinasyonuna ve entegrasyonuna bağlıdır. Egzersiz sırasında kasılan kasın enerji gereksinmesini karşılamak için, kandan, iskelet kasına glikoz girişi artarken, glikojenoliz ve glikoneojenez ile sağlanan glikoz, karaciğerden kana verilir. Diyabetik hastada, egzersiz sırasında glikoz ve yağ asitleri enerji sağlamak için kullanılırken, kan şekeri de dengelenmiş olur.<br />
<br />
Dinlenim halinde enerji kaynağı olarak çoğunlukla yağ asitleri tercih edilirken, fiziksel aktiviteye başlayınca enerji kaynağı, glikoz ve glikojen tarafına kayar. Egzersiz yoğunluğu ve şiddeti arttıkça, daha büyük oranda glikoz kullanılır. Dinlenme ve postprandiyal dönemde ise kasa glikoz alımı, insüline bağımlıdır ve öncelikli hedef, egzersiz sırasında boşalan kas glikojen depolarını doldurmaktır.<br />
<br />
İskelet kasına glikoz taşınması, glikoz taşıyıcı proteinleri ile özellikle GLUT 4 ile sağlanır. Kas kasılması, hem insülin aracılığıyla hem de insülinden bağımsız olarak hücre zarına GLUT 4 taşınmasını sağladığından, egzersiz sırasında hücreye glikoz girişi artar. Akut egzersiz, insülinle uyarılan mikrovasküler perfüzyonu koordine bir şekilde çoğaltarak kasın insulin duyarlılığını artırır. İnsülin, hücre zarına GLUT 4 taşınmasını, kompleks hücre içi sinyalizasyon kaskadı aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu nedenle egzersiz, bir yandan insülinin reseptöre ilgisini artırıp, öte yandan hücre içi insülin sinyalizasyonunu aktive ederek kan şekerini düşürücü etkisini gösterir. Öte yandan kas kasılması, insülinden bağımsız olarak 5- AMP ' nin aktive ettiği protein kinazlar(AMPK) aracılığıyla hücre zarına daha fazla GLUT 4 taşınmasını sağlar. Bu etkilerin hem aerobik hem de anaerobik egzersizde ortaya çıktığı, yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff851b;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kronik etkiler</span></span><br />
<br />
<br />
Diyabetin önlenmesi ve yönetimi için reçete edilen aerobik egzersize başlandıktan 1 hafta sonra, Tip 2 DM' li kişilerde tüm vücut insülin duyarlılığının arttığı gösterilmiştir. Düzenli antrenmanların, glikoz metabolizması ve insülin sinyalizasyonuna katılan proteinleri aktive ederek, iskelet kaslarının insüline yanıtını artırdığı, yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Tip 2 diyabetik hastalarda , insülin aracılığıyla gerçekleşen glikoz taşınımı bozulduğu için, düzenli egzersizin, insülinden bağımsız olarak hücreye glikoz girişini sağlaması, kan şekeri düzenlenmesi açısından çok önemlidir. Ayrıca diyabetik hastalarda düzenli antrenmanlarla  kasların lipid depolama ve yağ oksidasyon kapasitesinin de arttığı; bunun yanı sıra , diyabetik hastalarda direnç egzersizlerinin kan şekerini düşürdüğü ve insülin etkinliğinin arttırdığı gösterilmiştir. Randomize kontrollü bir çalışmada , 16 hafta süreyle haftada 2 kez gittikçe artan şiddette direnç egzersizlerinin sonra, insülin etkinliğinin %46,3 arttığı ve açlık kan şekerinin %7,2 düştüğü ve visseral yağlanmanın azaldığı saptanmıştır. Ayrıca düzenli egzersizin Tıp 2 diyabetik kişilerde mitokondriyal fonksiyonu iyileştirdiği ve metabolik esnekliği artırdığı da gösterilmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Egzersizin Kilo Kontrolü Üzerine Etkileri </span></span></span><br />
<br />
Metabolizma üzerine birçok düzenleyici etkisi olan iskelet kaslarını düzenli çalıştıran bir egzersiz programının , obezite ve beraberinde getirdiği kardio-metabolik hastalıklara önemli klinik etkisi vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzenli aerobik egzersiz sonucu;</span><br />
<br />
-İstirahat metabolik hızı artar, serbest yağ asitleri daha iyi kullanılır . Bu durumda kilo ve yağ kaybı sağlanırken, yağsız doku korunmaktadır.<br />
-Kasa oksijen transfer eden sistem daha etkin duruma geçer.<br />
-Karbonhidrat rezervlerinin yerine, yağ depoları daha iyi kullanılır.<br />
-Uzun süreli mekanik iş , yağ dokusunun azalmasını sağlar.<br />
-Abdominal yağ dokusu azalır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Egzersizin Ağrı Üzerine Etkileri</span></span></span><br />
<br />
<br />
Ağrı kesici ilaçlar gibi faaliyette bulunan endorfinler sinir sistemine sinyaller göndermek üzere beyin tarafından üretilen kimyasallardır. Ağrıyı kesmenin yanı sıra, endorfinler hastalıkla mücadele etme kapasitesini artırır ve doğal sakinleştirici olarak görev yaparlar. Ayrıca uzun süreli egzersizde endorfinlerin akışının arttığı bilinmektedir böylece kişilerin kendilerini iyi hissetmelerini sağladığı ve kronik hastalığa bağlı depresyonu önlediği gösterilmiştir.<br />
<br />
β-Endorfinin kökeni Preopiomelanokortin (POMC) adlı bir öncül moleküldür. POMC, hipotalamus, hipofizin ön ve ara lopları, beynin diğer bazı bölgeleri ve mide-bağırsak sistemi, testis, akciğer, karaciğer, böbrek, dalak, plasenta, ovaryumlar, testisler  adrenal medulla ve immun sistemi hücrelerinde sentezlenmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kaynakça</span></span></span><br />
<br />
• <a href="https://sbu.saglik.gov.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sbu.saglik.gov.tr</a><br />
<br />
• aydindenge.com.tr<br />
<br />
• researchgate.net<br />
<br />
• yunus.hacettepe.edu.tr<br />
<br />
• <a href="https://acikders.ankara.edu.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://acikders.ankara.edu.tr</a><br />
<br />
• <a href="https://www.journalagent.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.journalagent.com</a><br />
<br />
• kefad.ahievran.edu.tr]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">EGZERSİZİN SİSTEMLER ÜZERİNE ETKİLERİ</span></span></span><br />
<br />
İnsan bedeni özel yetenekleri olan mükemmel bir varlıktır. Merkezi sinir sistemi yaşam dinamizmini kontrol eder. Kalp, yaşam boyu düzenli olarak vücuda kan pompalar. Sürekli egzersizlerle solunum sindirim, boşaltım ve iskelet kas sistemlerinin istenen düzeyde tutulması sağlanır. Uzun süre hareketsiz kalan insan bedeni hareket yeteneğini kaybeder ve sağlık problemleri doğurabilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">1.EGZERSİZİN KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNE ETKİSİ</span></span></span> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kalbin büyüklüğünün artması (hipertrofi)</span></span><br />
<br />
Aerobik egzersiz kalpte eksantrik hipertrofiye neden olur ve kalbin diyastol sonu volümü artar. Diyastol sonu volüm egzersiz sırasında periferik venöz dönüşün artmasından dolayı iken istirahatte kalp hızının azalması ve diyastolün uzaması ve diyastolik doluşun artmasıdır. Eksantrik hipertrofinin nedeni kalpteki kasılma liflerinin uzunluklarının artmasıdır. Artan diyastol sonu volüm atım volümünün artmasına neden olur.[7] Atım volümünün artmasına neden olan bir diğer etmen artan gerilimin neden olduğu kontraktilite artışıdır (Frank-Starling yasası).[8] Bununla birlikte istirahatte ve olağan şiddette egzersiz sırasında kalp debisi artmaz, çünkü kalp hızı aynı oranda azalarak kalp debisinin aynı kalmasını sağlar. Kalp hızının azalması, kalbin egzersiz sırasında daha ekonomik çalışmasını sağlar. Egzersize yanıt olarak gelişen eksantrik hipertrofi yalnızca sol ventrikülde değil sağ ventrikülde de gelişir.<br />
<br />
Egzersiz sırasında dolaşım sistemi, ihtiyaç duyulan kanı dokulara ulaştırır. Artmakta olan vücut ısısını sabit tutar. Düzenli antrenmanlar kalp dakika volümünü artırır. Nabızda az artma görülür. Nabız 60’ın altına iner. En düşük nabzın ise 30’a kadar indiği saptanmıştır. Yüklenmelerde nabzın normale dönüşü, sporla uğraşmayanlara oranla daha çabuk olur.<br />
<br />
Organizmaya, kan aktarılmasında kalbin görevi büyüktür. Valentin’e göre aktif sporcunun oksijen alış miktarı 4-5 litre, Astrand’a göre ise uzun mesafe kayakçılarında 5-8 litre arasındadır. Dayanıklılık sporlarında kalbin dakika- da pompaladığı kanın çokluğu ve dakika volümünün büyütülmesi kalbin iç hacminin geliştirilmesine bağlıdır. Bu olgu kuvvet çalışmaları ile elde edilir. Kalbin kuvvetlenmesi, kalp atım sayısını azaltır ve ekonomik bir çalışma içine girer. Çalışan bütün kaslara ulaştırılan kan dolaşımına, olumlu etkide bulunur .<br />
Kalp-dolaşım sistemi aracılığı ile yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo, kolestrol ve hareketsizlik gibi risk faktörlerini önler.<br />
Egzersiz yaparken kaslar daha fazla O2 alma ihtiyacı duyar ve kalp daha hızlı kan pompalar. Böylece dolaşım sistemine olumlu etki eder. Damarların gelişmesine olumlu etki eden egzersiz hareketleri kalbin kanı vücudun her tarafına daha kolay pompalamasına katkıda bulunur. Egzersiz sırasında gereken kaloriyi yakıp vücut yağlarını azaltır ve kan basıncına olumlu etki ederek kalp hastalıkları risklerini önler.<br />
Hareketsiz yaşantıda kalbin dakikada atım sayısı 70-72 civarındadır. Kalbin her atımında vücudumuza 70 santimetre küp kan pompalanır. İnsan kalbinin, dinlenirken yaptığı kan pompalama kapasitesi dakikada 5 litredir. Saatte dört kilometre hızla yürüyen bir kişide her dakikada 8 litre kan dolaşımı sağlanır. Saatte 20 kilometre hızla koşabilen iyi bir atletin kalbi ise dakikada 30-36 litre kan dolaşımı sağlamaktadır. <br />
Astrand ve arkadaşları yaptıkları araştırmalarda; egzersiz yaparken kalbi besleyen ve beyne kan götüren damarlarda dolaşım durumlarını incelemiş ve egzersizlerin kalbe ve beyne daha fazla kan gitmesini sağladığını bulmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff851b;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KVS nin Egzersize Cevap Verme Yolları</span></span><br />
<br />
Egzersiz ile KVS de iki ana değişiklik oluşur:<br />
1. Kardiyak output artışı <br />
2. Kan akımının, kan dağılımının yeniden düzenlenmesi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kardiyak output</span><br />
• 1 dakikada kalpten pompalanan kan miktarı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KO etki eden faktörler ?</span><br />
• Kalp atım hızı • Atım hacmi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">KAH Artışına Egzersizin Etkisi</span></span><br />
<br />
• Egzersiz başlangıcından hemen önce veya egzersiz başlar başlamaz sempatik nöro-hümoral etkiyle KAH istirahat düzeyinin üzerine çıkar. • Bu emosyenel KAH artışına egzersize bağlı artış takip eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düşük şiddetlerde ve sabit yüklerde yapılan egzersizler esnasında nabız(KAH) artışı</span><br />
• Nabız birkaç dakika içinde bir düzeye ulaşır (dengeli düzey) ve orada kalır.  <br />
• İş yükü arttıkça nabız da ona paralel olarak artmaya devam eder ve yeni bir dengeli düzeye ulaşır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yüksek şiddetteki egzersizlerde nabız artışı </span><br />
• Nabızın kararlı düzeye ulaşması zaman alır. <br />
• Maksimal egzersizde kararlı düzeye ulaşılamaz, nabız sürekli artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAH artışına egzersiz tipinin etkisi ?</span><br />
• Sürat koşularında en fazla<br />
• Halter ve fırlatma sporlarında en az<br />
• Dayanıklılık sporlarında ise ikisinin arasında artışlar gözlenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersizde kan basıncı ? Kan basıncında meydana gelen değişiklikler: </span><br />
• Antrenman sonucunda aynı iş yükündeki kan basıncı antrenman öncesine oranla daha düşüktür.  <br />
• Bunun yanı sıra, sınırda veya orta derecede hipertansiyonu (yüksek kan basıncı) olan kişilerde de antrenmanla istirahat diastolik ve sistolik kan basıncında önemli düşmeler görülmüştür.( Sistolik 10 mmHg – Diyastolik 8 mmHg)<br />
• Dirençli egzersizler ağır yükler kaldırılırken sistolik ve diyastolik basınçlarda büyük artışlara yol açabilirken, bu yüklerle sürekli çalışma dinlenim kan basıncında yükselmelere yol açmaz. <br />
• Hipertansiyon haltercilerde ve güç, kuvvet sporu yapanlarda yaygın değildir. <br />
• Kardiyovasküler sistem dirençli çalışmaya dinlenim kan basıncını düşürerek yanıt verir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sistolik kan basıncı: </span>Arteryal kan basıncını belirleyen ana etmenler kalp debisi ve total periferik dirençtir. Egzersiz sırasında, özellikle aerobik egzersiz sırasında periferik direnç azalır. Periferik direncin azalmasından beta reseptörlerin uyarılmasına bağlı vazodilatasyon ve prekapiller sifinkterlerin açılması sorumludur.  <br />
Özellikle aerobik egzersiz sırasında periferik direnç azalmasına karşın sistolik kan basıncında artış olur. Artışın nedeni atım volümündeki artmadır. Atım volümünün plato yapmasıyla sistolik kan basıncı da plato yapar.Egzersiz sırasında sistolik kan basıncının 220 mmHg’yı geçmemesi beklenir. Bu değerlerin üzerine çıktığında egzersiz sonlandırılmalıdır.  <br />
Statik egzersizler sırasında da sistolik kan basıncı yükselir ancak mekanizması aerobik egzersizden farklıdır. Bu tip egzersizlerde sistolik kan basıncı ve atım volümü artışından çok periferik direnç artışı sorumludur. Direnç egzersizleri sırasında ise değişmez ya da bir miktar azalabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diyastolik kan basıncı:</span> Aerobik egzersiz sırasında periferik direncin azalmasıyla bir miktar azalabilir ya da sabit kalabilir. Statik egzersizlerde ise artış olur. Direnç egzersizlerinde değişmez, bir miktar artabilir, ya da azalabilir.  <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ortalama arter basıncı:</span> Ortalama arter basıncı sistolik ve diyastolik kan basınçlarından hesaplandığı için değişimler bu iki parametredeki değişimlerle ilişkilidir. Her egzersiz tipinde ortalama kan basıncı artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kan akımı, kan volümü ve kapillarizasyon</span></span><br />
<br />
• Kapiller yoğunluk, bir iskelet kası lifini saran kılcal damarların (kapiller) sayısını gösterir. <br />
• Koşma, yüzme veya bisiklet gibi yarışlara hazırlık için yapılan uzun süreli dayanıklılık antrenmanları bir miktar kas hipertrofisine ve çoğunlukla da kapiller yoğunlukta artışa neden olurlar. <br />
• Dayanıklılık antrenmanı yapan bireylerin, antrenmansız bireylere göre bacak kaslarındaki kılcal damar oranının % 5-10 oranında daha fazla olduğu belirtilmektedir.  <br />
• Uzun süre dayanıklılık antrenmanı yapan bireylerin vücutlarındaki kılcal damar sayısının % 15 kadar artabileceği gösterilmiştir.  • Sporcularda her bir lifi çevreleyen kılcal damar sayısı 5.9 iken, spor yapmayanlarda bu sayı 4.4'tür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Akut Değişiklikler </span></span><br />
<br />
Egzersizin başlamasıyla birlikte vücutta şu değişiklikler olur: <br />
<br />
1. Egzersizin başında, hatta daha başlamadan hemen önce,  adrenalin ve noradrenalin salgısı artar.  <br />
2. Vagal aktivite azalır.<br />
3. Oksijen kullanımı artar. <br />
4. Karbondioksit üretimi artar. <br />
5. Egzersizin ilerleyen dönemlerinde, yani anaerobik evrede, laktat birikimi olur. <br />
6. Kan pH’sı artar. <br />
7. Vücuttaki enerji depoları, özellikle, glikojen depoları hızla azalır.<br />
8. Reaktif oksijen radikalleri artar.  <br />
<br />
Bu değişiklikler sonucunda:<br />
(1) aktif kaslarda metabolik gereksinim artar ve bunu karşılamak için daha fazla kan akımına ihtiyaç duyarlar,<br />
(2) kasların enerji kullanmasıyla ısı ortaya çıkar ve vücut bu ısıyı dışarıya atmak zorundadır.<br />
(3) beyin ve kalbe kan akımı artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Oksijen Tüketimi </span></span><br />
<br />
Egzersizin vücut üzerindeki birincil etkisi oksijen ihtiyacını artırmasıdır. Artan oksijen ihtiyacı asıl olarak kalp debisindeki artışla karşılanır. O nedenle kalp debisindeki değişikliklerle oksijen tüketimindeki değişiklikler özellikle aerobik egzersiz boyunca benzer seyreder. Bununla birlikte, oksijen tüketimini kolaylaştıran başka değişiklikler de olur; bunların başında hemoglobinin dokularda oksijene olan afinitesinde azalma gelir. Hemoglobinin oksijen içeriğinde azalma arteriyovenöz oksijen farkında azalmaya neden olur; öyle ki normalde 100 ml’de 5 ml iken egzersizle birlikte 15-16 ml’ye kadar çıkar. Aerobik eşik aşılıp, anaerobik solunumun başladığı egzersiz düzeyinde oksijen kullanımının toplam enerji üretimindeki payı azalır. Bu nedenle kalp debisi ile oksijen tüketim eğrilerinde ayrılma başlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kronik Değişiklikler </span></span><br />
<br />
Egzersize akut olarak gelişen değişiklikler uzun dönemde kalp ve damar sistemine yük oluşturmaya başlar. Günler, haftalar ya da aylar süren düzenli egzersiz sırasında bu yükü taşımak kalp ve damarlar için zorlaşır. Bu yükü azaltmak ve patolojik değişikliklerin önüne geçmek için kalpte ve damarlarda çeşitli adaptif değişiklikler olur. Oluşan adaptif değişikliklerin altında egzersizin neden olduğu moleküler değişiklikler yatar. Bu değişikliklerden bazıları aşağıda sunulmuştur.<br />
<br />
1. Egzersiz sırasında salınan noradrenalin/adrenalin oranı azalır. <br />
2. Antioksidan seviyesinde artma <br />
3. Proinflamatuar adipokinlerde azalma <br />
4. Isı-şok proteini (Heat-shock-protein) ekspresyonunda artma <br />
5. Endoplazmik retikulum stres proteinlerinde artma<br />
6. Mitokondrial adaptasyon <br />
7. Sarkolemmal KATP kanallarının aktivasyonunda artma<br />
8. Mitokondrial KATP kanallarının aktivasyonunda artma <br />
9. Siklooksijenaz II ve uyarılabilir nitrik oksit sentetaz aktivasyonu <br />
10. Vaskuler endotelyal nitrik oksit sentetaz aktivasyonu <br />
11. Süperoksit dismutaz ekspresyonunda artış<br />
12. Endotelin-I konsantrasyonunda azalma <br />
13. Endotelyal progenitor hücre mobilizasyonunda artma <br />
14. C-reaktif proteinde kısa dönemde artma, uzun dönemde azalma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstirahat kalp hızı:</span> Düzenli egzersiz istirhat kalp hızını azaltır. Muhtemel nedeni atım volümünün artmasıdır. Öte yandan maksimal kalp hızı yani egzersizle ulaşılan maksimum kalp hızı değişmez.  <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalp debisi:</span> İstirahatte kalp debisi değişmez ancak maksimal egzersiz sırasındaki kalp debisi artar. Bunun nedeni atım volümü arttığı halde maksimal kalp hızının aynı kalmasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalpte kapiller damar yapısının artışı:</span> Düzenli egzersiz kalpteki kılcal damarların sayısını artırır. Bunun sonucu koroner kanlanma artar, iskemiye direnç artar.  <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kolesterol:</span> Düzenli egzersiz LDL-kolesterolü azaltırken, HDL-kolesterolü artırır. Bu değişim ateroskleroz gelişimindeki azalmayı kısmen açıklar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kan:</span> Egzersizle birlikte kan volümü ve hemoglobin miktarı artar. Hemoglobin miktarı artarken plazma volümündeki artış nedeniyle Hemoglobin konsantrasyonu değişmez hatta bir miktar azalabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">2.EGZERSİZİN HORMONLAR ÜZERİNE ETKİLERİ</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Antidiüretik hormon (ADH)</span></span><br />
<br />
• Antidiüretik: idrar atılımını azaltan<br />
• ADH diğer adıyla vazopressinin ana görevi vücut sıvı dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunmaktır.<br />
• ADH nın hedef organı böbreklerdir.<br />
• Böbreklerden su geri emilimini artırarak, idrar yoluyla su atılımını azaltır.<br />
• Dehidrasyon ve koma gibi kan sıvı miktarının azaldığı durumlarda ADH salgısı artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersiz-ADH ilişkisi;</span><br />
<br />
–plazma volümünün düşmesi, <br />
–ozmolaritenin artması ve <br />
–sempatik sistem aktivitesinin artması hipofiz bezinden ADH salgısını arttırır.<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">–</span></span></span>Özellikle egzersiz şiddeti % 60 VO2 max. Üzerine çıktığında ADH salgısı da artmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Büyüme Hormonu(BH)</span></span><br />
<br />
• Ön hipofizden salgılanan BH dokuların protein sentezlemesinde rol alan ana faktördür. <br />
• BH direkt olarak yada indirekt olarak karaciğerden somatomedinler adı verilen faktörlerin salgısını arttırmak suretiyle etkisini gösterir. <br />
• Ayrıca BH yağ ve karbonhidrat metabolizmasında da etkilidir. <br />
• BH kortizolün etkilerini destekler; <br />
– dokular tarafından glikoz alımını azaltır, <br />
– yağ asidi mobilizasyonunu arttırır ve <br />
– karaciğerde glukoneogenezisi yani glikojen yapımını hızlandırır. <br />
• Net etkisi plazma glikoz konsantrasyonlarını sabit tutmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersiz-BH İlişkisi</span><br />
<br />
• Egzersiz ile BH nun kandaki düzeyleri artar ve egzersiz şiddeti arttıkça artış da daha belirgin olur. <br />
• Maksimal bir egzersiz çalışmasında dinlenim değerinin 25 katı kadar artabilir. <br />
• BH egzersizde hemen artmaz, dereceli olarak artar. <br />
• Egzersize BH cevabı bireyin fitnes sdüzeyiyle de yakından ilişkilidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Adrenokortikotropik hormon (ACTH)</span></span><br />
<br />
• ACTH böbrek üstü bezinden glukokortikoidler olarak adlandırılan steroid yapılı hormonların üretimini ve salgısını artırır.<br />
• ACTH salgısı hipotalamustan salgılanan kortikotropin salgılatıcı hormon tarafından düzenlenir.<br />
• Stres, isülin, ADH ve diğer hormonlar kortikotropin salgılatıcı hormon salgısını feedback mekanizmalar ile etkileyerek ACTH salgısını artırırlar.<br />
• Yağ dokudan yağ asidi mobilizasyonunu artırır,<br />
• Glikoneogenezi artırır<br />
• Protein katabolizmasını uyarır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersiz-ACTH ilişkisi</span><br />
• ACTH düzeyleri egzersiz şiddeti aerobik kapasitenin % 25 ini geçerse egzersizin süresi ve şiddeti ile orantılı olarak artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Katekolaminler: Epinefrin ve Norepinefrin Etkileri</span></span><br />
<br />
• Bu etkileri kısaca sıralayacak olursak: <br />
– sempatik sistemin uyarılması salgı bezlerinin kan damarlarını daraltarak sekresyon hızını azaltır, <br />
– ter bezlerinin yoğun ter salgılamasına neden olur, <br />
– gastrointestinal sistem fonksiyonlarını azaltarak besinlerin kanal boyunca ilerlemesini yavaşlatır, <br />
– kalbin kasılma gücünü, frekansını ve ileti hızını arttırır, <br />
– karın içi organların, derinin, salgı bezlerinin arteriyollerinde daralma,<br />
– iskelet kası, karaciğer arteriyollerinde ve akciğer bronşlarında genişlemeye neden olur.<br />
• Ayrıca E ve NE;<br />
– karaciğerden glikoz, <br />
– yağ dokusundan da serbest yağ asidi mobilizasyonunu da artırır. <br />
• E karaciğerden glikoz mobilizasyonunda rol alan ana katekolamin dir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Egzersizin etkisi</span><br />
<br />
• Plazma E ve NE egzersizin süresiyle lineer olarak artar. <br />
• Bu artışlar egzersize kardiyovasküler sistemdeki ayarlamaları yapmanın yanında yakıt mabilizasyonundaki ayarlamalara da yardım eder. <br />
• Plazma katekolamin konsantrasyonlarındaki artışlar egzersiz süre ve şiddetiyle yakından ilişkilidir, süre ve şiddet arttıkça salgıda artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzenli egzersizin etkisi</span><br />
<br />
• Uzun süreli düzenli egzersiz çalışması belirli bir iş yüküne verilen katekolamin cevabını lineer bir şekilde azaltır. <br />
• Egzersiz çalışması maksimal bir egzersize plazma katekolamin cevabının antrene bireylerde sedanterlerden daha yüksek olmasına neden olur.<br />
• Katekolamin salgılama kapasitesinin düzenli egzersiz ile artması kardiyovasküler ve metabolik sistem fonksiyonlarını artırarak egzersiz performansının artışına yardım eder. <br />
• Diğer yandan düzenli egzersiz eğitimi ile aynı iş yüküne verilen katekolamin cevabının azalması dinlenim halinde ve normal günlük yaşam aktivitelerinde kardiyovasküler ve metabolik sistemlere binen stresi ve beraberinde de genel stresi azaltarak olumlu etkiler sergiler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Kortizol ve ACTH</span></span><br />
<br />
• Böbreküstü bezi korteksinden salgılanan kortizol uzun süreli açlıkta    ve uzun süreli egzersizde çeşitli mekanizmalar ile kan glikozunun sabit düzeylerde tutulmasına katkıda bulunur.<br />
• Egzersiz kortizol salgısını etkiler. <br />
• Kortizol salgısı egzersiz şiddetiyle yakından ilişkilidir. <br />
• % 60 VO2 maksimumun altındaki şiddetlerde yapılan egzersizlerde plazma kortizol düzeyleri düşerken bu şiddetin üzerindeki egzersizlerde ve sonrasında artar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. EGZERSİZİN KAS ÜZERİNE ETKİSİ: </span></span></span><br />
<br />
<br />
Sistemli yapıldığında spor egzersizleri elbetteki kaslar üzerinde etkilidir. Roux’a göre kaslar, yapılan egzersizlerle üç şekilde gelişim gösterir <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">3.1.  Kas Kuvvetinin Geliştirilmesi </span></span><br />
<br />
<br />
Kas kuvvetinin gelişimi, kas kesitinin kalınlığına bağlıdır. Reizma, iskelet ve kalp kasları üzerine yaptığı çalışmada; kas lifi kalınlığı 20-50 mikrondan kalın olursa kas lifi sayısında çoğalma olabileceğini saptamıştır.<br />
<br />
Kas lifleri; Tip I, yavaş kasılan lifler, bu tipe sahip olan sporcular, dayanıklılık sporlarında başarılıdır. Tip II, çabuk kasılan liflere sahip olan sporcular ise sürat ve kuvvete dayanan spor dallarında başarılıdırlar. Spor egzersizleri sonucunda yapılan çalışma özelliğine göre kas liflerinde bir gelişme görülür.<br />
<br />
Müller ve Hettinger; dinamik olarak yapılan tüm beden alıştırmalarında, %75-90 arası yüklenmelerin, kas kuvvetini geliştirdiğini söylemektedirler. Rarik’e göre ise %80 yüklenmelerle yapılan çalışmalar kas kuvvet gelişimini artırır. Bir kasın çapı, yüksek gerilimde uyarılar verilmesiyle büyür. Enerji depolarının büyümesi ve kılcal damarlarının genişlemesi kas dayanıklılık yeteneğini sağlar. Çabukluk sağlayan uyaranlarla, kasın kasılma hızı yükselebilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">3.2. Süratin Gelişimi </span></span><br />
<br />
<br />
Kas kuvvetinin geliştirilmesiyle sürat ve çabuk kuvvet kazanılmış olur. Süratin gelişimi sinir sistemine bağlıdır. Bu gelişmede kaslar kısa süreli fakat aşırı kasılmalar şeklinde çalışır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">3.3. Dayanıklılığın Gelişimi </span></span><br />
<br />
<br />
Kasın yorulması oksijen alımına bağlıdır. Kan akımındaki ve miyoglobin yoğunluğundaki değişiklikler antrenmanın dayanıklılığa olan önemli etkileridir. Antrenman kas liflerindeki mitokondrialara oksijen taşıma yanında, oksijen kullanan metabolizma organının kapasitesini de artırır. Spor çalışmalarının amacı; insan bedenin aerobik kapasitesini yükselterek dayanıklılık kazanmak ve bunu yaşam boyu korumaya çalışmaktır.<br />
<br />
Dinamik kas çalışmasında; kan dolaşımı gelişir. Statik kas çalışmasında ise kan dolaşımında artış yerini basıncı artırır. Lind’e göre %70 güç ile yapılan kasılmalarda; kan dolaşımında artan basınç böylece statik kas çalışmaları, dinamik kas çalışmalarından daha hızlı yorgunluk oluşturur. Krogh’a göre; çalışma anında kılcal damar volümü sakin durumdakine oranla 240 defa daha büyüktür. Kasların oksijen elde edebilme özelliği kılcal damarların artması damar yüzeyinin büyüklüğü ile geliştirilir. Bol oksijen alınmasıyla da, dayanıklılık özelliği geliştirilmiş olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aerobik Egzersizin Yararları: </span><br />
<br />
Kişide zihin açıklığın oluşturur. Ruhsal durumu ve enerji seviyesini geliştirip insanın stresten uzaklaşmasına katkıda bulunur. <br />
<br />
Romatizmal hastalıkları geciktirir. Kemik ve kaslarda olumlu etkisi ile yaşlanmaya karşı bedeni daha güçlü tutar. Kan basıncını düşürür ve vücutta oluşan toksinlerin dışarı atılmasına yardımcı olur .<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. EGZERSİZİN  SOLUNUM SİSTEMİ  ÜZERİNE ETKİSİ </span></span></span><br />
<br />
<br />
Solunumla organizmaya O2 alınıp, karbondioksit verilir. Dokuların O2 ihtiyacı arttıkça buna paralel olarak solunum sistemiyle organizmaya alınan O2 miktarı da artar. Normal durumda kişi bir dakikada 1218 kez soluk alır. Her soluk alışta 500 ml. hava  alınmış olur. Normal koşullarda akciğere alınıp çıkarılan hava solunum volümüdür. Dinlenmede olan bir kişide dakika solunum volümü 5-7 lt.dir. Bu durum, submaksimal egzersiz sırasında 120 lt.iken, maksimal çalışmalarda ve Nöcker’e göre değer 140 lt. dolayların- dadır. Alınan hava akciğerlerde alveollere gelir. Etrafı sık kılcal damarlarla çevirili olan 7-8 yüz milyon alveol vardır. Hepsinin toplam yüzeyi 100-150 m2 dir. Alveoller ile kılcal damarlar arasında gaz alışverişi oluşur. <br />
<br />
<br />
Akciğerlere alınan havanın alveollerde %14-15 oksijen % 4,9 – 6,9 karbondioksit vardır. Oksijen ve karbondioksit değişikliği bir basınç farklılığı oluşturur. Alveollerde oksijen basıncı fazla olursa soluk alma sayısı artar. Yüksek rakıma çıktıkça basınç azalacağından, oksijen miktarı da düşer. Akciğerlerde oluşan karbondioksit basıncının artışı derin nefes alarak giderilmeye çalışılır. Böylece %33’lük artık hava oranı %20’ye iner. Bu durum alveolerdeki oksijen basıncını artırır. <br />
<br />
Çalışma anında, aşırı nefes alıp verme halinde solunumu sağlayan kaslar oksijeni daha çok kullanırlar. Dayanıklılık çalışmaları solunum işlerliğini geliştirir. Gelişen solunum sistemiyle istenen oksijeni sağlamak için daha az solumak yeterli olmaktadır. Azalan soluk sıklığı daha çok oksijenin kana geçmesine ortam hazırlamaktadır.<br />
<br />
Dayanıklılık çalışmalarıyla akciğerlerde soluk alma volümünün artışı ve yüklenme durumunda soluk alıp vermede ekonomik ortam elde edilir. Yorgunluk geciktirilip, günlük yaşamda verim artar. Daha çabuk dinlenme oluşturulur. Psikolojik olarak kendine güveni, hoş görüyü ve stresten kurtulma duygularını geliştirir.<br />
<br />
%75-90 arası yüklenmeler kas kuvvetini geliştirir. Bir kasın çapı, yüksek gerilimde uyarılar verilmesiyle büyür. Enerji depolarının büyümesi ve kılcal damarların genişlemesi kas dayanıklılığını sağlar. Çabukluk sağlayan uyarılarla kasın kasılma hızı yükseltilir. Egzersiz; kalp ve dolaşım sistemini de etkiler. Egzersiz sırasında ihtiyaç duyulan kanı dokulara ulaştırır. Kaslar daha fazla oksijen alma ihtiyacı duyar ve kalp daha hızlı kan pompalar. Böylece dolaşım sistemi daha düzenli çalışır. Egzersizin solunum sistemine olumlu etkisiyle akciğerlerde soluk alma volümü artar. Yüklenme durumunda soluk alıp vermede ekonomik ortam elde edilir. Çalışma sırasında ihtiyaç duyulan O2 alınıp verim artırılır. <br />
<br />
Egzersiz; yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo, kolestrol ve hareketsizlik gibi risk faktörlerini önler. Zihin açıklığı ve ruhsal dengeyi korur, enerji seviyesini geliştirir. Stresi, kalp hastalıklarını, kanseri önler. Kemik ve kas sağlığını destekler. Kan basıncını düşürür ve vücutta oluşan  toksinlerin dışarı atılmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Egzersiz Sırasında Ventilasyon </span></span><br />
<br />
• Fiziksel aktivitenin başlamasıyla birlikte solunumda iki aşamalı artış: <br />
– Solunumda ani oluşan hissedilebilir artışı, solunum derinliği ve frekansında oluşan daha dereceli bir artış izler <br />
– Egzersiz başlarken, herhangi bir kimyasal uyarı oluşmadan önce, serebral motor korteks daha aktif hale gelir ve sinirsel uyarılar solunumdaki artıştan sorumlu olan solunum merkezine iletilir <br />
• Egzersizin psikolojik etkisi • Çalışan kaslardan ve eklemden gelen proprioseptif girdiler yapılan hareket hakkında ek bilgi sağlar.<br />
• Solunumdaki artışın ikinci aşaması – Arteryal kanın ısısı ve kimyasal yapısında meydana gelen değişiklikler sonucu oluşur <br />
• Egzersizin süresi arttıkça ısı, CO2 ve H+ de artar <br />
• Bunlar da kaslardaki O2 kullanımını ve a-v O2 farkının artmasına neden olur <br />
• Kemoreseptörler ve solunum merkezi uyarılır – Solunum frekansı ve derinliği artar.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kan şekerinin düzenlenmesinde egzersizin etkileri</span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff851b;" class="mycode_color">Akut etkiler</span></span><br />
<br />
<br />
Dinlenim ve egzersiz sırasında , kan şekerinin normal düzeyde tutulması, sempatik sinir sistemi ile endokrin sisteminin koordinasyonuna ve entegrasyonuna bağlıdır. Egzersiz sırasında kasılan kasın enerji gereksinmesini karşılamak için, kandan, iskelet kasına glikoz girişi artarken, glikojenoliz ve glikoneojenez ile sağlanan glikoz, karaciğerden kana verilir. Diyabetik hastada, egzersiz sırasında glikoz ve yağ asitleri enerji sağlamak için kullanılırken, kan şekeri de dengelenmiş olur.<br />
<br />
Dinlenim halinde enerji kaynağı olarak çoğunlukla yağ asitleri tercih edilirken, fiziksel aktiviteye başlayınca enerji kaynağı, glikoz ve glikojen tarafına kayar. Egzersiz yoğunluğu ve şiddeti arttıkça, daha büyük oranda glikoz kullanılır. Dinlenme ve postprandiyal dönemde ise kasa glikoz alımı, insüline bağımlıdır ve öncelikli hedef, egzersiz sırasında boşalan kas glikojen depolarını doldurmaktır.<br />
<br />
İskelet kasına glikoz taşınması, glikoz taşıyıcı proteinleri ile özellikle GLUT 4 ile sağlanır. Kas kasılması, hem insülin aracılığıyla hem de insülinden bağımsız olarak hücre zarına GLUT 4 taşınmasını sağladığından, egzersiz sırasında hücreye glikoz girişi artar. Akut egzersiz, insülinle uyarılan mikrovasküler perfüzyonu koordine bir şekilde çoğaltarak kasın insulin duyarlılığını artırır. İnsülin, hücre zarına GLUT 4 taşınmasını, kompleks hücre içi sinyalizasyon kaskadı aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu nedenle egzersiz, bir yandan insülinin reseptöre ilgisini artırıp, öte yandan hücre içi insülin sinyalizasyonunu aktive ederek kan şekerini düşürücü etkisini gösterir. Öte yandan kas kasılması, insülinden bağımsız olarak 5- AMP ' nin aktive ettiği protein kinazlar(AMPK) aracılığıyla hücre zarına daha fazla GLUT 4 taşınmasını sağlar. Bu etkilerin hem aerobik hem de anaerobik egzersizde ortaya çıktığı, yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff851b;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kronik etkiler</span></span><br />
<br />
<br />
Diyabetin önlenmesi ve yönetimi için reçete edilen aerobik egzersize başlandıktan 1 hafta sonra, Tip 2 DM' li kişilerde tüm vücut insülin duyarlılığının arttığı gösterilmiştir. Düzenli antrenmanların, glikoz metabolizması ve insülin sinyalizasyonuna katılan proteinleri aktive ederek, iskelet kaslarının insüline yanıtını artırdığı, yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Tip 2 diyabetik hastalarda , insülin aracılığıyla gerçekleşen glikoz taşınımı bozulduğu için, düzenli egzersizin, insülinden bağımsız olarak hücreye glikoz girişini sağlaması, kan şekeri düzenlenmesi açısından çok önemlidir. Ayrıca diyabetik hastalarda düzenli antrenmanlarla  kasların lipid depolama ve yağ oksidasyon kapasitesinin de arttığı; bunun yanı sıra , diyabetik hastalarda direnç egzersizlerinin kan şekerini düşürdüğü ve insülin etkinliğinin arttırdığı gösterilmiştir. Randomize kontrollü bir çalışmada , 16 hafta süreyle haftada 2 kez gittikçe artan şiddette direnç egzersizlerinin sonra, insülin etkinliğinin %46,3 arttığı ve açlık kan şekerinin %7,2 düştüğü ve visseral yağlanmanın azaldığı saptanmıştır. Ayrıca düzenli egzersizin Tıp 2 diyabetik kişilerde mitokondriyal fonksiyonu iyileştirdiği ve metabolik esnekliği artırdığı da gösterilmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Egzersizin Kilo Kontrolü Üzerine Etkileri </span></span></span><br />
<br />
Metabolizma üzerine birçok düzenleyici etkisi olan iskelet kaslarını düzenli çalıştıran bir egzersiz programının , obezite ve beraberinde getirdiği kardio-metabolik hastalıklara önemli klinik etkisi vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzenli aerobik egzersiz sonucu;</span><br />
<br />
-İstirahat metabolik hızı artar, serbest yağ asitleri daha iyi kullanılır . Bu durumda kilo ve yağ kaybı sağlanırken, yağsız doku korunmaktadır.<br />
-Kasa oksijen transfer eden sistem daha etkin duruma geçer.<br />
-Karbonhidrat rezervlerinin yerine, yağ depoları daha iyi kullanılır.<br />
-Uzun süreli mekanik iş , yağ dokusunun azalmasını sağlar.<br />
-Abdominal yağ dokusu azalır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Egzersizin Ağrı Üzerine Etkileri</span></span></span><br />
<br />
<br />
Ağrı kesici ilaçlar gibi faaliyette bulunan endorfinler sinir sistemine sinyaller göndermek üzere beyin tarafından üretilen kimyasallardır. Ağrıyı kesmenin yanı sıra, endorfinler hastalıkla mücadele etme kapasitesini artırır ve doğal sakinleştirici olarak görev yaparlar. Ayrıca uzun süreli egzersizde endorfinlerin akışının arttığı bilinmektedir böylece kişilerin kendilerini iyi hissetmelerini sağladığı ve kronik hastalığa bağlı depresyonu önlediği gösterilmiştir.<br />
<br />
β-Endorfinin kökeni Preopiomelanokortin (POMC) adlı bir öncül moleküldür. POMC, hipotalamus, hipofizin ön ve ara lopları, beynin diğer bazı bölgeleri ve mide-bağırsak sistemi, testis, akciğer, karaciğer, böbrek, dalak, plasenta, ovaryumlar, testisler  adrenal medulla ve immun sistemi hücrelerinde sentezlenmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kaynakça</span></span></span><br />
<br />
• <a href="https://sbu.saglik.gov.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sbu.saglik.gov.tr</a><br />
<br />
• aydindenge.com.tr<br />
<br />
• researchgate.net<br />
<br />
• yunus.hacettepe.edu.tr<br />
<br />
• <a href="https://acikders.ankara.edu.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://acikders.ankara.edu.tr</a><br />
<br />
• <a href="https://www.journalagent.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.journalagent.com</a><br />
<br />
• kefad.ahievran.edu.tr]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yara İyileşmesi Fizyolojisi]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-yara-iyilesmesi-fizyolojisi.html</link>
			<pubDate>Sun, 17 May 2020 12:16:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=1">FztAdmin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-yara-iyilesmesi-fizyolojisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Yara İyileşmesi Fizyolojisi </span></span></span></div>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yaralar açık veya kapalı yaralara ayrılabilir. Kapalı bir yarada cildin yüzeyi sağlamdır, ancak alttaki dokular hasar görebilir. Kapalı yaraların örnekleri kontüzyonlar, hematomlar veya aşama 1 basınç ülserleridir. Açık yaralarda cilt bölünür veya çatlar ve alttaki dokular dış ortama maruz kalır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Doku iyileşmesi, tahrip olmuş dokunun vücuttaki canlı doku ile değiştirilmesi olarak tanımlanır. Bu süreç iki bölümden oluşur - yenileme ve onarım. Rejenerasyon bileşeni sırasında, özelleşmiş doku, çevresindeki hasar görmemiş özelleşmiş hücrelerin çoğalmasıyla değiştirilir. Onarım bileşeninde, kayıp doku, skar dokusuna olgunlaşan granülasyon dokusu ile değiştirilir.Keratinositler, fibroblastlar, vasküler endotelyal hücreler ve bağışıklık hücreleri, inflamasyonu, hücre göçünü ve anjiyogenezi desteklemek için önemli roller oynar.(1)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yara iyileşmesinin temel işlevlerinden biri koruyucu epitel bariyerini restore etmektir. Bu bariyer olmadan enfeksiyonlara karşı ilk korumamız gider, bu da bizi dış patojenlere ve sıvı kaybına karşı savunmasız bırakır. Yara iyileşmesinin sonraki aşamaları doku hacmini ve gücünü geri kazanmak için önemlidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yetişkinlerde, optimal yara iyileşmesi dört faz içerir: hemostaz, inflamasyon, proliferasyon ve yeniden modelleme(remodeling) </span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/KhvFr3.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: KhvFr3.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Hemostaz</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hemostaz yaralanmadan hemen sonra başlar. Yaradan kanama; vasküler daralma, trombosit trombüsünün oluşumu, pıhtılaşmanın yayılması, pıhtılaşmanın sona ermesi ve son olarak pıhtının fibrinoliz ile uzaklaştırılması ile kontrol edilir. (2)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu nispeten kısa ömürlü bir evredir. Açıkça herhangi bir açık yaralanma olmadıysa, bu çok az olacaktır veya hiç önemli olmayacaktır, ancak yumuşak doku hasarını takiben bir miktar kanama olacaktır. Kanamanın durması için normal süre, yaralanmanın doğasına ve söz konusu dokunun doğasına göre değişir. Daha fazla vasküler doku (örn. Kas) daha uzun süre kanar ve dokulara daha fazla kan kaçar. Diğer dokular (örn. Bağ) daha az kanar. (hem süre hem de hacim açısından) </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dokulardaki hasar, yaralı mast hücreleri tarafından histamin salınmasına bağlı olarak kılcal geçirgenlikte bir artışla vazodilatasyonu uyarır. Bu, lökosit infiltrasyonuna yol açan kemotaktik faktörlerin salınmasını ve böylece dokuların enflamatuar faza ilerlemesini sağlayan sitokinlerin ve büyüme faktörlerinin salınmasını etkileyecektir.</span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/2uRslU.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2uRslU.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">İnflamasyon</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnflamasyon fazının amacı, kanama fazını durdurmaktır. Bu, vazokonstriksiyon, yaralı kan damarlarının geri çekilmesi, fibrin birikimi ve pıhtılaşma ile elde edilir. Bölgeye kan akışı arttıkça ödem ve kızarıklığa neden olur. Bu faz yumuşak doku hasarından sonra 6-8 saat içinde hızla başlar, 1-3 gün arasındaki maksimum reaksiyona ulaşır ve birkaç hafta içinde yavaş yavaş düzelir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnflamatuar hücreler, yaralanmayı izleyen ilk birkaç gün boyunca trombosit aktivasyonundan sonra yara bölgesine göç eder. Mast hücreleri, prostoglandinler ve histamin gibi kılcal geçirgenliği artıran ve göç sürecine yardımcı olmak için lokal genişlemeyi destekleyen vazoaktif sitokinleri serbest bırakır.(1)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Başlangıçta, nötrofiller baskındır ve bakteri ürünleri tarafından yara yatağına çekilir. Nötrofiller, herhangi bir ölü doku ile birlikte bakterileri içine alır ve ilk 48 ila 72 saat sonra yaralarda görülen irin oluşturur. Daha sonra, monositler makrofaj haline gelir ve yarayı daha fazla debride eder, matrisi ve fibrin ve kullanılmış nötrofiller gibi diğer hücre kalıntılarını temizler.(1)Bu görevler, başarılı yara onarımı için makrofajları zorunlu kılar; makrofaj fonksiyonunun inhibisyonu gecikmiş yara iyileşmesine neden olur.(2,3)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu mekanizmalar yoluyla, enflamatuar faz, daha fazla onarım mekanizmasının temeli için temiz bir yara yatağı oluşturur. </span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/2ONNcR.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2ONNcR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Proliferasyon</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Proliferatif faz, yaralanmadan 3 ila 21 gün sonra ortaya çıkar ve anjiyogenez, granülasyon dokusu üretimi, kollajen birikimi ve epitelizasyon süreçlerini içerir. Bu aşamada, skar dokusu oluşturmak için kollajen üretilir. Bu aşama skar dokusunun büyük kısmı oluştuğunda 2-3 haftaya kadar sürer. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Proliferatif faz sırasında, makrofaj sayısında azalma veya işlev bozukluğu, yara kapanmasının bozulmasına ve granülasyon dokusunun gecikmeli oluşumuna neden olabilir. Fibroblastlar ve endotelyal hücreler, bu faz sırasında yaradaki baskın hücre tipleridir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fibroblastlar, vasküler destek ve granülasyon dokusu için gerekli olan yeni hücre dışı matrisi oluşturmak için elastin ve kolajeni sentezler. Granülasyon dokusu oldukça vasküler bir bağ dokusudur ve yara iyileşmesi, olgunlaşması ve yeniden şekillenmesinin son aşamaları için gereklidir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Remodeling</span></span></span> </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Başlangıçta, fibroblastlar, sağlıklı ciltte bol miktarda bulunan tip 1 kollajen yerine daha ince olan tip 3 kollajeni sentezler. Olgunlaşma fazında meydana gelen olay ise, başlangıçta üretilen granülasyon dokusunda bulunan tip 3 kollajenin tip 1 kollajene dönüşmesidir. Bir yara, yaralanmadan 3 ay sonra orijinal gücünün% 80'ini geri kazanacaktır. Ne yazık ki, yaralanmadan önce cildin tam gücüne ulaşmak imkansızdır. (2)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Miyofibroblastlar kasılma hücreleridir, bu nedenle yara kasılması, yara iyileşmesinin son aşamasına, yeniden modelleme veya olgunlaşma aşamasına yol açar. Olgunlaşma veya yeniden şekillendirme aşaması, özellikle tam kalınlıkta yaralarda yaralanma sonrası 1 yıla kadar veya daha uzun sürebilir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yara kasılması, yara yatağını doldurmak için gereken bağ dokusu miktarını azaltmak için açık yaralarda meydana gelir.Yara yatağını çevreleyen dokunun yeri ve hareketliliği, yaranın ne kadar iyi büzülmesinde rol oynar.</span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/fsfTEc.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: fsfTEc.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kaynakça</span></span></span> <br />
<br />
1)Grubbs H, Manna B. Wound Physiology. [Updated 2018 Nov 5]. In: StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2020 Jan<br />
2) Janis JE, Harrison B. Wound Healing: Part I. Basic Science. Plast. Reconstr. Surg. 2016 Sep;138(3 Suppl):9S-17S.<br />
3)Broughton G, Janis JE, Attinger CE. The basic science of wound healing. Plast. Reconstr. Surg. 2006 Jun;117(7 Suppl):12S-34S.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Yara İyileşmesi Fizyolojisi </span></span></span></div>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yaralar açık veya kapalı yaralara ayrılabilir. Kapalı bir yarada cildin yüzeyi sağlamdır, ancak alttaki dokular hasar görebilir. Kapalı yaraların örnekleri kontüzyonlar, hematomlar veya aşama 1 basınç ülserleridir. Açık yaralarda cilt bölünür veya çatlar ve alttaki dokular dış ortama maruz kalır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Doku iyileşmesi, tahrip olmuş dokunun vücuttaki canlı doku ile değiştirilmesi olarak tanımlanır. Bu süreç iki bölümden oluşur - yenileme ve onarım. Rejenerasyon bileşeni sırasında, özelleşmiş doku, çevresindeki hasar görmemiş özelleşmiş hücrelerin çoğalmasıyla değiştirilir. Onarım bileşeninde, kayıp doku, skar dokusuna olgunlaşan granülasyon dokusu ile değiştirilir.Keratinositler, fibroblastlar, vasküler endotelyal hücreler ve bağışıklık hücreleri, inflamasyonu, hücre göçünü ve anjiyogenezi desteklemek için önemli roller oynar.(1)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yara iyileşmesinin temel işlevlerinden biri koruyucu epitel bariyerini restore etmektir. Bu bariyer olmadan enfeksiyonlara karşı ilk korumamız gider, bu da bizi dış patojenlere ve sıvı kaybına karşı savunmasız bırakır. Yara iyileşmesinin sonraki aşamaları doku hacmini ve gücünü geri kazanmak için önemlidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yetişkinlerde, optimal yara iyileşmesi dört faz içerir: hemostaz, inflamasyon, proliferasyon ve yeniden modelleme(remodeling) </span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/KhvFr3.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: KhvFr3.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Hemostaz</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hemostaz yaralanmadan hemen sonra başlar. Yaradan kanama; vasküler daralma, trombosit trombüsünün oluşumu, pıhtılaşmanın yayılması, pıhtılaşmanın sona ermesi ve son olarak pıhtının fibrinoliz ile uzaklaştırılması ile kontrol edilir. (2)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu nispeten kısa ömürlü bir evredir. Açıkça herhangi bir açık yaralanma olmadıysa, bu çok az olacaktır veya hiç önemli olmayacaktır, ancak yumuşak doku hasarını takiben bir miktar kanama olacaktır. Kanamanın durması için normal süre, yaralanmanın doğasına ve söz konusu dokunun doğasına göre değişir. Daha fazla vasküler doku (örn. Kas) daha uzun süre kanar ve dokulara daha fazla kan kaçar. Diğer dokular (örn. Bağ) daha az kanar. (hem süre hem de hacim açısından) </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dokulardaki hasar, yaralı mast hücreleri tarafından histamin salınmasına bağlı olarak kılcal geçirgenlikte bir artışla vazodilatasyonu uyarır. Bu, lökosit infiltrasyonuna yol açan kemotaktik faktörlerin salınmasını ve böylece dokuların enflamatuar faza ilerlemesini sağlayan sitokinlerin ve büyüme faktörlerinin salınmasını etkileyecektir.</span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/2uRslU.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2uRslU.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">İnflamasyon</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnflamasyon fazının amacı, kanama fazını durdurmaktır. Bu, vazokonstriksiyon, yaralı kan damarlarının geri çekilmesi, fibrin birikimi ve pıhtılaşma ile elde edilir. Bölgeye kan akışı arttıkça ödem ve kızarıklığa neden olur. Bu faz yumuşak doku hasarından sonra 6-8 saat içinde hızla başlar, 1-3 gün arasındaki maksimum reaksiyona ulaşır ve birkaç hafta içinde yavaş yavaş düzelir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnflamatuar hücreler, yaralanmayı izleyen ilk birkaç gün boyunca trombosit aktivasyonundan sonra yara bölgesine göç eder. Mast hücreleri, prostoglandinler ve histamin gibi kılcal geçirgenliği artıran ve göç sürecine yardımcı olmak için lokal genişlemeyi destekleyen vazoaktif sitokinleri serbest bırakır.(1)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Başlangıçta, nötrofiller baskındır ve bakteri ürünleri tarafından yara yatağına çekilir. Nötrofiller, herhangi bir ölü doku ile birlikte bakterileri içine alır ve ilk 48 ila 72 saat sonra yaralarda görülen irin oluşturur. Daha sonra, monositler makrofaj haline gelir ve yarayı daha fazla debride eder, matrisi ve fibrin ve kullanılmış nötrofiller gibi diğer hücre kalıntılarını temizler.(1)Bu görevler, başarılı yara onarımı için makrofajları zorunlu kılar; makrofaj fonksiyonunun inhibisyonu gecikmiş yara iyileşmesine neden olur.(2,3)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu mekanizmalar yoluyla, enflamatuar faz, daha fazla onarım mekanizmasının temeli için temiz bir yara yatağı oluşturur. </span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/2ONNcR.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2ONNcR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Proliferasyon</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Proliferatif faz, yaralanmadan 3 ila 21 gün sonra ortaya çıkar ve anjiyogenez, granülasyon dokusu üretimi, kollajen birikimi ve epitelizasyon süreçlerini içerir. Bu aşamada, skar dokusu oluşturmak için kollajen üretilir. Bu aşama skar dokusunun büyük kısmı oluştuğunda 2-3 haftaya kadar sürer. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Proliferatif faz sırasında, makrofaj sayısında azalma veya işlev bozukluğu, yara kapanmasının bozulmasına ve granülasyon dokusunun gecikmeli oluşumuna neden olabilir. Fibroblastlar ve endotelyal hücreler, bu faz sırasında yaradaki baskın hücre tipleridir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fibroblastlar, vasküler destek ve granülasyon dokusu için gerekli olan yeni hücre dışı matrisi oluşturmak için elastin ve kolajeni sentezler. Granülasyon dokusu oldukça vasküler bir bağ dokusudur ve yara iyileşmesi, olgunlaşması ve yeniden şekillenmesinin son aşamaları için gereklidir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Remodeling</span></span></span> </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Başlangıçta, fibroblastlar, sağlıklı ciltte bol miktarda bulunan tip 1 kollajen yerine daha ince olan tip 3 kollajeni sentezler. Olgunlaşma fazında meydana gelen olay ise, başlangıçta üretilen granülasyon dokusunda bulunan tip 3 kollajenin tip 1 kollajene dönüşmesidir. Bir yara, yaralanmadan 3 ay sonra orijinal gücünün% 80'ini geri kazanacaktır. Ne yazık ki, yaralanmadan önce cildin tam gücüne ulaşmak imkansızdır. (2)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Miyofibroblastlar kasılma hücreleridir, bu nedenle yara kasılması, yara iyileşmesinin son aşamasına, yeniden modelleme veya olgunlaşma aşamasına yol açar. Olgunlaşma veya yeniden şekillendirme aşaması, özellikle tam kalınlıkta yaralarda yaralanma sonrası 1 yıla kadar veya daha uzun sürebilir. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yara kasılması, yara yatağını doldurmak için gereken bağ dokusu miktarını azaltmak için açık yaralarda meydana gelir.Yara yatağını çevreleyen dokunun yeri ve hareketliliği, yaranın ne kadar iyi büzülmesinde rol oynar.</span><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/fsfTEc.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: fsfTEc.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kaynakça</span></span></span> <br />
<br />
1)Grubbs H, Manna B. Wound Physiology. [Updated 2018 Nov 5]. In: StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2020 Jan<br />
2) Janis JE, Harrison B. Wound Healing: Part I. Basic Science. Plast. Reconstr. Surg. 2016 Sep;138(3 Suppl):9S-17S.<br />
3)Broughton G, Janis JE, Attinger CE. The basic science of wound healing. Plast. Reconstr. Surg. 2006 Jun;117(7 Suppl):12S-34S.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KAS KASILMA TİPLERİ VE ENERJİ SİSTEMLERİ]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-kas-kasilma-tipleri-ve-enerji-sistemleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 05:57:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Fzt.Süm</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-kas-kasilma-tipleri-ve-enerji-sistemleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS KASILMASI TİPLERİ</span></span><br />
   Kas gerimi ve yüke göre sınıflandırılır.Cisme bir kuvvet uygulandığında kas kasılıyorsa bu duruma KAS GERİMİ denir.Bir cisme,cismi hareket ettirebilecek ağırlık veya zıt kuvvetin uygulanmasına YÜK denir.Kas kasılması tipleri ikiye ayrılır.<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1)İZOMETRİK KASILMA:</span></span><br />
   》Statik kasılmadır.<br />
   》Kas boyunun sabit kaldığı halde gerimin ya da kuvvetin arttırıldığı kasılma şeklidir.(Boy sabit ve kuvvet artar.)<br />
   》Fiziksel anlamda iş olmaz.<br />
   》Isı oluşur.<br />
   》Bir ağırlığı belli yükseklikte tutma,vs,...<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">2)İZOTONİK KASILMA:</span><br />
   》Kas gerimi sabit tutularak kas boyunun kısalması ya da uzamasıyla oluşan kasılma şeklidir.(Kas tonusu sabit ve kas boyu kısalır.)<br />
   》Mekanik iş yapılır.<br />
   》Dinamik kasılmadır.<br />
   》Bir ağırlığın yukarı kaldırılması,kol ve bacağın flexiona getirilmesi,vs,...<br />
   》İzotonik kasılma ikiye ayrılır;<br />
      <span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">☆Konsantrik Kasılma:</span>Kas kısalır.Primer mover kas ve yardımcı kas yanyana gelir.Kas kısalır ve kalınlaşır.Örneğin;Dirseğimizi flexiona aldığımızda biceps kasının durumu.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/mRrza2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mRrza2.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
      <br />
<br />
<br />
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">   ☆Eksentrik Kasılma:</span>Kas yerçekiminden ötürü uzar.Primer mover kas ve yardımcı kas birbirinden ayrılır.Kas uzar ve incelir.Örneğin flexiondaki dirseği extansiyona getirdiğimizde biceps kasının durumu.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/MRPy27.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MRPy27.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS KASILMASI İÇİN GEREKLİ ENERJİ SİSTEMLERİ</span></span><br />
   Flamentlerin kayması için enerji gerekir.Bu enerji ATP'nin ATPaz enzimi(Miyozin başında bulunur)ile parçalanmasıyla sağlanır.[ATP&gt;ADP+P(enerji)]<br />
   Kas kasılmasi enerji gerektirir.Kasılma için gerekli enerji ATP'nin hidrolizinden kullanılır.[ATP+H2O&gt;ADP+7,3kcal]<br />
Kullanılan enerji kaynakları ise ana enerji kaynağı ATP'dir.Ancak kaslarda kas gücünü en fazla 3sn sürdürebilecek ATP bulunur.Bu yüzden ATP'nin sürekli yenilenlenmesi gerekir.Bunun için 3 yol vardır:<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/rymVaz.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rymVaz.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">1)Kreatin Fosfat Sistemi/Fosfojen Enerji Sistemi:</span><br />
   》Kas hücrelerinde fosfokreatin konsantrasyonu ATP konsantrasyonunun 5 katı kadardır.<br />
   》Dinlenme sırasında ATP moleküllerinin bazıları fosfat gruplarını kreatine transfer ederek kreatin fosfat oluşturur.Yani*metabolizmadan gelen ATP+kreatin=ADP+fosfokreatin.<br />
   》Egzersiz sırasında ise kreatin fosfat hidrolize olarak ADP'dej ATP oluşumunu sağlar.Oluşan ATP kasılmayı devam ettirir.Çalışan kasta tablo*fosfokreatin+ADP=kreatin+ATP.<br />
   》100 metre koşusunda olduğu gibi kısa süreli patlayıcı kas gücü için bu sistem kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">2)Glikojen-Laktik Asit Sistemi:</span><br />
   》ATP oluşturmak için kullanılan ikinci enerji kaynağı kas hücrelerinde depolanmış GLIKOJENdir.<br />
   》Glikojen,glikoza parçalanır.Glikozun pirüvik asit ve laktik aside yıkılmasına GLIKOLIZ denir.<br />
   》Glikoliz sırasında herbir glikoz molekülü önce 2 mol pirüvik aside çevrilir.Sonra iki yol izler;<br />
      1)Genel olarak pirüvik asit molekülü kas hücre mitokondrilerine girerek oksijen varlığında çok sayıda ATP yapımını sağlar.[Glikoz&gt;Pirüvik asit&gt;Laktik asit.Bu işlem anaerobik olarak gerçekleşir.<br />
 Eğer pirüvik asit&gt;CO2+H2O dönüşseydi aerobik olarak gerçekleşmiş olacaktı.]<br />
      2)Eğer glikoz metabolizmasının bu aşamasında oksijen yetersiz ise pirüvik asidin çoğu laktik aside çevrilir bu da yorgunluğa sebep olur.Anaerobik glikoliz tek başına kas kasılmasını ancak 1-2dk sürdürebilir.Aerobik sisteme göre işlem 2,5 kat daha hızlı meydana gelir.Bu yüzden kasların kısa ve orta süreli kasılmaları için enerji gerektiğinde devrededir.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/VBgLGq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VBgLGq.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">3)Aerobik Enerji Sistemi:</span><br />
   》Glikoz+2ATP=6CO2+6H2O+38ATP.İşlem oksijen varlığında gerçekleşir.<br />
   》ATP oluşturmak için son enerji kaynağıdır(Aerobik glikoliz.).Ortamda yeterli oksijen bulunduğunfa pirüvik asit mitokondride sitrik asit siklusuna girerek karbondioksit ve su oluşturur.<br />
   》Bu kimyasal reaksiyon zincirinde pirüvik asit önce Asetil CoA'ya dönüşür.Sonra Asetil CoA'nın asetil parçası CO2 ve H2O'ya dönüşür.Hidrojen atomları okside olur sonucunda ATP oluşumu için büyük miktarda enerji serbestler.<br />
   》Uzun süreli kasılmalarda kullanılan enerjinin %95'i bu enerji sistemi sayesinde elde edilir.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/AG0qb7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: AG0qb7.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
   Tekrar özetlersek;<br />
      ●Fosfojen sistem=8-10sn,ani kas gücü gerektiğinde örneğin 100 metre koşu,atlama,ağırlık aktarma,vs,...<br />
      ●Glikojen-Laktik Asit Sistemi=1-2dakika,200-800 metre koşusu gibi aktivitelerde etkindir.<br />
      ●Aerobik Enerji Sistemi=Sınırsız enerjiyi sağlar.Uzun atletik aktivitelerde örneğin maraton gibi etkindir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS KRAMPLARI/KONTROL EDILEMEYEN SPAZM:</span></span><br />
   Nedenleri arasında dehidratasyon ve elektrolit dengesizliği söylenebilir.Yapılması gerekenler neler?<br />
      *Kası gerin veya basınç uygulayın.<br />
      *Kası çimdikleyin.Masaj yapmayın.<br />
      *Eletrolit içeren sıvılar(portakal suyu,su)için.<br />
<br />
   Kaynak: Laima Pınar,Sinir ve Kas Fizyolojisi Temel Bilgileri,Baskı(Ankara:Akademisyen Kitabevi,2016,4.baskı.<br />
<br />
<br />
   Etiket:fizyoloji,kas,aerobik ve anaerobik enerji sistemi,kasılma.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS KASILMASI TİPLERİ</span></span><br />
   Kas gerimi ve yüke göre sınıflandırılır.Cisme bir kuvvet uygulandığında kas kasılıyorsa bu duruma KAS GERİMİ denir.Bir cisme,cismi hareket ettirebilecek ağırlık veya zıt kuvvetin uygulanmasına YÜK denir.Kas kasılması tipleri ikiye ayrılır.<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1)İZOMETRİK KASILMA:</span></span><br />
   》Statik kasılmadır.<br />
   》Kas boyunun sabit kaldığı halde gerimin ya da kuvvetin arttırıldığı kasılma şeklidir.(Boy sabit ve kuvvet artar.)<br />
   》Fiziksel anlamda iş olmaz.<br />
   》Isı oluşur.<br />
   》Bir ağırlığı belli yükseklikte tutma,vs,...<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">2)İZOTONİK KASILMA:</span><br />
   》Kas gerimi sabit tutularak kas boyunun kısalması ya da uzamasıyla oluşan kasılma şeklidir.(Kas tonusu sabit ve kas boyu kısalır.)<br />
   》Mekanik iş yapılır.<br />
   》Dinamik kasılmadır.<br />
   》Bir ağırlığın yukarı kaldırılması,kol ve bacağın flexiona getirilmesi,vs,...<br />
   》İzotonik kasılma ikiye ayrılır;<br />
      <span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">☆Konsantrik Kasılma:</span>Kas kısalır.Primer mover kas ve yardımcı kas yanyana gelir.Kas kısalır ve kalınlaşır.Örneğin;Dirseğimizi flexiona aldığımızda biceps kasının durumu.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/mRrza2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mRrza2.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
      <br />
<br />
<br />
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">   ☆Eksentrik Kasılma:</span>Kas yerçekiminden ötürü uzar.Primer mover kas ve yardımcı kas birbirinden ayrılır.Kas uzar ve incelir.Örneğin flexiondaki dirseği extansiyona getirdiğimizde biceps kasının durumu.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/MRPy27.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MRPy27.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS KASILMASI İÇİN GEREKLİ ENERJİ SİSTEMLERİ</span></span><br />
   Flamentlerin kayması için enerji gerekir.Bu enerji ATP'nin ATPaz enzimi(Miyozin başında bulunur)ile parçalanmasıyla sağlanır.[ATP&gt;ADP+P(enerji)]<br />
   Kas kasılmasi enerji gerektirir.Kasılma için gerekli enerji ATP'nin hidrolizinden kullanılır.[ATP+H2O&gt;ADP+7,3kcal]<br />
Kullanılan enerji kaynakları ise ana enerji kaynağı ATP'dir.Ancak kaslarda kas gücünü en fazla 3sn sürdürebilecek ATP bulunur.Bu yüzden ATP'nin sürekli yenilenlenmesi gerekir.Bunun için 3 yol vardır:<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/rymVaz.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rymVaz.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">1)Kreatin Fosfat Sistemi/Fosfojen Enerji Sistemi:</span><br />
   》Kas hücrelerinde fosfokreatin konsantrasyonu ATP konsantrasyonunun 5 katı kadardır.<br />
   》Dinlenme sırasında ATP moleküllerinin bazıları fosfat gruplarını kreatine transfer ederek kreatin fosfat oluşturur.Yani*metabolizmadan gelen ATP+kreatin=ADP+fosfokreatin.<br />
   》Egzersiz sırasında ise kreatin fosfat hidrolize olarak ADP'dej ATP oluşumunu sağlar.Oluşan ATP kasılmayı devam ettirir.Çalışan kasta tablo*fosfokreatin+ADP=kreatin+ATP.<br />
   》100 metre koşusunda olduğu gibi kısa süreli patlayıcı kas gücü için bu sistem kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">2)Glikojen-Laktik Asit Sistemi:</span><br />
   》ATP oluşturmak için kullanılan ikinci enerji kaynağı kas hücrelerinde depolanmış GLIKOJENdir.<br />
   》Glikojen,glikoza parçalanır.Glikozun pirüvik asit ve laktik aside yıkılmasına GLIKOLIZ denir.<br />
   》Glikoliz sırasında herbir glikoz molekülü önce 2 mol pirüvik aside çevrilir.Sonra iki yol izler;<br />
      1)Genel olarak pirüvik asit molekülü kas hücre mitokondrilerine girerek oksijen varlığında çok sayıda ATP yapımını sağlar.[Glikoz&gt;Pirüvik asit&gt;Laktik asit.Bu işlem anaerobik olarak gerçekleşir.<br />
 Eğer pirüvik asit&gt;CO2+H2O dönüşseydi aerobik olarak gerçekleşmiş olacaktı.]<br />
      2)Eğer glikoz metabolizmasının bu aşamasında oksijen yetersiz ise pirüvik asidin çoğu laktik aside çevrilir bu da yorgunluğa sebep olur.Anaerobik glikoliz tek başına kas kasılmasını ancak 1-2dk sürdürebilir.Aerobik sisteme göre işlem 2,5 kat daha hızlı meydana gelir.Bu yüzden kasların kısa ve orta süreli kasılmaları için enerji gerektiğinde devrededir.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/VBgLGq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VBgLGq.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #0074d9;" class="mycode_color">3)Aerobik Enerji Sistemi:</span><br />
   》Glikoz+2ATP=6CO2+6H2O+38ATP.İşlem oksijen varlığında gerçekleşir.<br />
   》ATP oluşturmak için son enerji kaynağıdır(Aerobik glikoliz.).Ortamda yeterli oksijen bulunduğunfa pirüvik asit mitokondride sitrik asit siklusuna girerek karbondioksit ve su oluşturur.<br />
   》Bu kimyasal reaksiyon zincirinde pirüvik asit önce Asetil CoA'ya dönüşür.Sonra Asetil CoA'nın asetil parçası CO2 ve H2O'ya dönüşür.Hidrojen atomları okside olur sonucunda ATP oluşumu için büyük miktarda enerji serbestler.<br />
   》Uzun süreli kasılmalarda kullanılan enerjinin %95'i bu enerji sistemi sayesinde elde edilir.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/AG0qb7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: AG0qb7.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
   Tekrar özetlersek;<br />
      ●Fosfojen sistem=8-10sn,ani kas gücü gerektiğinde örneğin 100 metre koşu,atlama,ağırlık aktarma,vs,...<br />
      ●Glikojen-Laktik Asit Sistemi=1-2dakika,200-800 metre koşusu gibi aktivitelerde etkindir.<br />
      ●Aerobik Enerji Sistemi=Sınırsız enerjiyi sağlar.Uzun atletik aktivitelerde örneğin maraton gibi etkindir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS KRAMPLARI/KONTROL EDILEMEYEN SPAZM:</span></span><br />
   Nedenleri arasında dehidratasyon ve elektrolit dengesizliği söylenebilir.Yapılması gerekenler neler?<br />
      *Kası gerin veya basınç uygulayın.<br />
      *Kası çimdikleyin.Masaj yapmayın.<br />
      *Eletrolit içeren sıvılar(portakal suyu,su)için.<br />
<br />
   Kaynak: Laima Pınar,Sinir ve Kas Fizyolojisi Temel Bilgileri,Baskı(Ankara:Akademisyen Kitabevi,2016,4.baskı.<br />
<br />
<br />
   Etiket:fizyoloji,kas,aerobik ve anaerobik enerji sistemi,kasılma.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KAYAN FLAMENTLER TEORISI VE KAS KASILMASI]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-kayan-flamentler-teorisi-ve-kas-kasilmasi.html</link>
			<pubDate>Sat, 15 Feb 2020 07:53:36 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Fzt.Süm</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-kayan-flamentler-teorisi-ve-kas-kasilmasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAYAN FLAMENTLER TEORISI VE KAS KASILMASI</span></span><br />
   Sarkolemma,hücre derinliklerine girer ve T tübülleri sistemini oluşturur.Bu sistem,bir aksiyon potansiyeli kas lif membranı üzerinde yayılırken,T tübülleri boyunca kas lifinin derinliklerine yayılmasını sağlar.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAYAN FLAMENTLER TEORISI NEDIR?</span><br />
   Kas kasılması I bandının,A bandı arasına ya da ince flamentlerin,kalın flamentler arasına kaymasıyla açıklanır.Buna KAYAN FLAMENTLER TEORİSİ denir.Kas lifi membranının depolarizasyonu motor son plak da denilen nöromusküler kavşakta başlar ve Aksiyon potansiyeli(AP) kas lifi boyunca yayılır,kasılma olayı başlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAS KASILMASI BASAMAKLARI NELERDIR?</span><br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">1)</span>AP,motor sinir boyunca yayılır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">2)</span>Voltaj kapılı Ca kanallarından sinir sonlarına Ca girmesi nöromuskuler kavşakta Asetilkolin(Ach) serbestlenmesine sebep olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">3)</span>Ach,postsinaptik membrandaki nikotinik reseptöre bağlanır.Kas lifi membranının Na geçirgenliği artar.<br />
  <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color"> 4)</span>Iyonların kas lifi hücre içine geçmesiyle nöromusküler kavşakta son plak potansiyeli denen lokal bir potansiyel değişikliği olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">5)</span>Böylece membranın içinde 20-30 mv'luk potansiyel değişikliği voltaj bağımlı Na kapılarının açılmasına ve hücre içine bolca Na girmesine sebep olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">6)</span>Ap başlar ve membran depolarize olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">7)</span>Oluşan depolarizasyon sarkolemma ve t tübülleri boyunca yayılır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">8)</span>Ca,Sarkoplazmik Retikulum terminal sisternalardan ince ve kalın flamentlere yayılır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">9)</span>Ca,aktin üzerindeki miyozin bağlanma noktalarını açmak için TroponinC ye bağlanır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">10)</span>Aktin-miyozin arası çapraz köprüler kurulur,kas lifi boyunca kısalma olur ve ince flamentler kalın flamentler üzerinde kayar.Kasılma oluşur.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAS GEVŞEMESI BASAMAKLARI</span><br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   1)</span>Ca serbestlenmesinden kısa zaman sonra,SR membranında bulunan aktif taşıma mekanizması(Ca pompası)ile enerji kullanarak tekrar retikulum içine alınır.<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   2)</span>Sarkoplazmik sıvıda Ca konsantrasyonu azalır,troponinC'ye bağlı Ca iyonları çözülerek ayrılır.Bunlarda Ca pompası ile SR içine alınır.<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   3)</span>Bu durumda sonuç olarak aktin miyozin arasındaki etkileşim zayıflayarak sona erer.Ayrıca ATP miyozin başındaki serbest bölgeye bağlanarak miyozin başının aktindem ayrılmasını sağlar.<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   4)</span>Aktin flamentleri iki tarafta birbirinden uzaklaşır sonuç olarak sarkomer boyu ve dolayısıyla kas boyu uzar.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAS SARSISI VE EĞRISI</span><br />
   AP,kısa süreli bir kasılma ve onu takiben bir gevşemeye neden olur.Buna kas sarsısı;grafiğine ise kas sarsı eğrisi denir.Kısaca kasın bir kes kasılıp gevşemesine sarsı ismi verilir.Sarsı membran depolarize olduktan 2 msn kadar sonra ya da repolarizasyon bitmeden başlar.<br />
Sarsı eğrisi 3 dönemden oluşur:<br />
      1)Latent dönem:Gizli dönem,kas dinlenmesi.Kas lifine uyarı geldikten sonra cevap vermesine kadar geçen süre genelde 3-10 msn arası kadardır.<br />
      2)Kasılma dönemi:Kasta gerilim ortaya çıkar ve kısalır.İskelet kasından 25msn sürer.<br />
      3)Gevşeme:Kasta gerilim azalır ve uzar.Kasılma döneminden uzun sürer.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">TETANUS NEDIR?</span><br />
   Her AP ile SR'dan sitoplazmaya daha fazla Ca salgılanır ve hemen geri alınamaması sebebiyle sitoplazmada Ca artar.Kasılma frekansının da artmasıyla beraber kasta gevşeme olmaksızın kasılmalar birbiri üzerine eklenir.Kas gevşemeye fırsat bulamadan devamlı olarak kasılma halinde bulunur ve buna TETANUS denir.<br />
<br />
   Kaynak:Halis Köylü,Sağlık Bilimleri İçin Temel Fizyoloji,Baskı(İstanbul:İstanbul Tıp Kitabevleri,2017)<br />
                Laima Pınar,Sinir ve Kas Fizyolojisi Temel Bilgileri,Baskı(Ankara:Akademisyen Kitabevi,2016,4.baskı)<br />
<br />
<br />
   Etiket:fizyoloji,anatomi,tetanus,ap,kayan flamentler,kas kasılma ve gevşeme.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAYAN FLAMENTLER TEORISI VE KAS KASILMASI</span></span><br />
   Sarkolemma,hücre derinliklerine girer ve T tübülleri sistemini oluşturur.Bu sistem,bir aksiyon potansiyeli kas lif membranı üzerinde yayılırken,T tübülleri boyunca kas lifinin derinliklerine yayılmasını sağlar.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAYAN FLAMENTLER TEORISI NEDIR?</span><br />
   Kas kasılması I bandının,A bandı arasına ya da ince flamentlerin,kalın flamentler arasına kaymasıyla açıklanır.Buna KAYAN FLAMENTLER TEORİSİ denir.Kas lifi membranının depolarizasyonu motor son plak da denilen nöromusküler kavşakta başlar ve Aksiyon potansiyeli(AP) kas lifi boyunca yayılır,kasılma olayı başlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAS KASILMASI BASAMAKLARI NELERDIR?</span><br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">1)</span>AP,motor sinir boyunca yayılır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">2)</span>Voltaj kapılı Ca kanallarından sinir sonlarına Ca girmesi nöromuskuler kavşakta Asetilkolin(Ach) serbestlenmesine sebep olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">3)</span>Ach,postsinaptik membrandaki nikotinik reseptöre bağlanır.Kas lifi membranının Na geçirgenliği artar.<br />
  <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color"> 4)</span>Iyonların kas lifi hücre içine geçmesiyle nöromusküler kavşakta son plak potansiyeli denen lokal bir potansiyel değişikliği olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">5)</span>Böylece membranın içinde 20-30 mv'luk potansiyel değişikliği voltaj bağımlı Na kapılarının açılmasına ve hücre içine bolca Na girmesine sebep olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">6)</span>Ap başlar ve membran depolarize olur.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">7)</span>Oluşan depolarizasyon sarkolemma ve t tübülleri boyunca yayılır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">8)</span>Ca,Sarkoplazmik Retikulum terminal sisternalardan ince ve kalın flamentlere yayılır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">9)</span>Ca,aktin üzerindeki miyozin bağlanma noktalarını açmak için TroponinC ye bağlanır.<br />
   <span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">10)</span>Aktin-miyozin arası çapraz köprüler kurulur,kas lifi boyunca kısalma olur ve ince flamentler kalın flamentler üzerinde kayar.Kasılma oluşur.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAS GEVŞEMESI BASAMAKLARI</span><br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   1)</span>Ca serbestlenmesinden kısa zaman sonra,SR membranında bulunan aktif taşıma mekanizması(Ca pompası)ile enerji kullanarak tekrar retikulum içine alınır.<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   2)</span>Sarkoplazmik sıvıda Ca konsantrasyonu azalır,troponinC'ye bağlı Ca iyonları çözülerek ayrılır.Bunlarda Ca pompası ile SR içine alınır.<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   3)</span>Bu durumda sonuç olarak aktin miyozin arasındaki etkileşim zayıflayarak sona erer.Ayrıca ATP miyozin başındaki serbest bölgeye bağlanarak miyozin başının aktindem ayrılmasını sağlar.<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">   4)</span>Aktin flamentleri iki tarafta birbirinden uzaklaşır sonuç olarak sarkomer boyu ve dolayısıyla kas boyu uzar.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">KAS SARSISI VE EĞRISI</span><br />
   AP,kısa süreli bir kasılma ve onu takiben bir gevşemeye neden olur.Buna kas sarsısı;grafiğine ise kas sarsı eğrisi denir.Kısaca kasın bir kes kasılıp gevşemesine sarsı ismi verilir.Sarsı membran depolarize olduktan 2 msn kadar sonra ya da repolarizasyon bitmeden başlar.<br />
Sarsı eğrisi 3 dönemden oluşur:<br />
      1)Latent dönem:Gizli dönem,kas dinlenmesi.Kas lifine uyarı geldikten sonra cevap vermesine kadar geçen süre genelde 3-10 msn arası kadardır.<br />
      2)Kasılma dönemi:Kasta gerilim ortaya çıkar ve kısalır.İskelet kasından 25msn sürer.<br />
      3)Gevşeme:Kasta gerilim azalır ve uzar.Kasılma döneminden uzun sürer.<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">TETANUS NEDIR?</span><br />
   Her AP ile SR'dan sitoplazmaya daha fazla Ca salgılanır ve hemen geri alınamaması sebebiyle sitoplazmada Ca artar.Kasılma frekansının da artmasıyla beraber kasta gevşeme olmaksızın kasılmalar birbiri üzerine eklenir.Kas gevşemeye fırsat bulamadan devamlı olarak kasılma halinde bulunur ve buna TETANUS denir.<br />
<br />
   Kaynak:Halis Köylü,Sağlık Bilimleri İçin Temel Fizyoloji,Baskı(İstanbul:İstanbul Tıp Kitabevleri,2017)<br />
                Laima Pınar,Sinir ve Kas Fizyolojisi Temel Bilgileri,Baskı(Ankara:Akademisyen Kitabevi,2016,4.baskı)<br />
<br />
<br />
   Etiket:fizyoloji,anatomi,tetanus,ap,kayan flamentler,kas kasılma ve gevşeme.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KAS FİZYOLOJİSİNE GİRİŞ]]></title>
			<link>https://www.fizyoplatforum.com/konu-kas-fizyolojisine-giris.html</link>
			<pubDate>Tue, 11 Feb 2020 12:16:52 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.fizyoplatforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Fzt.Süm</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.fizyoplatforum.com/konu-kas-fizyolojisine-giris.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS FİZYOLOJİSİ</span><br />
 Kas fizyolojisi,kas kasılmasını ve gevşemesini inceler.Kaslar organizmanın hareket fonksiyonunu gerçekleştiren yapılardır.Biyokimyasal enerjiyi》 mekanik enerjiye çevirerek kuvvet oluşturur ve hareketleri gerçekleştirirler.Hareketleri düzgün şekilde ve sırayla yapabilmek için sinir sistemi ve kasların birbiriyle uyumlu çalışması gerekir.Kasların hareket,postür(duruş)sağlanması ve ısı üretimi gibi görevleri vardır.Vücudumuzda yaklaşık; %40 iskelet kası ve %10 kalp ve düz kas bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KASLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ</span><br />
*Kasılabilme》bir kasın kuvvete karşı kısalma yeteneği<br />
*Uyarılabilme》kasın bir uyarıya yanıt verme kapasitesi<br />
*Gerilebilme》kasın bir dereceye kadar normal dinlenim uzunluğuna kadar gerilebilmesi<br />
*Esneme》Kasın gerildikten sonra orjinal dinlenim uzunluğuna geri dönmesi<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KAS TİPLERİ VE GENEL ÖZELLİKLERİ</span><br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">1)İskelet kası:</span><br />
*İskelete yapışan kaslarda bulunurlar.<br />
*İstemli olarak kasılırlar.(Somatik sinir sisteminin kontrolü altında,spinal sinirlerle uyarılırlar)<br />
*Lifleri uzun silindirik tiptedir.<br />
*Belirgin enine çizgilenirler.<br />
*İskelet hareketi,postür ve ısı üretiminden sorumludurlar.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">2)Düz kas:</span><br />
*Sindirim,solunum,üreme,üriner sistemin organ duvarlarında ve kan damarlarında bulunur.<br />
*İstemsiz olarak kasılırlar.(Otonom sinir sisteminin kontrolü altında)<br />
*Lifleri iğcik şeklindedir.<br />
*İskelet kasında bulunan çizgilenme düz kaslarda yoktur.<br />
*İç organ ve damarlarda hareketi sağlarlar.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">3)Kalp Kası:</span><br />
*Kalpte bulunur.<br />
*İstemsiz olarak kasılırlar.(Otonom sinir sistemi kontrolü altında,düz kaslardaki gibi)<br />
*Çizgili yapıda ve dallanmış tiptedir.<br />
*Kan pompalama görevinden sorumludur.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KAS LİFİ TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ</span><br />
 Kasların hepsi aerobik ve anaerobik metabolizma özelliklerine sahip olsalar da bazı kas lifleri ve o liflerin bulunduğu kaslarda bu iki özellikten biri daha gelişmiştir.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">1)Yavaş Kaslar=Tip1 Lifler=Postüral-Tonik Kaslar:</span><br />
 Enerji oluşumu aerobik metabolizma ve oksidatif yolla olur.Çok sayıda mitokondri ve aerobik solunum enzimi içerirler.Miyoglobin içeriği fazla olduğundan kırmızı görünümlüdür bu yüzden kırmızı lifler diye de adlandırılabilir.Çok sayıda kılcal damarlara sahiptir.<br />
 Uzun süreli ve yavaş olaylarda önemlidir.Uzun süreli kasılmalara dayanıklıdır ve geç yorulurlar.Bu tip liflerde kasılma kuvveti düşüktür.Uzun süreli aktivitelerde rol oynayan kaslar ve vücudun yerçekimine karşı desteklenmesinde iş gören kaslarda(antigravite kasları gibi)kırmızı lif oranı yüksektir.Örneğin maratoncularda kırmızı lif oranı yüksektir.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">2)Intermediate(Ara)Form Lifler=Tip2A Lifler:</span><br />
 Tip1 ve Tip2 liflere ek olarak kaslar ara form lifler içerir.Bu lifler hızlı liflerdir ancak anaerobik kapasitenin yanı sıra aerobik kapasiteye de sahiptir.Tip2B liflerden ayırt etmek için Tip2A olarak adlandırılırlar.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">3)Hızlı Kaslar=Tip2B Lifler=Fazik Kaslar:</span><br />
 Enerji oluşumu anaerobik metabolizma ve glikolitik yolla olur.Hızlı kaslar myoglobin içeriği azdır ve beyaz görünürler.Bu nedenle beyaz lifler olarak da adlandırılabilir.<br />
 Dayanıklı değiller ve çabuk yorulurlar.Hızlı ve güçlü kas kasılmasını gerektiren durumlarda,incelik gerektiren hareketlerin yapılmasında görevli kaslarda beyaz lif oranı yüksektir.Örneğin sürat sporu yapan ya da haltercilerde beyaz lif oranı yüksektir.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">İSKELET KASI DETAYLI İNCELEME</span><br />
 İskelet kası,birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşur.Her kas lifi SARKOLEMMA denilen membran ile çevrilmiştir.<br />
Çok sayıda KAS LİFİ biraraya gelerek》 FASİKÜLLERİ;fasiküller ise biraraya gelerek》İSKELET KASINI oluştururlar.<br />
 Kas lifini saran bağ dokuya=ENDOMİSYUM,fasikülleri saran bağ dokuya=PERİMİSYUM,iskelet kasını saran bağ dokuya=EPİMİSYUM denir.<br />
 Her kas lifi birkaç nükleus içerir.Bunlar sarkolemmanın hemen altındadır.Kas hücresinin sitoplazmasına SARKOPLAZMA denir ve Na,K,Ca,Mg gibi elektrolitler bulunur.Kas lifleri MİYOFİBRIL adı verilen yapılardan oluşur.Miyofibriller ise MİYOFLAMENT adı verilen yapılardan oluşur.Kalın miyoflamentler miyozindir.İnce miyoflamentler;aktin, tropomiyozin ve troponindir.Troponinin 3 alt grubu vardır;<br />
      TroponinT:Tropomiyozine bağlanan alt kısım.<br />
      TroponinI:Miyozin aktin etkileşimini inhibe eder yani gevşemede görev alır.<br />
      TroponinC:Ca bağlayan alt kısım yani kasılmada görev alır.<br />
 Kas lifinin her iki ucunda kendi tendon lifi vardır.(Tendon lifleri biraraya gelir ve tendonları oluşturur.Tendonlar,kas kasılırken oluşan gerilime dayanıklıdır)Bu tendon lifleri her iki uçta da kas ve kemik arasında mekanik bir bağlantı oluşturur.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">SARKOMER NEDİR?</span><br />
 2 Z çizgisi arasında kalan ve kastaki en küçük kasılma birimidir.Bir A bandı ve 2 tane I bandından oluşur.Sarkomerin boyu kasın kasılma hızıyla ilişkilidir.<br />
 <br />
 Başka bilgilerde görüşmek üzere...<br />
<br />
Kaynak:Halis Köylü,Sağlık Bilimleri İçin Temel Fizyoloji,Baskı(İstanbul:İstanbul Tıp Kitabevleri,2017)<br />
<br />
   Etiket:fizyoloji,anatomi,kas,iskelet kası,tip1 kas.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #00369b;" class="mycode_color">KAS FİZYOLOJİSİ</span><br />
 Kas fizyolojisi,kas kasılmasını ve gevşemesini inceler.Kaslar organizmanın hareket fonksiyonunu gerçekleştiren yapılardır.Biyokimyasal enerjiyi》 mekanik enerjiye çevirerek kuvvet oluşturur ve hareketleri gerçekleştirirler.Hareketleri düzgün şekilde ve sırayla yapabilmek için sinir sistemi ve kasların birbiriyle uyumlu çalışması gerekir.Kasların hareket,postür(duruş)sağlanması ve ısı üretimi gibi görevleri vardır.Vücudumuzda yaklaşık; %40 iskelet kası ve %10 kalp ve düz kas bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KASLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ</span><br />
*Kasılabilme》bir kasın kuvvete karşı kısalma yeteneği<br />
*Uyarılabilme》kasın bir uyarıya yanıt verme kapasitesi<br />
*Gerilebilme》kasın bir dereceye kadar normal dinlenim uzunluğuna kadar gerilebilmesi<br />
*Esneme》Kasın gerildikten sonra orjinal dinlenim uzunluğuna geri dönmesi<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KAS TİPLERİ VE GENEL ÖZELLİKLERİ</span><br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">1)İskelet kası:</span><br />
*İskelete yapışan kaslarda bulunurlar.<br />
*İstemli olarak kasılırlar.(Somatik sinir sisteminin kontrolü altında,spinal sinirlerle uyarılırlar)<br />
*Lifleri uzun silindirik tiptedir.<br />
*Belirgin enine çizgilenirler.<br />
*İskelet hareketi,postür ve ısı üretiminden sorumludurlar.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">2)Düz kas:</span><br />
*Sindirim,solunum,üreme,üriner sistemin organ duvarlarında ve kan damarlarında bulunur.<br />
*İstemsiz olarak kasılırlar.(Otonom sinir sisteminin kontrolü altında)<br />
*Lifleri iğcik şeklindedir.<br />
*İskelet kasında bulunan çizgilenme düz kaslarda yoktur.<br />
*İç organ ve damarlarda hareketi sağlarlar.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">3)Kalp Kası:</span><br />
*Kalpte bulunur.<br />
*İstemsiz olarak kasılırlar.(Otonom sinir sistemi kontrolü altında,düz kaslardaki gibi)<br />
*Çizgili yapıda ve dallanmış tiptedir.<br />
*Kan pompalama görevinden sorumludur.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">KAS LİFİ TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ</span><br />
 Kasların hepsi aerobik ve anaerobik metabolizma özelliklerine sahip olsalar da bazı kas lifleri ve o liflerin bulunduğu kaslarda bu iki özellikten biri daha gelişmiştir.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">1)Yavaş Kaslar=Tip1 Lifler=Postüral-Tonik Kaslar:</span><br />
 Enerji oluşumu aerobik metabolizma ve oksidatif yolla olur.Çok sayıda mitokondri ve aerobik solunum enzimi içerirler.Miyoglobin içeriği fazla olduğundan kırmızı görünümlüdür bu yüzden kırmızı lifler diye de adlandırılabilir.Çok sayıda kılcal damarlara sahiptir.<br />
 Uzun süreli ve yavaş olaylarda önemlidir.Uzun süreli kasılmalara dayanıklıdır ve geç yorulurlar.Bu tip liflerde kasılma kuvveti düşüktür.Uzun süreli aktivitelerde rol oynayan kaslar ve vücudun yerçekimine karşı desteklenmesinde iş gören kaslarda(antigravite kasları gibi)kırmızı lif oranı yüksektir.Örneğin maratoncularda kırmızı lif oranı yüksektir.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">2)Intermediate(Ara)Form Lifler=Tip2A Lifler:</span><br />
 Tip1 ve Tip2 liflere ek olarak kaslar ara form lifler içerir.Bu lifler hızlı liflerdir ancak anaerobik kapasitenin yanı sıra aerobik kapasiteye de sahiptir.Tip2B liflerden ayırt etmek için Tip2A olarak adlandırılırlar.<br />
<span style="color: #44b8ff;" class="mycode_color">3)Hızlı Kaslar=Tip2B Lifler=Fazik Kaslar:</span><br />
 Enerji oluşumu anaerobik metabolizma ve glikolitik yolla olur.Hızlı kaslar myoglobin içeriği azdır ve beyaz görünürler.Bu nedenle beyaz lifler olarak da adlandırılabilir.<br />
 Dayanıklı değiller ve çabuk yorulurlar.Hızlı ve güçlü kas kasılmasını gerektiren durumlarda,incelik gerektiren hareketlerin yapılmasında görevli kaslarda beyaz lif oranı yüksektir.Örneğin sürat sporu yapan ya da haltercilerde beyaz lif oranı yüksektir.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">İSKELET KASI DETAYLI İNCELEME</span><br />
 İskelet kası,birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşur.Her kas lifi SARKOLEMMA denilen membran ile çevrilmiştir.<br />
Çok sayıda KAS LİFİ biraraya gelerek》 FASİKÜLLERİ;fasiküller ise biraraya gelerek》İSKELET KASINI oluştururlar.<br />
 Kas lifini saran bağ dokuya=ENDOMİSYUM,fasikülleri saran bağ dokuya=PERİMİSYUM,iskelet kasını saran bağ dokuya=EPİMİSYUM denir.<br />
 Her kas lifi birkaç nükleus içerir.Bunlar sarkolemmanın hemen altındadır.Kas hücresinin sitoplazmasına SARKOPLAZMA denir ve Na,K,Ca,Mg gibi elektrolitler bulunur.Kas lifleri MİYOFİBRIL adı verilen yapılardan oluşur.Miyofibriller ise MİYOFLAMENT adı verilen yapılardan oluşur.Kalın miyoflamentler miyozindir.İnce miyoflamentler;aktin, tropomiyozin ve troponindir.Troponinin 3 alt grubu vardır;<br />
      TroponinT:Tropomiyozine bağlanan alt kısım.<br />
      TroponinI:Miyozin aktin etkileşimini inhibe eder yani gevşemede görev alır.<br />
      TroponinC:Ca bağlayan alt kısım yani kasılmada görev alır.<br />
 Kas lifinin her iki ucunda kendi tendon lifi vardır.(Tendon lifleri biraraya gelir ve tendonları oluşturur.Tendonlar,kas kasılırken oluşan gerilime dayanıklıdır)Bu tendon lifleri her iki uçta da kas ve kemik arasında mekanik bir bağlantı oluşturur.<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color">SARKOMER NEDİR?</span><br />
 2 Z çizgisi arasında kalan ve kastaki en küçük kasılma birimidir.Bir A bandı ve 2 tane I bandından oluşur.Sarkomerin boyu kasın kasılma hızıyla ilişkilidir.<br />
 <br />
 Başka bilgilerde görüşmek üzere...<br />
<br />
Kaynak:Halis Köylü,Sağlık Bilimleri İçin Temel Fizyoloji,Baskı(İstanbul:İstanbul Tıp Kitabevleri,2017)<br />
<br />
   Etiket:fizyoloji,anatomi,kas,iskelet kası,tip1 kas.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>